Genel / Yazılar

Fahim Bey’in Tasarıları

Share this post

Mustafa Özel

Büyük romancı, içimizdeki öteki benleri ayaklandırarak bizi şaşırtan şamanik bir güçtür. Kapkaranlıktır içimiz; ama şaman da “karanlıkta gören adam” değil midir? Robert Walser, dört sayfalık o muhteşem “Dickens” öyküsünde, “Hiçbir şeye şaşırmayan kişi, Dickens okumalıdır; şaşırmayı öğrenir o zaman.” der. Bizde Dickens’a nispet edilebilecek romancı yok; fakat Dickens tadı aldığım en az beş roman okudum, diyebilirim! Recaizâde Araba Sevdası’ndan, Reşat Nuri Miskinler Tekkesi’nden, Abdülhak Şinasi Fahim Bey ve Biz’den, Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nden ve Oğuz Atay da Tutunamayanlar’dan başka hiçbir eser vermemiş olsalardı bile, edebiyat tarihindeki yerleri değişmezdi. Gerçeği matraklık yoluyla keşfeden Dickens büyüsü baş döndürücüdür, gerçekten!..

Fahim Bey, icraatsız matrak entelektüel. O kadar mahçub ve müeddeb ki, modern bir şirketi hayalinde yaşatıyor sadece; ama hiçbir safha ve belgesini atlamadan! Romanın XV. Bölümü (“Fahim Bey’in Dosyaları”) işletme ve siyaset bilimi derslerinde örnek vaka olarak okutulmalı: “İcraatsız Düzen ve Disiplin Nasıl Sağlanır?” Kurguya yön veren temel felsefî soru ise kitabın sondan beşinci sayfasına saklanmış: “Bir insanın hakikati nerede biter, rûyası, hülyası, yalanı nerede başlar?” Bu hayatî soruya romanbilim dışında cevap verebilecek bir disiplin biliyor musunuz?

Medeniyetleri Buluşturan Saatler

“Ruhu hülyalarla şişkin olan” Fahim Bey’in hayatı esasen “bir bekleyişten ibaret.” Ne zaman mı yaşamış? Ben yazarın şairâne tasvirini vereyim, siz o mübarek vakti tahmin edin: “Bu, daima güneşe teveccüh eden bir saatin kullanıldığı, onun battığı anın tam on iki sayıldığı ve akşam ezanı başladı mı saatlerin on ikiye ayar edildiği zamanlardı.” Her saat başı, “lâtifeye benzeyen bir öten kuş sadası” çıkaran guguklu saatlerin zamanı. Çıkardıkları ses, “bir hıçkırık kadar gamlı” duyulurdu. Yuvarlak ve alafranga rakamlı duvar saati ise, modernliğin habercisiydi: “Geçen bütün saatleri daha asrî, daha madenî bir sesle, ‘birer altın gibi’ sayardı.” (Vakit nakittir sözünü bize bu saat ilham etmiş olmalı!) Bazı iki yüzlü saatler de medeniyetler ittifakı peşindeydiler: “Bir tarafı ezanî saati, diğer tarafı Avrupaî saati gösteren” bu hususî cep saatlerinin “daha ince, daha mahrem sesleri de sanki eşyalardan sızar, ceplerden taşar, için için akardı.” Geçen zamanın uğultusu bir su sesi gibiydi evlerde. “Bu, gûya eski zaman evlerinin çarpan kalplerinin sesiydi.” Lakin, kalpten de gelse, herkesi bu seslere inandırmak mümkün değildi. Anlatıcımızın “eniştesi”, mesela, Fahim Bey’in evindeki bütün saatlere itiraz ediyor, “İçinde namaz kılınmayan bir evin saatlerine itimat etmek caiz değildir!” diyordu.

Fahim Bey, memleketimizde “teşebbüsi şahsî” alemine ilk girmek isteyenler arasındadır. Bursa ovasında pamuk tarımı projesine yatırım yapacak yabancı sermayedar bulamayınca, Galata’da bir iş hanında küçük bir oda kiralar. Fakat sabahtan akşama kadar odada ne ile uğraştığı pek anlaşılmaz. Kapıcıya göre, “Ona mektup bile gelmez! Zaten bir işi de yok; o da odasında boyuna uyur!” Anlatıcı ise odayı acayip düzenli bulur: Koltuk, soba, yazı masası, kopya makinesi, etajer, vs. “Bu etajerin alt raflarında sıra ile bir düzine kadar yeni kartonlar ve orta rafında birçok şirketlerin nizamnameleri, bilançoları, senelik raporları ve üst rafında da boy sırasıyla dizilmiş siyah kaplı, büyük ve küçük kıtada, kalın ve ince birçok yeni defterler bulunduğunu gördüm. Bütün bunlar geveze kapıcının sözlerini tekzip ile bu odada bir hayli muhabereler yapıldığını, bir hayli kayıtlar ve hesaplar tutulduğunu düşündürüyordu.” Düşündürüyordu ama, icraatsız intizamla peynir gemisi yürümüyor, bir süre sonra Fahim Bey kirayı ödeyemez olup, eşyasını evine naklettiriyordu.

Yazının tamamını Okur’un 9. sayısında bulabilirsiniz: https://bit.ly/2Fho2B4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar