Genel / Yazılar

Arı Olabilmek

Share this post

Mustafa Kirenci

Okur Dergisi’nin bu yeni sayısına annemin rahatsızlığı sebebiyle memleketimde olduğum için yazımı yetiştiremedim. Döndüğümde, editörümüz Yusuf Temizcan kardeşimin ek süre vermesi de, içimde biriktirdiğim konuların bir çırpıda dile gelemeyeceğini göstermiş oldu. Eski dergi arşivleri arasında dikkatimi çeken kısa bir yazının, yazmak istediğim bir konuyu farklı bir açıdan ele almış olduğunu görünce bu yazının dergi sayfaları arasında kaybolmasına gönlüm razı olmadı.

Roman ve hikâyeleriyle bilinen Sadri Ertem’e (ö. 1943) ait Yedigün Mecmuası’nın 19 Mayıs 1941 tarihli nüshasında yayımlanan “Arı, Çiçek, Bal, İnsan” başlıklı bu kısa yazıyı paylaşmak istedim. Bir mutasavvıfın “Sizi ilk irşad eden kimdi?” sorusuna “Bir böcekti” demesi gibi yaratışın ibretamiz varlıklarından biri olan “Arı” ve “İnsan” arasında kurulan bu istiare umulur ki önemli bir hakikatin bir başka şekilde ifade edilmesi hükmüne geçer.

Arı, Çiçek, Bal, İnsan

Aristo aileyi vücudu kemale gelmiş bir hayvana benzetmişti. Aristo bu teşbih ile sitenin [şehir-devlet] bir hayvan bedeni gibi bir takım vazifeler yapan cihazlardan mürekkep olduğunu anlatmak istemişti.

O zamandan beri, hatta ondan daha evvelki devirlerden beri devleti, insan cemiyetlerini, uzviyetlere benzetmek bir moda halini almış, zaman zaman bu teşbih ve istiare merakı ilim hüviyeti bile kazanmak istemiştir. Nitekim insan cemiyetlerini bir uzviyet telakki etmek, muasır sosyologlar arasında bile bir hayli itibar kazanmıştı. Espinas, cemiyeti bir uzviyet gibi telakki etmekle kalmaz, sosyolojisini bu esasa istinat ettirir. Cemiyeti bir uzviyet telakki edenlere göre insan cemiyet uzviyeti içinde bir hücredir.

Devleti bünyeye, nakli yollarını kan damarlarına, vücuttaki yağları sermayeye benzetmek mutattır. Biz, böyle bir ilim ve fikir macerasına girmek niyetinde değiliz. Bize göre başlık olarak kullandığımız “Arı, çiçek, bal, insan”ı bir fikri daha vazıh bir hale sokmak için kullanıyoruz. Teşbih ve istiarelerin hududundan dışarı çıkmak arzusunda değiliz. Arı ve çiçek münasebeti insanın cemiyet içindeki ideal hizmetlerini, mesut anını ifade eder. Arı çiçekten tecrit edildiği zaman korkunç, zehirli bir mahlûk halini alır. Kovanından yahut çiçeklerinden uzak kalan bir arı soysuzlaşmış, vazifesini, idealini, hizmetini kaybetmiş bir serseridir. Vazifesini, hayati hizmetini kaybettiği için artık o zehir saçar. Dokunduğu uzviyeti şişirir, ızdırap verir.

İnsan arı gibidir. Hizmetini, vazifesini kaybetmiş yahut onu bulamamış olan insanın vakıa arı gibi kanadı yoktur. Onun gibi küçücük bir iğne ile mücehhez değildir. Zehri derhal göze çarpmaz. İnsanın soysuz bir arı mı, yoksa mesut bir arı mı olduğunu anlamak için insan çiçekler arasında yani cemiyet içinde mütalaa edilmelidir. Esasen insanı tek başına bir mahlûk sanmak hatalıdır. İnsan bir cemiyet içindedir. Ve bir iş sahibidir. Bu sebepten başkaları ile alâkalıdır. İş dedik: İş, insanları birbirine ihtiyaç zinciriyle bağlar. Bu bağlılık karşılıklı hizmet mübadelesi, işi alış veriş demektir. Soysuzlaşan arı artık, iş alışverişinde rolü kalmamış bir mahlûktur. Arı ve çiçek misalini bu maddi hüviyetinden çıkararak, daha derunî, daha hissi bir safhada da mütalaa etmek mümkündür.

Bu zamanda arı, mükemmel adamı ifade eder. Bektaşi babasının dilindeki “Arı biziz, bal bizdedir.” sözü bu manada toplum içinde bir nizamı, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ifade eder. Arı bal yapar. Bal yaparken çiçeğin ne rengini, ne şeklini, ne de taravetini [tazeliğini] mahveder. Hiç bir şeye, hiç bir varlığa kötülük etmeden, hiç bir varlığın hayati vazifesini bozmadan, kendi işini görür.

Mükemmel adam bir toplum içinde çiçekleri rahatsız etmeden işini yapan arıdan başka bir şey değildir. Arı gibi olmak, arı gibi faydalı olmak, arı gibi çiçeklerin usarelerinden sentezler yapmak. İşte mesut insanın mesut cemiyetin vasıfları bunlardır.

Sadri Ertem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar