Genel / Yazılar

Aşkı Anlatan Mesneviler Kuru Birer Efsane mi?

Share this post

Dursun Ali Tökel

Bu sayıda, divan edebiyatında kitap sıfatları yazılarımıza ara veriyor ve yine kitapla ilgili başka mühim bir noktaya değinmek istiyoruz.

Hemen hepimiz “din nasihattir” hadisini kendimize dayanak edip sağa sola nasihat yağdırmaya bayılırız. Eğer insan verdiği her nasihatle kendisinin imtihan edileceğini düşünse bu kadar bol keseden öğütler saçabilir miydi acaba? Düşünsenize, verdiğiniz nasihatlerden sizi bir bir sığaya çekip, “herkese şöyle şöyle ol dedin, bakalım o ol dediklerinle kendin ne oldun?” deselerdi halimiz nice olurdu?

İşte bu “nice olurdu”yu azami dikkate alan pek çok ârif nasihat vermekten özellikle kaçınmıştır. “Efendim bana bir nasihat ver” diyen birine bir ârifin cevabı şu olmuş: “nasihat ol!” Evet, nasihat olmalı insan, bakanın kendisinden nasihat aldığı yürüyen, yaşayan bir nasihat.

Din Samimi Olmaktır

Peki, vermeye bayıldığımız bu nasihat kelimesinin anlamı ne? Sözlüğe bakarsak “öğüt”. Peki, kelimenin etimolojisine bakarsak ne? Dürüst ve samimi olmak:

“Sözlükteki anlamı ‘birşey saf, halis olmak, kötülük ve bozukluktan uzak bulunmak; iyi niyet sahibi olmak ve başkasının iyiliğini istemek… Kaynaklarda nasihat daha umumi olarak kişinin inanç, ibadet ve her türlü iyiliklerdeki dürüstlük ve samimiyetini ifade edecek şekilde açıklanmaktadır.”1

“Din nasihattir!” demekle Peygamberimizin asıl kastı şu: “Din samimi ve dürüst olmaktır.” Peki, biz bundan neyi anlamışız? Sadece “öğüt vermeyi”. Eğer kelimenin gerçek anlamını bileydik, öğüt yağdırmada bu kadar bonkör davranamazdık.

Peki, kelimenin “öğüt verme” anlamı yok mu? Tabii ki var ama asıl anlamı buharlaştırıp, sadece öğüt üzerine odaklanılması bize neleri kaybettirmiş ortada işte. Bunun sebebi nedir diye sorulsa ne cevap verirdik? Bu sorunun cevabı burada tartışılamayacak kadar karmaşık. Ama şunu demekte fayda var: Türkçe’de kulanılan Arapça kelimelerin pek çoğuna belli bir anlam vermiş ve anlamı onda sabit kılmışız. Yani bu anlamda nerdeyse dilimizde Arapça kelime yok, Türkçeleşmiş Arapça kelimeler var ve bunlar da tamamen bizleşmiş artık. Fakat bu hal, hakikatin ifadesi ve elde edilmesi bakımından son derece tehlikeli bir durumu da işaret etmiyor mu?

Yani böyle devam ederse anlam, anlamı ortaya koyanın değil, bizim onda yarattığımız sun’î anlamların etrafında cereyan edip duruyor, yani öz gitmiş, kabuk kalmış!

Niye mi böyle uzun bir giriş yaptık? İşte yukarıda sorduğumuz sorunun cevaplarından birini bulduğumuz bir eserden bahsetmek için.

1- Mustafa Çağrıcı,“Nasihat”, TDVİA, C:32, s. 438.

Yazının tamamını Okur’un 5. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar