Genel / Röportaj

Hafıza Yitik, Geçmişimizle Bağımız Sıfır Derekesinde

Share this post

Teoman Duralı

Konuşan: Mustafa Bozoklu

Tanıyalım

1947 yılında Zonguldak’ta dünyaya gelen Şaban Teoman Duralı, yükseköğrenimini 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Felsefe ve Biyoloji bölümlerinde tamamladı. Akabinde yurt içi ve yurt dışında bulunan pek çok akademik kurumda dersler verdi. Orta Asya, Malezya, Avrupa ve Amerika gibi farklı coğrafyalara ilmi araştırmalarda bulunmak ve konferanslar vermek maksatlı seyahatler yaptı. 2017 yılında Bülent Ecevit Üniversitesi tarafından fahri doktora payesi tevcih edildi. Evli ve iki çocuk babası olan Duralı, İbn-i Haldun Üniversitesi’nde ders vermeye devam etmektedir.

Sözü modernleşme serüvenimizle açmak isterim. Üzerinde hâlâ bir konsensüs oluşmamış bu sürecin böyle sancılı olmasının saikleri nelerdir sizce? Daha önce vermiş olduğunuz bir söyleşide “boşanma” kelimesini zikretmiştiniz bu tarihi süreci izah ederken. Bu bağlamda son 200 yıllık tarihimizdeki bu serüveni nasıl açıklıyorsunuz? Şu anda bulunduğumuz nokta nedir?

Çağdaşlaşma bizi geçmişimizden kopardı çünkü bütün edindiklerimizi denize döktük. Bir bakıma geçmişi sıfır derekesinde toplumsal bir bunamaya gittik. Geçmişimiz sıfır derekesinde. İstisnalar, gelenekleşmiş olan bir takım adetler var, onları sürdürüyoruz. Onları atmak bir emirle olmuyor çünkü adeta toplumun genlerine işlemiş olaylardır bu adetler, halk alışkanlıklarıdır. Biz asıl üstün kültür edinimleri terk etmiş görünüyoruz.

En başta yazı ve yazıya dayalı olarak dil berhava oldu. Yazılı değerlerin yanında onlarla sıkı bir bağlantısı olan musiki, mimari ve tabiat anlayışı tümüyle ortadan kalkmış gözüküyor. Sonra da bu duruma şaşırıyoruz. Mesela bu kadar üstün bir sanat ve mimarlık anlayışı geliştirmiş millet bugün aynı alandaki rezilliklere nasıl tevessül edebiliyor? Zevkin z’si yok artık. Nasıl oluyor bu, şaşıyoruz.

Hâlbuki bu çok olağan bir şey. Her devrimde bir hafıza kaybı olur ama bizdekinin benzeri bir topyekûn unutma ve unutmaya zorlanma hiç bir yerde olmamıştır. Büyük devrimler örneğin; Sovyet devrimi, Çin’deki devrim, İran’da 1979’da yaşanılan devrim, bunların hiç birisinde yazı değiştirilmedi. Kim ne derse desin, Lenin’e veya Stalin’e Rus kültürünü sıfırlamıştır suçlamasını götüremeyiz. Ne dil değiştirmiş, ne de yazısı değişmiştir. Musikisi değişmemiştir. Tabii var değişiklikler ama kökten değil. Kökten bir değişme husule gelmemiştir. Değişiklikler daha ziyade siyaset ve iktisatta olmuştur.

Yazımızı kaybetmemizden bahsettiniz. Görünüşe göre tartışmayı Bilge Kağan kazandı. Bilhassa ilmi açıdan kadim ile bağlarımızı yeniden kurmakta, klasik metinlere ulaşmakta ve anlamakta güçlük çekiyoruz. Tarih bilincimizdeki kopuklukların bununla bir alakası var mıdır? İsmet Özel “Yazımızı tekrar alacağız,” diyor. Alacak mıyız, almalı mıyız?

Alamayız artık çünkü yazı harflerden ibaret bir şey değil. Onun barındırdığı bir zihniyet hazinesi vardır. Bugün yıllar sonra yeni harflere geçirilmiş eski eserlerimizi anlamakta zorlanmıyoruz, imkânsız buluyoruz. Bu sadece kelimeleri anlamamaktan değil, sözleri birleştirerek cümleyi kuruyorsun ama cümle sözlerden ibaret değil. Nasıl ki bir toplum teker teker bireylerinden ibaret değilse ondan daha fazla bir şeyse…

Seni, beni, onu bir araya getirerek bu toplumu ortaya koymuş olmuyoruz. Bu toplumun ayrı bir bireyliliği var. Senin, benim bireyliliğim gibi milletin de bir bireyliliği var. Milletler de bireydirler ve kendilerini teşkil eden tekil bireylerden daha fazla bir şeydirler. Cümle de aynı şekilde sözlerden meydana gelir ama o sözlerin toplamından daha fazla bir şeydir.

İşte geçirdiğimiz ağır ameliyat sonucu cümlenin anlam yapısını kaybettik. Size bir şey ifade etmiyor okuduğunuz. Ben bu kadar işin içinde olmama rağmen 1870, 1880’lerde yazılmış eserleri anlamakta olağanüstü zorlanıyorum. Sözleri okuma babında değil anlama babında.

Söyleşinin tamamını Okur’un 4. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler