OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

70 İlde Grubu Olan 30 Bin Kişilik Kitap Kulübü

Tuğba Coşkuner

 

Tam zamanlı bir işe sahip olup bir yandan da edebiyatla meşgul olmak, zamanı özgürce kullanamamaktan dolayı meşakkatli bir yoldur. Bu yolda sebatla ilerleyen, çocuklar ve eğitimciler için eserler kaleme alırken bir yandan da Ege’nin küçük bir köyünde öğretmenlik yapan ve “Evladım Sana Diyorum” isimli kitap kulübünün öncülüğünü yapan eğitimci yazar Tuğba Coşkuner ile kitap kulüpleri hakkında konuştuk.

Okumalarınızda esas olarak önemsediğiniz ve üzerinde titizlikle durduğunuz hususlar neler?

Ben her yılın başında, o yıl hangi konulara eğileceğimi ve kendimi hangi konularda eğiteceğimi belirlerim. Kitaplarımı da ona göre seçerim. Aynı konuda, farklı türlerde eserler okuyarak konuya disiplinler arası bir bakış açısı geliştirmeye çalışırım. Örneğin, bir dergi için Yahudi soykırımı meselesine çalıştığım zamanlar, bu konuyu işleyen çizgi romanlardan şiir kitaplarına, almanaklardan bestseller romanlara kadar birçok eser okumuştum. Ancak haz için, damak tadım için, oyalanmak için de çok fazla şey okurum. Sadece aptal puma sendromuna düşmemeye çalışırım. Yani, bu kitabı okurken harcadığım enerji aldığım enerjiden azsa kitabı bırakırım. Dursun Gürlek, “İki gram şeker için bir çuval keçiboynuzu kemirmek.” der buna.

Matbaanın icadının yakın bir tarihte olduğunu düşündüğümüzde, kanaat önderlerinin kitabın ve kağıdın pek de yaygın olmadığı dönemlerde yetiştiğini görüyoruz. Bu bize, okumanın yalnızca kağıt üzerinde yazılanlardan ibaret olmadığını da gösteriyor. Ancak bakışlarımızı bugüne çevirdiğimizde, modern insanda bitmek bilmeyen bir oburluk ve tatminsizlik görmekteyiz. Okuduklarını içselleştirememe ve tatmin olamama halini nasıl yorumluyorsunuz?

Okumak illa kitap okumak demek değildir, sizin de dediğiniz gibi. Çocuğu okumak, gözyaşlarını okumak, bahçeyi okumak, nehri okumak, sokağı okumak, duvarları ve kapı tokmaklarını okumak da okuma eylemine dahildir. Ancak modern çağda harfleri okumak, tüm bunları okumanın önüne geçti. Bu ikisini kıyaslayacak ya da birini diğerinden daha üstün gösterecek değilim. Ancak insanın organik bağlamını tamamen terk edip sadece kurgusal bağlamlara yönelmesi, içindeki boşluğu kapatmak yerine, daha da büyüttü. Bir tarafından bütünüyle terk edilmesi insanı insana yabancılaştırdı. 100 yıl önceki bir savaşta kaybedilenlere merhametten bir dağ inşa ederken, yanı başımızdaki savaşlara duyarsız kaldık. Bu da insanları içimdeki boşluk hissi belki kapanır umuduyla daha hızlı, hep hızlı, en hızlı okumaya itti. Tabii, boşluk hiç kapanmadı. Bu boşluktan hızlı okuma teknikleri satan tacirler yararlandı. Kitabı rafa tekrar koyduktan sonra, o kitabın bir şarkısı olup olmadığını bilmeyen, o kitabın kulağına nasıl bir şarkı söylediğinden bihaber o kadar çok sahte okur var ki…

Söyleşinin tamamını Okur’un 13. sayısında bulabilirsiniz: http://bit.ly/3azFXBj

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?