Genel / Röportaj

Bütün İddialarımızla Yüzleşip Bütün Kınadıklarımızla Kınanacağız

Share this post

Tarık Tufan

Konuşan: Fatma Kebire Gündüz

 

Uzun yıllar Marmara FM’de gecenin ilerleyen saatlerinde dinlediğimiz “Düş vakitleri” programıyla sesine aşina olduğumuz Tarık Tufan ile yolculuğumuz, sonrasında yazdığı kitaplarla yazar-okur yarenliğine dönüştü. Deneme, öykü ve roman alanındaki kitaplarının yanı sıra kurmaca ve film senaryoları da kaleme alan yazarın sekizinci ve son kitabı “Düşerken” üzerine konuştuk.

Kraliçenin Pireleri kitabınızda “Gitmek biraz ölmektir.” demiştiniz ve ilerleyen sayfalarda da “Yaşamak belki de eve dönmektir.” Ve Sen Kuş Olur Gidersin’de “Anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir.” demiştiniz ve “Başkalarının düşüşleri, anlatılması en kolay hikayelerdir nasılsa.” Ve Hayal Meyal kitabınızda “Bir düşüş yaşıyordum. Düşüş kelimesinin içinde dönüp duran bütün karanlık anlamlarla tanıştım bu süre içinde…” diye devam ediyorsunuz. Gitmeye, dönmeye, düşmeye dair yazdıklarınızdan iz sürersek Düşerken kitabınızın düşünme aşaması epeyce uzun yılların birikimine yaslanıyor diyebilir miyiz?

Sadece Düşerken için değil, diğer romanlarım için de bunu söyleyebilirim. Bazı temaların yazdıklarım içinde ağır basması tesadüf olamaz elbette. Sonuçta yıllar boyunca hayatla kurduğum ilişkide zihnimi, kalbimi, ruhumu meşgul eden meseleler yazdığım şeylere de sirayet ediyor. Bu meselelerin, duygu durumlarının, hayat temsillerinin anlatılmasını önemli ve kıymetli buluyorum. Zaman geçtikçe kafamda olgunlaşıyor, büyüyor ve bir anlatıda ortaya çıkıveriyor. Gitmek bahsi bunlardan birisi. Düşüş bahsi de sanırım epeyce sözünü ettiğim duygu hallerinden biri. Diğer kitaplardan alıntılar yapınca epeyce açık şekilde ortaya çıkıyor.

Romanlar genel itibarıyla düşünce kitaplarının yanında biraz daha hafife alınır fakat zihnen roman okurken daha çok yorulduğumu hissediyorum. Son kitabınızı okurken de hayli hırpalandığımı söylemek isterim. Yazarın kitapta kurguladığıyla, okurun zihninde bir dünya inşa edebilmesi hatta bu dünyanın her okurda farklı tezahürü kitabın güçlü bir kurgusu olduğunun da delili midir?

Romanların hafife alınmasını anlayamıyorum. İyi okur, hayatla gerçek ve derin meseleleri olan okur, her dönemde romanı son derece ciddiye alır. Düşünce kitaplarının romanların yanında ikincil kaldığını bile söyleyebiliriz. Romanlarda hayatı ve hayatın temel meselelerini tartışabilmek için düşüncenin yanı sıra pek çok başka duygu derinlikleri de ortaya çıkıyor. Romanın bir kurgu olması, gerçekliğinin zayıf olması anlamına gelmez. Roman kendi üslubuyla yeni bir gerçeklik alanı inşa eder. Romanın gerçekliği form olarak, biçim olarak diğer gerçeklik algılarından daha aşağıda değildir. Bilakis düşünmenin formunu geliştirecek güçte bir gerçeklik kurulur romanlarda. Çoklu çağrışımlara açık, bireysel veya toplumsal telakkilere imkan sağlayan bir kurmaca ortaya konur.

Söyleşinin tamamını Okur’un 9. sayısında bulabilirsiniz: https://bit.ly/2Fho2B4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler