Genel / Yazılar

Batan Ayın Kenarına Satırlar

Share this post

Ali Ayçil

Artık aramızda olmayan yazar ya da sanatçıların biyografilerini kaleme alanlar, onların şuraya buraya dağılmış hayatını toplama çabasına girerler. Bu meşakkatli çabanın amacı, hayatı “yansıtılan” kişi hakkında ulaşılabilecek bütün bilgilere ulaşmak, mümkün olduğunca eksiksiz bir hikaye ortaya çıkarabilmektir. Bazen saha öylesine geniş ve zaman öylesine ketumdur ki, biyografi yazarı iğneyle kuyu kazar gibi çalıştığı halde hâlâ pek çok muğlaklığın ortasında dönenip durur. Bazı insanların hayatı biyografileri için verimli ama başka bazılarının hayatı tam tersidir; ilkinde malzemeleri bir düzene koymak ikincisinde ise malzeme bulmak zorluğu vardır. Biyografi yazarının, hayatını kaleme aldığı isimle arasına okuyucuda şüphe bırakmayacak bir mesafe koyması ve bir kıvam tutturması da önemlidir. Biyografik metinler, yargılardan yara alır…

Türkçede birbirinden farklı tarzlarda hazırlanmış titiz bir işçiliğin ürünü olan biyografilere sahibiz. Orhan Okay’ın Beşir Fuad hakkındaki çalışması bunlardan biridir. Tahir Alangu’nun Ömer Seyfettin – Ülkücü Bir Yazar’ın Romanı adıyla yayınlanan Ömer Seyfettin biyografisi de bu türün dilimizdeki güzel örneklerinden biri kabul edilir. Alangu, kendisine uzak bir düşünceye sahip Ömer Seyfettin’in hayatını kaleme alırken olabildiğince objektif davranmış, onunla ilgili hakikatleri bir araya getirebilmeyi amaçlamıştır. Kitabı okuyanlar, yazarın bu niyetini açıkça müşahede ederler. “Türkçede biyografi” denilince ilk akla gelen isimlerden biri de hiç kuşku yok Beşir Ayvazoğlu’dur. Ayvazoğlu, hem biyografiler hem de farklı tarz metinlerle 19. yüzyılın ortasından 20. yüzyılın ortasına kadarki yaklaşık yüz yıllık dönemin kültürel haritasını adeta yeniden çizip, gündeme getirdi. Bir anlamda atiyi maziye bağlayan kalem oldu…

Biyografi yazarının kültürel müktesebatı ve entelektüel kişiliği önemlidir. Ayvazoğlu, eskinin bilgisinin kendisini eskitmesine müsaade etmeyerek daima çağdaş bir yazar olarak kalma konusunda dikkatli davrandı. Eserlerinin kabul görmesinde ve farklı çevreler tarafından takip edilmesinde bu dikkatin payı büyüktür. Donanımı, ciddiyeti ve üslubu da Ayvazoğlu’nun adeta burçları oldu. Beşir Ayvazoğlu sadece Yahya Kemal ya da Peyami Safa gibi çok bilinen insanların hayatıyla ilgilenmedi; yolunu bazen sıra dışı şair Asaf Halet Çelebi’ye, bazen hayatı bir nevi mizah olan Florinalı Nâzım’a, bazen eski bir fotoğrafa, bazen de cepheye davet edilmiş edebiyatçılara düşürdü. Hikayelerini anlattığı yazar – sanatçıların “büyük evi” İstanbul da Ayvazoğlu’nun titizlikle kaleme aldığı bir mekan oldu. Hem hayatlar hem de hayatların geçtiği yer, bir başka deyişle mekan ve insan hakkındaki bilgisi Ayvazoğlu’nun metinlerine kıvam kazandıran önemli bir unsurdur…

Bazı biyografilerin inşası başlı başına bir meseledir. Evi hayal edersiniz ama istediğiniz malzemenin tedarikinde büyük sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Bazen malzeme hiç bulunmaz bazen de eksik malzemeyle iş yapmak zorunda kalabilirsiniz. Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Haşim’in hayatını anlattığı Ömrüm Benim Bir Ateşti kitabını kaleme alırken bu zorlukları fazlasıyla yaşamış olmalı. Bunu önsözden de anlayabiliyoruz. Çünkü eserleri, denemeleri ve bazı istisnai hatıraları dışında şairin 46 yıllık ömrünün safhalarını hikaye edecek malzemeye ulaşmak kolay değildir. Hakkında yazılanlar ve arkadaş çevresinin Haşim’le ilgili anekdotları, biyografi yazarına, hele Ayvazoğlu gibi titiz bir araştırmacıya arzulanan genişlikte bilgi sunmamaktadır. Bağdat’ta geçen çocukluğu ile ilgili bilgiler sınırlıdır, ailesiyle ilgili bilgiler de öyle. Yalnız yaşamış, evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış, bu nedenle aile ve evlatlardan intikal edecek türden malzeme de bırakmamıştır. Bütün bu zorluklara rağmen Beşir Ayvazoğlu, Haşim’le ilgili Türkçe’deki en kapsamlı biyografiyi ortaya çıkarmayı, başka bir söyleyişle “batan ayın kenarına şiir yazan” şairi resmetmeyi başarmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar