OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Çok Satanlar, Çok Satıyor mu?

Hamit Kardaş

Türkiye’de kitap, dergi ve gazete gibi basılı yayınların tirajları öteden beri tartışmalı bir konu olmuştur. Kitap satışları basılı yayınlarla ilgili en önemli sorunların başında geliyor. Özellikle zincir mağazaların artması ve kitapların süpermarketlerde de satılması bu tartışmaları daha da büyütmüştür.

Bazı kitapların çok satanlar listesine gireceği basılmadan belliyken bazıları ise hiç beklenmediği halde bu listeye girebilmektedir. Bu nedenle çok satanlar listeleri sürekli tartışılıyor ve çoğu zaman bu listelere şüpheyle yaklaşılıyor. Dünyada en muteber çok satanlar listesi olarak görülen “The New York Times Best Seller” bile eleştirilerden nasibini alırken bu listenin nasıl oluştuğu da net olarak bilinmiyor.

Aynı Yer, Farklı Çok Satanlar

Zincir mağazaların çok satanlar rafları da çok farklı olabiliyor. Örneğin aynı AVM içerisinde yer alan D&R ve Remzi mağazasının çok satanlar raflarındaki 10’ar kitaptan sadece ikisinin ortak olması neyle açıklanabilir? İki mağaza da aynı AVM’de yer aldığına göre mağazaları farklı eğilimdeki okuyucuların ziyaret ettiğine dair bir iddia doğru olabilir mi?

Tüm bunlardan hareketle kitap satış mağazalarının okuyucularını yönlendirdiğini, bazı kitapları özellikle çok satanlar raflarına yerleştirdiğini söyleyebilir miyiz? Gezi olaylarından sonra konuyla ilgili yazılan kitapların tamamı İstiklal Caddesi’ndeki kitapçı dükkanlarında çok satanlar raflarında yer alıyor ancak diğer birçok kitapçıda bırakın çok satanları, kitabın kendisi bile bulunamıyor. Bu tip örneklerin fazlalığı spekülasyon iddialarını doğrulayabilir.

Türkiye’de kitap satışlarını arttıran çeşitli unsurlar var. Bunların başında reklam geliyor. Bildiğimiz radyo, TV ve gazete reklamlarının yanında dizilerde ve programlarda ürün yerleştirme şeklinde verilen reklamlar çok daha etkili. Örneğin Kurtlar Vadisi dizisinin etkili karakterlerinden Ömer Baba’nın okuduğu Mauro Mevlud Martino’nun yazdığı Aşka Dönüş, Polat Alemdar’ın okuduğu aynı yazara ait Lokman Hekim Sokağı ve Deli Hikmet’in okuduğu Ömer Lütfi Mete’ye ait Allahsız Müslümanlık kitapları açık bir şekilde görülmekte, yer yer kitaplarla ilgili diyaloglar da geçmektedir. Bu kitapların dizide görülmesinden sonra satışlarının arttığı da biliniyor.

Benzer şekilde kitapların köşe yazılarında yer alması da satışları önemli ölçüde etkiliyor. Örneğin Akif Emre’nin 2014’te bir yazısında Ross E. Dunn tarafından yazılan İbn-i Battuta’nın Dünyası isimli kitaptan bahsetmesi üzerine çok sayıda okurun kitabı temin etmek için Klasik Yayınları’nı aradığını yayınevinin bir yetkilisinden duymuştum. Ne yazık ki yazı yayımlandığında söz konusu kitabın baskısı tükenmişti ve hala yeni baskısı yapılmadı.

