Genel / Yazılar

Bibliyofil Demesek, Kitapseveriz Biz

Share this post

Yusuf Turan Günaydın

Çokça kitapsever (bibliyofil) tanıdığım oldu ve halen de var. Sanırım tanıdığım ilk bibliyofil rahmetli babamdı. 12 Eylül’de SEKA’ya giden kitaplarına yanar, yine kitap almaya devam ederdi. Sadece kitap mı, dergiler ve gazeteler… 12 Eylül öncesinde babamın kitaplarının yüzde sekseni, öğrenciler ve öğretmenler faydalansın diye bir öğretmen cemiyetinin lokalinde dururdu. Matbaadaki kitaplar bunun yanında devede kulak misaliydi. Kitaplarını herkese verir, sonra da unuturdu. Takip de etmezdi. Bunların içinden yıllarca sonra gelenleri olmuştu. O, mesleğinin bir parçası olarak ciltçiydi aynı zamanda. Kitapları ciltlerken onu seyretmeye doyum olmazdı. Çok özenirdi, kendi beğenmeyeceği bir cildi müşterisine veremezdi.

Prensipleri vardı; bir defa her formaya en az üç dikiş atılacak (formasız kitapları ciltlemeyi sevmezdi). Dikiş işi sonrasında sırt yapıştırılıp kuruyunca kitabın kenarlarından tıraş alırken en az miktarda kesilecek (bir kitabın kenarında ne kadar çok pay kalırsa o kadar çok ciltlenebilir). Kapak yapılırken alttan, üstten ve sağ kenardan mutedil ölçüde pay bırakılacak.

Ankara’ya okumak için geldiğimde kendimi kitapsever bir camia içinde buldum. Öğrenci harçlıklarımızla kitap alıyor, okuyor, birbirimize veriyor, kitabı hırpalanmış olarak iade edenlerle belki kavga ediyor, dergileri okuduktan sonra saklayıp, ciltliyor/ciltletiyorduk. Dolayısıyla daha öğrenciyken çokça kitabımız vardı. Mezun olup da çalışmaya başlayınca kitap almalarımız hızlandı elbette.

Kitapların Tozunu Almak

Ankara’da ilk tanıdığım kitapsever sınıf arkadaşım Osman Selvi’dir. Onunla dolaşırdık kitapçıları hep. Aramızda kitap alışverişinde de bulunurduk. Osman evlendikten sonra kitapseverlik konusunda uzun süren bir rötar yaşadı sanırım. Daha sonra kitap konusunda seçici bir tanıdığımız oldu: Mehmet Erdoğan. Bizden birkaç sınıf üstteydi. Evimize gelir, evine giderdik ve kitaplarını görürdük. Kitaplığı küçük ama son derece düzenliydi, sanırım kitaplarının tozlarını bile alıyordu. Her kitabı okumaz ve almazdı da. Çok seçiciydi; ondan okumak için kitap alırdık. Ama tabii herkese kitap vermezdi.

İsmail Kasap’ı ilk tanıdığımda Mehmet Abi ile aynı evde kalıyorlardı. Kitaplarını ilk gördüğüm günü hatırlıyorum: Odasında duvar kenarında üst üste konulmuş belki 50 kitap… Bunlardan üçünü seçmiş ve okumak için istemiştim, vermişti. İsmail Abi’nin bugünkü kitaplığını da biliyorum, artık kitaplık boyutunu aşıp bir kütüphaneye dönüşmüş durumda… İsmail Kasap cömerttir; kitaplarını kimseden esirgemez. Herhangi bir kitabı edindiğinde heyecanla o kitabın bilgisini paylaşır fakat muhatabının kendisi kadar heyecan duymayışı karşısında önce şaşar sonra da adeta isyan eder (kızar). Yakın zamanlara kadar, “Bir kitapsever ver sadece kitap satın alabilir.” fikrindeydi; kitaplarını satanlara fena kızardı. Sanırım artık o kadar kızmıyor. Aldığı kitaplardan söz etmek için onun kadar telefon meşgul eden pek az kişi vardır sanırım. Eh tabii artık whatsapp sayesinde kapak resimlerini de gönderiyor. Onun bir de “mükerrer kitap eleme” huyu vardır (fazla beyana hacet yok, bilenler bilir). Bir kitap kendisinde bulunsa bile verildiğinde asla hayır demez. Fakat mükerrer kitapların turşusunu da kurmaz; onları arkadaşlarına, öğrencilerine yerli yerince dağıtır.

Kâmil Büyüker de İsmail Kasap’ın izinden gidenlerdendir. Bir ara sahaflarda bulduğu ilgi çekici kitaplar için telefon ediyor, onları teker teker ve tane tane tanıtmaya çok zaman ayırıyordu. Kâmil, kitapsever bir arkadaş olarak cömerttir. Ondan icabında çok kıymetli bir kitabını isteyebilirsiniz, size bu rahatlığı sağlar. Onunla ayrıca fırsat buldukça ayraç değiş-tokuşu da yaparız (fazla ayraçlardan tabii).

Ücrete Tâbi Olmayan Danışmanlık

Ankara’nın en kitapsever şahsiyetini de tanımakla bahtiyarım: Ali Birinci. Onu Türk-İş Pasajı’ndaki Ülke Kitabevi’nde tanımıştım. Ben de dahil İsmail Kasap’la, Yahya Erdem’le birlikte Ali Birinci eşliğinde sahafları dolaşır, alınması gerekli, kıymeti bilinmeyen ama az basılmış nadir kitaplar hakkında “ücrete tâbi olmayan” danışmanlığından yararlanırdık. Sık sık da sahaflarda ve kitabevlerinde karşılaşırdık.

Ali Birinci kitaplarını ancak ehline emanet eder. Akademideki odasına ilk kez girenlerin hayretten gözleri faltaşı gibi açılır ve kitapları “kurcalamaya” dalarlarsa karşılarına çok geçmeden küçük bir levha çıkardı: “Kitapları ellerinizle değil gözlerinizle karıştırın.” Onun mekanında elinize aldığınız kitapları tutarken bile dikkatli olmalıydınız. İlk zamanlar bakmam için verdiği bir kitabı sayfa altından çevirmeye kalkışınca “Beyefendi kitabı sağ üst köşesinden açınız.” şeklinde bir uyarı almıştım; o gün bu gündür, bu kaideye uymaya çalışıyorum.

Biriktirmek mi, Faydalanmak mı?

Kim demiş Ali Birinci kimseye kitap vermez diye… Sahaflarda bazen almak isteyip de pahalı olduğu için kıvrandığımızı gördüğünde yavaş bir sesle, “O kitap bende var, kabul ederseniz size takdim edebilirim.” dediğine kaç defa şahit olmuşumdur. Bu noktada Hoca’nın ölçüsü şudur: O kitabın sizin ana ilgi sahanıza girdiğini bilmesi ve kendisinin de öncelikli sahasına girmemesi… Hoca kitap biriktirmez, ilgi sahası doğrultusunda kitaplar alır ve onlardan faydalanır da… Çünkü biliyorsunuz o kalem erbabıdır ve “kelâmî neşriyat”tan çok “kitabî neşriyat”ı sever. Aldığı kitapların yazıp çizdiği alanlarda bir karşılığı mutlaka vardır.

Bazen Hoca’dan kitap isteyenlere gösterdiği tepkiye şahit olmuşumdur. Fazla tanımadığı biri kitap istediğinde kitaplığının umumî bir kütüphane olmadığı ve Türkiye’de hiçbir kitabın bir adet basılmadığı, dolayısıyla kütüphanelere müracaat etmesi gerektiği şeklinde cevap alabilir ondan. Bazı tanıdıklarının ise Hoca’ya şahsi kütüphanecileri imiş gibi muamele ettiğine de şahit olmuşumdur. Böyle durumlarda Hoca’dan ters bir cevap alınacağı malumdur.

Dijital Kitap Toplama Hastalığı

Gerçekten de bazen kitap satın almayıp da başkalarından isteyerek fotokopisini çekmeye meraklı epeyce kimse var. Çalıştığım kurumun kütüphanesinde sıkça rast geliyorum: Bazen o an satışta olan ve belki satın alınsa daha masrafsız olabilecek kitapların bile fotokopilerini çekenler oluyor. Şimdi artık bir de dijital kopya merakı başladı. Doymaz bir iştahla kitap dijitalleştiren “kitapseverler” imiz var. Çok bulunmayan bir kitap için bu anlaşılabilir bir durumdur elbette. Hatta umumi kütüphanelerde bile bu tür kitapların bazen dijital veya fotokopi kopyaları bulunabiliyor.

Ali Birinci’nin kitapseverliği, onları ciltletmeye verdiği önemle de zikre değer. Onun kadar çok kitap ciltleten başka bir tanıdığım yok gerçekten de. En çok muhabbet beslediği esnaf grubu mücellitlerdir desem abartmış olmam. Tanıdığı bir kısım sahibü’l-kitâb dostlarına önceden tembih etmiştir; bu zevat, kitaplar dikişsiz ve formasız basılacaksa, daha cilt aşamasına gelmeden, yani sırtı kesilip formaları yok edilmeden önce 5 nüshasını ayırtıp ham haliyle ve takılmamış karton kapaklarıyla birlikte Hoca’ya gönderirler. O da bunların en az üçünü sırtı deri ciltli, ikisi sade bez ciltli olmak üzere ciltletir ve hem yazarına gönderir, hem kitaplığına o nüshaları koyar ve belki bunlardan bir kısmı da bize nasip olabilir. Dolayısıyla piyasada ciltsiz ve sırtı kesik olarak bulunan bazı kitaplar Hoca’nın kitaplığında ciltli olarak mevcuttur. Bu da Hoca’nın kütüphanesinin ayırıcı özelliklerinden biridir.

Benim kitapsever dostlarım bibliyoman değil bibliyofildir. Onlarla kitaplar konusunda sağlıklı bir iletişimimiz var diyebilirim. Son zamanlarda bu dostlara daha genç nesilden kitapseverler de eklendi, eklenmeye de devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar