OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Âsafnâme ve Lütfi Paşa

asafname

Lütfi Paşa, II. Beyazıd’ın tahta olduğu yıllarda balkanlardan devşirilen Arnavut kökenli bir Osmanlı devlet adamıdır. Yavuz Sultan Selim döneminde sarayda birtakım hizmetlerde bulunduktan sonra Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bürokratik görevlerde bulunan Lütfi Paşa Kanuni’nin de bir çok seferine iştirak etmiştir. Mimar Sinan gibi Osmanlı mimarisine damga vurmuş birini padişaha arz eden şahsı muhtereminde kendisi olduğu söylenir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde beylerbeyliği ve vezirlik gibi görevlerinden sonra vezir-i âzam olarak tayin edilmiştir. Kanuni’nin kız kardeşi Şah Sultan ile evlenen Lütfi Paşa, bir çok kaynağa göre 1541 yılında sadrazamlıktan azline sebep olan olayın da Şah Sultan ile yaşamış olduğu tartışma(?) olduğu söylenir. Zira, kendisi de bunu doğrular şekilde Âsafnâme adlı eserinde şöyle yazar: “…mağlub-u nisa olmayup anların keyd-ü mekrinden emin olmağıçün sadrazamlıktan fariğ olmağı evla görmeğin…” Sonrasında da zaten ilmi çok seven bir paşa olduğundan Dimetoka’daki çiftliğine çekilip Tevârih-i Âl-i Osman, Âsafnâme gibi eserleri yazmıştır. 1564 yılında vezir-i âzam Lütfi Paşa dâr-ı bekâ’ya uğurlanmıştır.

Öncelikle kitapla alakalı teknik bilgileri vermek gerekirse, Lütfi Paşa Âsafnâme’yi Edirne’de azlinden sonra kaleme aldığı biliniyor. Yazılmasından yaklaşık 350-400 yıl sonra 1910 yılında ilginç bir şekilde birisi Almanya’da diğeri de İstanbul’da olmak üzere iki farklı neşri yapılıyor. Almanya-Leipzig baskısı bir doktora tezinin edisyon-kritik olarak basılmasından ortaya çıkıyor (Tschudi, R., Das Asafname des Lutfi Pascha, nach den Handschriften zu Wien, Dresden und Konstantinopel, Berlin 1910). Yazmalarda ortaya çıkan farklılıklar doğal olarak baskılar arasında da bir fark oluşturuyor. İstanbul-Ali Emiri Efendi(1326-1910/11) baskısı ise Fuad Köprülü’ye göre çok ilmi olmayan bir baskıdır. Bunlarla birlikte daha sonra yapılmış bir çok çalışma ve yayın da bulunmaktadır. Örneğin, transkripsiyon olarak yayınlanmış bir baskı olarak Prof. Dr. Mübahat Kütükoğlu’nun 1991 yılında yapmış olduğu çalışma ve girişte yazmış olduğu literatür taraması ziyadesiyle önemlidir(Kütükoğlu, M., “Lütfî Paşa, Âsafnâmesi, Yeni bir metin denemesi”, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan, Istanbul 1991, 49-120). Bu yayınlar dışında Âsafnâme’yi bizzat veya bir bağlam içerisinde ele alan birçok akademisyen ve tarihçi olmuştur. Bunların arasında ünlü oryantalist Bernard Lewis, Pal Fodor, Colin Imber, Hüseyin Yımaz gibi önemli isimler de mevcuttur.

Âsaf Hz. Süleyman’ın vezirinin ismidir ve her mesleğin bir piri olduğu Osmanlı’da Âsaf’ı vezirlerin piri olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır. Zira, bâb-ı âli yani vezir-i âzam konağı için Bâb-ı Âsafî de denirmiş. İsminden de anlaşılacağı üzere kitabımız vezir-i âzamlara öğüt vermek için kaleme alınmış siyasetname-nasihatname türünde bir eserdir. Lütfi Paşa kitabın ön sözünde “vizaret-i uzma hizmetlerine tasaddur eden karındaşlarıma yadgar olmağiçün” diye belirterek kitabın amacını belirtmiştir.

Eser dört farklı bölümden oluşuyor, bunların ilki ve en önemlisi vezir-i âzamın ahlak ve edebinin nasıl olması gerektiği ve padişah ile ilişkisine dair bölümdür. Lütfi Paşa vezir-i âzamın artan rolünü çok açık olmasa da padişaha dahi devleti ve hükümeti koruyan bir makam olduğunun altını çiziyor. Örneğin padişahı meyl-ü mal’dan alıkoyması gerekenin ve hakim-i sahib-i tedbir olanın vezir-i âzam olduğunu vurguluyor. Bunun dışında bu bölümde devlet protokolüne, bürokratlar arası ilişkiye dair çok kıymetli bilgiler bulmak da mümkün. İkinci bölüm ise “sefer” konusundaki tavsiyelerinden oluşuyor, burada sefere giderken nelerin hazır olması kimlerin komutan olup olmamasına dair teknik bilgiler veriyor. Önemli olarak bahriyeye verdiği önemin altını çiziyor. Üçüncü bölümde “hazine”nin nasıl dengede tutulması gerektiği, saltanatın hazine ile olduğu ve dengede tutulması gerektiği vurgulanıyor. Son olarak da Lütfi Paşa “reaya” yani Osmanlı halkı hakkında bir bölüm, burada devletin selameti için reayanın diri tutulması öğüdü veriliyor. Ve zulüm yüzünden dahi olsa bir yerden kaçan reayanın geri getirtilmesi salık veriliyor, çünkü bütün üretim orada çalışan halka bağlı.

Bütün bu dört bölümü özetlemek gerekirse, metinde göze çarpan en büyük öğenin “adalet” kavramı olduğu görülür. Osmanlı’nın İslam medeniyetinden hatta eski Yunan’dan tevarüs ettiği “adalet” kavramı şu sözlerle özetlenirdi: “Adalet her şeyi lâyık olduğu yere koymaktır.” Lütfi Paşa da gerek üst düzey devlet meselelerinde gerekse de reayanın kendi yerinden ayrılmasına izin verilmemesi, sipahiler gibi giyinememesi gibi birçok noktada bu kadim adalet anlayışından etkilendiği ve tavsiyelerini bu doğrultuda verdiği söylenebilir.

Kütükoğlu, M., “Lütfî Paşa, Âsafnâmesi, (Yeni bir metin denemesi)”, Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan, Istanbul 1991, 49-120

Tschudi, R., Das Asafname des Lutfi Pascha, nach den Handschriften zu Wien, Dresden und Konstantinopel, Berlin 1910

Arif Erbil

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?