“Kitabın Satması İçin Önde Olması Lazım” Yeniden çok satanlar listesine dönecek olursak, aslında bu sorunun nasıl çözüleceği konusunda yayıncıların da kafası karışık. Örneğin Can Yayınları’nın sahibi Can Öz, diken.com. tr sitesine verdiği demeçte şu ifadeleri kullanıyor:

“Yayın piyasasında haksız bir rekabet elbette var ama bu kitabevi zincirleri üzerinden yaşanmıyor. Kitabevi kendi yayınladığı kitabı tabii ki daha çok sergiliyor. Bunda şaşılacak bir şey yok bence. Asıl haksız rekabet nerede var biliyor musunuz? Bu kitaplar satmazsa çok satanlar listesinde rafların tepesine konmuyor. Ancak bu kitapların da satılması için önlerde sergilenmesi gerekiyor. Yani o listelerle ilgili çok fazla spekülasyon var.

Bu listeler aslında her hafta değişiyor ve nasıl bir ortalama alınıyor anlamıyorum. Türkiye’de bunun oturmuş bir formülü yok. Biz yayıncılar olarak bu durumdan çok rahatsızız. Herkes kendi kitabının listeye girmesini istiyor. Bununla ilgili yayıncılar olarak nasıl bir mütabakat sağlarız inanın bilmiyorum.”

Çok satanlar listesinin kafası karışık okuyucuların yanı sıra aslında ne okuduğunu bilen okuyucuları da yönlendirebildiği bir gerçek. Okuyucu kitapçıya girdiğinde raflarda önde duran veya oluşturulan listelere girebilen kitaplara yöneliyor. Zaten Can Öz de aynı demecinde “Bir kitabın satış listesine girmesi kadar satışı artıran başka bir şey yok.” diyerek okuyucuların raflarda geride duran kitapları değil, vitrindeki kitapları tercih ettiğini belirtiyor.

Mehmet Erken

Bestseller kitaplar ile ilgili bir şeyler söylemeden önce hemencecik şunu söylemeliyim; bugün Bestseller dendiğinde kastedilen şey, sadece bir kitabın çok satmasını ifade etmez. Bu hepimiz için böyledir ve bir kısım okurun bestseller kitaplara şüphe ile yaklaşmasının da sebebidir. “Çok sattıysa bir bit yeniği vardır” diye düşünür pek çok kişi. Ben de o bit yeniğini kısaca izah edeyim.

Tütüncülerde Çok Satılan Kitap

Evvela, bir kitabın çok satması, Türkiye’de gerçek anlamda kitap yayıncılığının başladığı 19. yüzyıldan beri mevcuttur. Hatta matbaa öncesinde bile popüler kitaplar, çok fazla çoğaltılan kitaplar vardır ki matbaa ile de bu devam etmiştir. Ahmed Mithat Efendi, talep gören kitaplarını okurlarına rahat satabilmek için tütüncülere, seyyar satıcılara da dağıttırmak ihtiyacı görmüştür. Bu dönem yayıncıların aynı zamanda yazar, aynı zamanda dağıtımcı aynı zamanda kitapçı olduğu yıllardır ve bu sistem uzun yıllar (neredeyse 1980’lere kadar) varlığını sürdürmüştür. Hatta 1950’li yıllar Çağlayan Yayınları’nın sahipleri Ertem Eğilmez ve Refik Erduran, kitaplarının sadece gazete dağıtım ağı ile satmak suretiyle 100.000’lerce sattığını, dolayısıyla Türkiye’de okuma problemi değil dağıtım problemi olduğunu ispat ettiklerini söylemektedir.

Bu tür uç örneklerin yanında Türkiye yayıncılık ortamında gizli ya da açıktan, satış sayısı belli olsun olmasın her dönemde çok satan, ya da popüler olan bazı kitaplar olmuştur. Huzur Sokağı çok satan bir kitap değil midir?

90’lı yıllar, bugün anladığımız manada ilk “bestseller” kitapların göründüğü yıllardır. Zaten bu tür kitapların temel özelliği görülmeleridir. Öncelikle hakkında haberlerin görülmesi, sonrasında kimi eleştirmenlerin sayfalarında isimlerinin görülmesi, gazete sayfalarında reklamlarının görülmesi. Yani bir tür PR çalışması, bestseller kitapların olmazsa olmazıdır. Ahmet Altan’ın 1 tl’ye gazete bayilerinde satılan kitabını hatırlayalım örneğin. Bu kitap aynı zamanda, daha önce yavaş yavaş görülen fakat bir türlü aradığı ortamı bulamayan bestseller olgusu için bütün duvarların yıkılıp, gürül gürül bu tür kitaplarla karşılaşmamızın da sebebidir.

Bestseller kitap, bir kitabın sadece yazar tarafından yazılıp, yayınevi tarafından okura ulaştırılması sürecini değil; bir kitabın tasarlanarak, yazar ve yayınevi kadar eleştirmenler, dağıtımcılar, reklamlar gibi farklı etkilerin de devreye sokulması ile kitabın çok sattırılmasını ifade eder. Yani bestseller bir tarafıyla sadece kitap değil, bir tasarım, bir PR, bir reklam, bir prestij, bir gelir kapısı ya da sosyal ilişkilerdir de aynı zamanda.

Peki bir kitap nasıl bestseller olur ya da bestseller olmaya “oynar”? Bunun en önemli yolu, kitabın hazırlanıp okucuya sunulması döngüsünde, yayınevi dışında, en önemli nokta dağıtımcılar ve kitapçılar ile eleştirmenler ile iyi anlaşmaktır. Bunun yanında bir miktar paraya sahip olmak, tercihen konu açısından ilgi çekici bir konuya sahip olmak ve yine tercihen isim yapmış bir yazar olmak ile mümkündür. Fakat her kitap ya da her bestseller, kendi konusuna-yazarına- yayınevine göre bu farklı farklı maddelerden neredeyse tamamını, dengeli bir şekilde kullanır. Kimi zaman konu öne çıkar, kimi zaman anlatım, kimi zaman birisinin yorumu, kimi zaman yazarın kendisi öne çıkar. Dolayısıyla kritik sosyal ve ticari ilişkiler, çok satan bir kitap meydana getirmek için oldukça önemlidir. Misal, çok satması hedeflenen bir kitabı meşhur bir tv programına ya da diziye çıkarabilme imkanınız var ise, hedefinize çok daha kısa zamanda ulaşabilirsiniz.

Fakat bu konunun istisnaları da mevcuttur. Örneğin bugün meşhur yazarlarımızdan olan Sinan Yağmur’un ilk kitabı, kendisi de dahil hiç kimsenin beklemediği bir şekilde kulaktan kulağa yayılmış ve yüzbinlerle satmıştır. Fakat yazdığı 1-2 kitaptan sonrasında Sinan Yağmur artık, şans eseri çok satan değil, sistematik olarak çok sattırılan bir yazar haline gelmiş; bir diğer tabirle “sistemin içine çekilmiştir.”

Geçen sene çok satan kitaplardan birinin yayıncısı, sistemi güzel özetlemektedir: “Kitabımız ilk patladığında bütün zincir mağazalar binlerce kitap aldılar ve sattılar. Sonrasında, kitaptan aldıkları kârı arttırmak istediler, kabul etmeyince alımları düşürdüler, sonra muadil kitaplar çıkarmaya başladılar, en sonunda benim kitabımı satmayı bıraktılar.”

Mehmet Ali Çalışkan

Çok satan kitaplar, okuma kültürümüzün bir fotoğrafını çeker aslında. Bu listelere baktığımızda durumun her yerde konuşulan kadar vahim olmadığını düşünüyorum. Popüler bir alan var ve bu alanda belirli kitapların ön plana çıkması oldukça doğal, öte yandan yine bazı klasikler hatta bilim kitaplarının çok satan listelerine girmelerinden de umutlanmalıyız.

Türk okuru bence her geçen yıl hassasiyetlerini artırıp daha ince bir zevk ürünü olan kitaplara yönelebiliyor. Geçtiğimiz yıl popüler dini sosyal medya kitapları listelerde daha çok yer bulabilirken, bu sene okur bu kitaplara artık kanmıyor örneğin. Ayrıca Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş, Sabahattin Ali gibi iyi yazarlarımızın çok satan listelerinden hiç düşmediğini de bilmeliyiz. Öte yandan Türkiye kitap pazarında artık genç-yetişkin bir müşteri kitlesi var, özellikle sosyal medyanın artırdığı bir yönelimle bu kitleye uygun kitaplar listelere girebiliyor. Daha düşük yoğunluklu bir edebi içerik olmasına rağmen bu kitapların gençler için daha iyi edebiyat okumalarına giden yolda bir basamak olduğunu düşünüyorum.

Tabi ki bir de çok satan listelerinin güvenirliliği var. Elbette satış zincirleri belirli kitapları veya yayınevlerini korumak için ticari anlaşmalar yapabiliyorlar ve çok satan listelerini manipüle edebiliyorlar ama bu listelerinin genel durumunu etkileyecek oranda değil. Öte yandan bir kitap haksız yere bu listelere girse bile, listede olmasının hatırına gerçekten çok satıp yerini kısa zamanda hak edebiliyor.

Mehmet Akif Memmi

Çok satan kitaplarla ilgili sıkıntının bir kısmının verilerle ilgili şeffaflık olduğunu düşünüyorum. Bir yanda satmış gibi gösterilen ancak yayınevinin deposundan bile çıkmayan kitaplar diğer yanda neredeyse kayıt dışı denilebilecek şekilde özellikle kurum ve vakıflar üzerinden “çok satan” kitaplar var. Bununla ilgili özellikle yazarları korumaya yönelik çalışmalar mevcut. Ama zannediyorum okur tarafı yeteri kadar dikkate alınmıyor. Burada korsan kitap konusuna hiç girmiyorum bile.

Bununla birlikte çok satanlara dair birkaç eğilimden bahsetmek mümkün gibi duruyor. İlk olarak artık “hep satar” diyebileceğimiz klasiklerin listenin bir şekilde en başında olmasa bile ön sıralarında yer aldığı söylenebilir. İkinci olarak bir şekilde okurlarını “daha iyi” yapmayı hedefleyen kitapların listelerde yer aldığı ifade edilebilir. Daha verimli, çalışkan, sağlıklı beslenen, ebeveynlik yapan ve benzeri çalışmalar herhalde sekülerleşme tartışmalarıyla beraber okunabilir. Son olarak vur-kaç tarzı, bir şekilde saman alevi gibi parlayıp sönen ve muhtemelen birkaç sene sonra hatırlanmayacak kitaplardan bahsetmek mümkün. Bunlar belki sosyal medya etkileri veyahut bulundukları özellikle medya networkleri sayesinde hızlı bir şekilde listelerin üst sıralarına tırmanıyor ancak aynı hızla da ortadan kayboluyorlar.

Burada bir de yayınevi-dağıtımcı- satış noktası zincirinin bütün halkalarını elinde tutan kurumlara dikkat etmek gerekiyor. Bu tarz tekeller çok satanları rahatlıkla manipüle edebilir durumdalar. Bütün bunlarla birlikte çok satanlar listelerini eleştirmek her zaman kolay, daha önemlisi eleştirilerin listeye girildikten sonra nasıl devam edeceği. Hangi editör ya da yayınevi kitabını çok satanlarda görmek istemez ki?

Bir fıkra: Temel yayınevine çok satan bir kitap yazmak istediğini söylemiş, nasıl yazması gerektiğini sormuş. Yayınevi cevaben din, merak, entrika ve ilişki içeren kitapların çok sattığını söylemiş. Temel bir hafta sonra elinde dosyayla çıkıp gelmiş, kitabın ismi: “Aman Tanrım Kontesi Kim Öptü?”

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?