OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Bakmak, Görmek, İzlemek ve Yazmak: Sevgi Soysal

Seval Şahin

Sevgi Soysal, 1936’da doğmuş 1976’da ölmüş. Şu dünyada geçirdiği ömür kırk yıl.

Kırk yıllık ömrüne birçok türde eser sıkıştırmış bir yazar. Sıkıştırmış diyorum, çünkü bu zaman diliminin ancak yarısını yazarak geçirmiş. Bugünkü edebiyatımızda çok kendine has bir yeri var Sevgi Soysal’ın. Özellikle Tante Rosa ile klasikleşmiş bir metin yaratmış durumda.

Bir kadının, kendine dayatılan bir hayatın dışında kendi istediği ve gerekirse bu isteğini yerine getirmek için her şeye razı olduğu bir hayatın çeşitli safhalarıyla Tante Rosa, yazıldığı tarih olan 1968’den bugüne değin üzerinde konuşulan, tartışılan bir metin. Öyle olmaya da devam edecek.

Eserde Sevgi Soysal’ın birçok eserinde olduğu gibi parçalı bir anlatıma başvurulması, onu türler arasında bir yerde sınıflandırmakta da zorlanmaya sebep olmuş. Ona hikaye diyenler de var, roman da. Sevgi Soysal, Tante Rosa’yı tefrika gibi parça parça yayımlamış. Sonrasında onu “Tante Rosa” başlığı altında bütünlemiş, bu bütünlemede de tefrika ettiği sıraya, yani Tante Rosa’nın hayatının çocukluktan yaşlılığa kadar geçen sürecini göz önüne alarak, uymuş. Böylece karşımıza parçalı bir şekilde, bir kadının hayatının farklı anlarına odaklanan, kitap bütünlendiğinde ise o kadının hayatının farklı zaman dilimlerinden bir fotoğraf albümüne bakar gibi hem baktığımız hem okuduğumuz bir metin ortaya çıkmış. Nitekim bakmak ve izlemek, Sevgi Soysal edebiyatının olmazsa olmazlarındandır. Tüm eserlerinde görsellik belirgin bir şekilde öne çıkar, sinemanın kamera gözünden yararlanmaktan, bir karakteri etrafında dönerek neredeyse her bir pozunu alarak anlatmaktan hoşlanan bir yazardır o. Kahramanının düşünceleri ve iç sesleri kadar olaylar karşısındaki tavırlarını da pozlar halinde metinlerine serpiştirir.

Hızlı ve Ritmik

Yenişehir’de Bir Öğle Vakti (1973), kameranın şehrin üzerine doğru yavaş yavaş geldiği, manzaranın önce uzaktan bulanık bir şekilde görünürken yaklaştıkça sokaklara, bulvarlara, evlere, oradan da kişilere odaklandığı bir açılışla başlar. Kamera kahramana odaklanana kadar şehrin yukarıdan bir fotoğrafını da çeker. Bu fotoğrafta hızlı, ritmik bir anlatımla bulanıklıktan berraklığa geçen manzarada anlatıcının kullandığı anlatım tarzı, bulutun içinden konuşan bir tarihçinin de varlığına işaret eder. Hızlı ve ritmik bir şekilde şehrin farklı zaman dilimleri kelimelerle art arda, neredeyse yığma beton yapar gibi bir halle gözümüzün önüne getirilir. Böylece anlatıcı, bir tarihçiye dönüşür. Birçok zaman dilimini aynı görüntüde, aynı manzarada bir araya getiren bir tarihçidir bu. Olaylar kronolojik değil andan ana atlayarak bütünlenir; bütünlenirken de şehir, tepeden aşağıya bir bakışla tek tek içinde yaşayan farklı bireylerin onda aldıkları konumlarla gösterilir. Kahramanların şehirdeki duyguları, düşünceleri kadar o şehirdeki sınıfsal ve kültürel rolleri de anlatıcı açısından önemlidir. Nitekim Sevgi Soysal edebiyatının en belirleyici özelliklerinden biri de yazarın çok iyi bir gözlemci olması, gözlemlerini gerçekçi ve etkileyici bir dille yansıtabilmesidir.

Yazının tamamını Okur’un 16. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?