Genel / Yazılar

Eskiciyi Okumayan Kalmasın

Share this post

Ali Ayçil

Yıllar, dünyayı radyo haberleri ve ancak ikindi vakti getirilebilen gazetelerden takip edebildiğimiz kasaba günlerinin içini sessiz sedasız boşalttı. Dönüp geriye bakıyorum da tozlu bir meydandan, tenha bir okuldan, salı günleri kurulan geçici pazar kalabalığından ve kahvehanelerde zaman öldüren adamlardan fazlasını hatırlayamıyorum. Ama Fuzuli’den bir şiir, okul kütüphanesinden alınıp okunmuş birkaç yazar ve ders kitaplarına konulmuş bazı metinler hiç aklımdan çıkmamış. Geçmişe her yolculuk yaptığımda, “Kamu bimarına canan dava-yı dert eder ihsan / Niçün kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı?” dizelerine ya da Refik Halid Karay’ın “Eskici” hikâyesine görünmeden edemiyorum. Eskici’yi ortaokuldaki Türkçe kitabına mı yoksa lisedeki edebiyat kitabına mı koymuşlardı, bu da çıkmış aklımdan. Hikâyeden geriye gırtlağı düğümlenmiş, ağlamamak için kendini zor tutan bir ergen kalmış. Eskici beni haddinden fazla etkilemişti. Onu zaman içinde birkaç kez daha okudum ve her seferinde ilkine benzer bir tesir bıraktı üstümde.

Benim için Refik Halid Karay başlangıçta ikinci plandaydı; edebiyata yöneldikçe, Eskici’nin yazarına da merak salmaya başladım. Mevleviliği ile tanınmış bir baba ve Kırım hanlarının sülalesinden gelen bir anne, yarım bırakılmış okullar, gazetecilikle geçen uzun yıllar, “Kirpi” imzalı yazılarının bıraktığı tesir ve ne hikmetse sonu sürgünle bitecek siyasi tercihler; hülasa 19. yüzyılın son çeyreğinden 20. yüzyılın son çeyreğine uzanan fırtınalı bir hayat. Bütün bu fırtınalar içinde kaleme aldığı romanlar, hikâyeler, gazete fıkraları. Yakınlarda yeniden yayınlanan külliyatı, Karay’ın kalem işçiliğinin ebadını da, ilgilerinin genişliğini de herkese göstermiş oldu. Refik Halid Karay, kültürümüzün hülasasıdır. Yazarın kırk oluklu edebiyat çeşmesinin her bir musluğundan güzel bir Türkçenin ikramı akar; soframızın lezzeti, İstanbul mahallelerinin konuşkan ağızları, semtler, Osmanlı coğrafyasının insan numuneleri, sürgün hatıraları, suçsuzluğunu ispat etme çabaları. Eskici hikâyesi de aslında bir sürgünün Türk edebiyatına en güzel hediyesidir.

Yazının tamamını Okur’un 6. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar