OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı

Göz ile Beyin Arasında

Editör, yazardan farklı olarak, okuduğu metinde sadece anlatım ve anlama odaklanmaz; bu iki hususu gözden kaçırmadığı gibi, başka bir dizi unsura da bakması gerekir. Bütün bu unsurları değerlendirmede anahtar ise, göz-beyin ilişkisidir.

İyi bir yazar olmanın iyi bir okuyucu olmayı gerektirdiği söylenir. Elhak öyledir. Yazarın, en başta da, kendi yazdıklarının iyi bir okuyucusu olması gerekir. O iyi okuyucu, yazar daha satırları zihninde yazarken işe başlar, kağıda veya bilgisayara aktarırken işine devam eder, yeniden yazma süreçlerinde de sürekli yazarın yanında olur. Yazdıklarına bir ‘okuyucu’ gözüyle bakabilmeyi başardığı; kendi içindeki bu yazar-okuyucu diyalogunu sağlıklı biçimde koruduğu sürece, yazar kalemini ve kelamını geliştirir.

Yazar için geçerli olan bu durum, editör için de geçerlidir. İyi bir editör olmanın yolu, öncelikle, iyi bir okuyucu olmaktan geçer. Bu süreçte editör, yazardan farklı olarak, okuduğu metinde sadece anlatım ve anlama odaklanmaz; bu iki hususu gözden kaçırmadığı gibi, başka bir dizi unsura da bakması gerekir. Bütün bu unsurları değerlendirmede anahtar ise, göz-beyin ilişkisidir.

Metni Önce Görürüz

Okuyacağımız bir metni, önce görürüz. Ve en başta, cümle cümle değil, bir bütün olarak görürüz. Gözümüz, bir dergi veya kitabın açılmış iki sayfasını önce bir bütün olarak görür, sonra iki ayrı sayfaya ayırır, sonra ilk sayfaya yönelir ve ondaki paragraflara odaklanır, sonra paragraflar arasından birinciye yönelir ve iki nokta arasında cümleleri birbiri ardınca seçmeye başlar. Bütün bu süreçler belki saniyenin binde biri bir zamanda gerçekleşir; ama okuma eylemi işte böyle bir ‘görme’ eyleminin peşisıra gerçekleşir. Bu kısacık süreçte, gözden beyne sürekli mesajlar akar. İşte o süreçte tercih edilen yazı karakteri ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

Metin Karabaşoğlu

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?