Genel / Röportaj

Büyük Milletlerin Büyük Kütüphaneleri Olur

Share this post

Lütfi Bayer

Konuşan: Ömer Faruk Özbil

Tanıyalım

Lütfü Bayer, Kocaeli Kandıra’da doğdu. İlkokul ve liseyi Kandıra’da okudu. Ardından Üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. Birkaç farklı bölüme başlayıp bıraktı. En son başladığı Marmara Üniversitesi Basın Yayın Bölümü’nü bitirdi. 1985 yılında ilk sahaf dükkanını açtı. Sahaf söyleşilerimizde şimdi Kadıköy’ün en bilindik sahaflarından Babil Sahaf’ın sahibi ve emektarı Lütfi Bey’e kulak verelim.

Sahaflık hikayeniz nasıl başladı?

Hikayem, üniversiteye başladığım zamanlara dayanıyor. Derslerde işlenen ve almamız gereken kitaplar vardı. Tabii maddi imkanlarımız kısıtlıydı. Ben de ucuz kitap almanın yollarını araştırmaya başladım. Sonra eskicileri keşfettim. Oradan uygun fiyatlara kitaplar almaya başladım. Bilahare aldığım kitap sayısını biraz fazlalaştırayım sonrasında bunları satarım, kendime aldığım kitaplar bedavaya gelmiş olur diye düşündüm. Bu süreç bizi bugünlere kadar getirdi.

İşiniz insanlar ve kitaplar ile olduğu için buraya aynı zamanda “anı dükkanı” da diyebiliriz. Sahafların bu yönünden biraz bahsedebilir misiniz?

Burada hem müşterilerimiz, hem de tanıştığımız ve dost olduğumuz kişiler var. Burada Necmeddin Molla vardır. Onun lakabı molladır. Selahaddin Hilav’ın kardeşidir. Mesela o çok bilgili, kültürlü, donanımlıdır. 7-8 lisan bilir, o lisanlarda kitaplar alır okur. Bir kitapçı olarak tabi böyle çok lisan bilmeye özenmemiz, o hoca gibi donanımlı olmak istememiz bizim hep ilgimizi çekmiştir. Böyle insanlar ile oturmaktan, muhabbet etmekten keyif alırız.

Lütfü Bayer’in en büyük hayali nedir?

En büyük hayal diye bir şey olmaz. İster birey olarak, ister millet olarak mevcut hayallerimizi büyütürüz ancak. Büyük milletlerin büyük kütüphaneleri olur. Bu kütüphaneler böyle en maruz yerlerde, en mümtaz yerlerde; herkesin bildiği, tanıdığı ve estetik bir mimariye sahip binalarda yer almalıdır. Dünyanın büyük devletlerine baktığımız zaman bir tane değil bir çok kütüphaneleri vardır. Ayrıca 18-19.yy’dan sonra Avrupa devletlerinde, daha sonra bilahare Amerika’da devasa kütüphaneler inşaa edildi. Osmanlı’da Saray Kütüphaneleri vardı. Şimdi bu meyanda Selimiye kışlasını bir büyük Doğu – Batı Kütüphanesi, bir büyük ilim merkezi, bilgi üretim merkezi haline getirmek Türkiye için, bu coğrafyanın kültürel geleneği itibariyle suret-i katiyede elzemdir. Bu büyük kütüphane meselesi aslında bir büyük medeniyet projesi ile anlaşılması lazım gelen bir husustur. Yani bir medeniyet projeniz, tasavvurunuz yoksa böyle bir kütüphaneyi de inşaa etmiyorsunuz. Tabii ki sanayi, ekonomi, ticaret gibi birçok farklı alana önem vermeliyiz ama taşıma suyla değirmen dönmez. Başkasının bilgisiyle, bilgi bilim paradigmasıyla biz kendimizi ifade edemeyiz.

Bütün bir insanlık olarak, Doğu’dan Batı’ya Kuzey’den Güney’e bir yeni bilgi bilim anlayışı inşaa etmek mecburiyetindeyiz. Bir takım siyasi olaylar cereyan ediyor. Fransa’da bir karikatür ofisi basılıyor ve insanlar öldürülüyor. Tabii bu elim bir hadise ama ne yazık ki Afrika kıtası bir Paris etmiyor. Farkındalık yaratmamız lazım. Afrika’da milyonlarca insan sömürülüyor. Dünyanın pek çok farklı yerinde yine aynı manzara var. Bu içinde yaşadığımız tabiat bize ait değil. Bize muvakıten teslim edilip, kullanmamıza imkan verilmiş. Sonuna kadar har vurup harman savuramayız. Mevcut bilgi bilim ve bilgi bilim eylem felsefesi insanları daha fazla mutlu etmeyecek. Büyük bir tıkanmışlık söz konu. Biz büyük bir bilgi bilim kütüphanesi inşaa ederek bütün bir insanlığın karşı karşıya kaldığı problemler ile alakalı olarak bir yeni bilgi, yeni bilgi bilim projesi tasavvur edip akabinde bu sahada çalışmamız icap ediyor.

Uykularınızı kaçıran, ona ulaşmak için can attığınız bir kitap oldu mu?

Olmadı. İstediğim tüm kitapları ele geçirdim (gülüyor). Sadece Avrupa’da basılmış, Gutenberg matbaası eserlerinden elime geçmedi. Ama 1500’lü yıllardan eserler elimde mevcut. Bir alt yüzyıla inebilmiş değilim ama oraya inmek, oradan kitaplar bulmak isterim.

Kitaplarınız arasında en kıymetli olan hangisidir?

18. yy. ortalarında baskısı yapılmış İngilizce bir kitabım var. O benim için gayet kıymetlidir.

Sahaflığın olmazsa olmazı nedir?

Sahaf dediğimiz vakit kütüphane, okul, eğitim sistemi, kültür projeleri ortaya çıkıyor. Sahaflık, tüm bunların içerinde bir yere sahip. Bu yer ne kadar sağlıklıysa, ne kadar güzel dizayn edilmişse sahaflık için o kadar güzel şeyler söyleriz. Ülkemizde veya coğrafyamızda kitaplar, kütüphaneler yağma ediliyor. Kadir kıymetleri bilinmiyor. Yeterince istifade edilmiyor. Avrupa’da birisi şarkiyat garbiyat çalışacağı vakit Arapçayı, Osmanlıcayı, Farsçayı ve diğer eski Türk dillerini hakkıyla öğreniyor ve çalışma yapıyor. Bizim bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak buna dikkat etmemiz lazım. Yani kitabın ve bilginin hakkını vermemiz lazım. Sahaflığın olmazsa olmazı budur.

Osmanlı’da cellatlar bazı dönemler bahçıvan olarak çalıştırılırdı ki gönülleri yumuşasın. Meslek kimlik oluyor yani. Sizin mesleğinizin olumsuz yönleri var mı?

Hemen hemen birçok şeye kitap gözüyle, bilgi gözüyle, eleştiri gözüyle bakıyorsunuz. Her şey cevabı bilinmesi gereken, araştırılması gereken bir soru gibi geliyor. Bir başka şehirde dolaşırken uzaktan gördüğünüz bir tabelayı ben kitapçı diye okuyorum ama yaklaşınca anlıyorum ki o kebapçıymış.

Sahaf festivalleri işe yarıyor mu, siz festivaller konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bunun popüler kültür ile alakası var. Kitabın kendisi neredeyse fotoğraf çekme nesnesi oldu. Bu sadece bizim ülkemizde değil tüm dünyada geçerli. Sürat çağında yaşıyoruz. Artık insanların kitap gibi durağan, statik bir nesneye sahip olma ve onun sayfalarını büyük bir dikkatle, kafa patlatarak çevirmek ve içindeki yazıları okumak, o metinle ilişki kurmak zorlarına gidiyor. Bu minvalde tamamen işe yaramaz demesek de popüler kültür etkisi hissediliyor.

 

Bütün Kitapları Okumak İstiyorum

E-kitap okur musunuz?

Hayır.

Başucu kitaplarınız var mıdır? Böyle bir şey yok. Bir tane kitabım yok. Her zaman değişen kitaplarım olur. Şu an Jorge Luis Borges var elimde. Okuyup bitirdiklerim oluyor. Değiştirdiklerim oluyor. Okumaya başladığım sonra beğenmeyip kenara attığım kitaplar oluyor.

En çok ve en az sevdiğiniz kelimeler?

“Adam olmak” en sevdiğim kelimedir. Adam olmamak, eşek olmak da sevmediğimdir.

Huzur sizin için nerededir?

Huzurun bulunduğu yerdedir, biz huzura gideriz huzur bize gelmez. İranlı dağcıya sormuşlar çok başarılı oldun nasıl yaptın? İranlı dağcı demiş; dağ bizi kabul etti. Önemli olan huzurun sizi kabul etmesidir.

Sesinizi tüm dünya duyacak olsa ne söylerdiniz?

Ey insanlar! Hırslarınızı törpüleyiniz.

Tekrar tekrar okuduğunuz bir kitap var mı?

Ben kitapçıyım bütün kitapları okumak istiyorum bu yüzden bitirdiğimi kenara koyarım, tekrar.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Tarihsel ve Sosyolojik Bilinç Tarihi Bir Tekerrür Olmaktan Çıkarabilir