Genel / Yazılar

Hatıratların Dünyasından Devşirdiklerim

Share this post

Selim Tiryakiol

İnsan hayatının her bir safhası alabilene derin ibretler sunuyor. İbret kelimesi “geçmek” kelimesi ile anlam olarak ilişkilidir. İbretteki ana fikir “bir yerden bir başka yere geçmek”- tir. Mesela bir hadiseden ibret aldığımızda o hadiseden çıkarılan dersler bize geçti demektir. İbret hayatın her safhasında var. En derin ibretler de bizzat yaşanılan hadiselerden çıkarılabiliyor. Bunun için “Ateş düştüğü yeri yakar.” demişler. Düşmeyen ne bilsin, ateşin verdiği dersi?

İbret ile kitap arasında bir ilişki kurulacak olsa belki de ilk akla gelen hatırat kitapları olacaktır. Hatırat deyince de tek bir kategoriden söz etmek mümkün değil. Kişinin kendi hayatını kendi anlattığı eserler olabildiği gibi kişiyle yapılan söyleşilerden oluşan ya da kişiyi ikinci bir kişinin anlattığı eserler de görülmektedir. Bu anlamda ilk düşünüşte 3 tür hatırattan söz edilebilir.

Söyleşi Hatıratlar

Bu türler arasında ibret almaya yani okuyana tesir etmeye en müsait kategori -bir şahsi görüş olarak- ikinci kategori yani söz konusu kişiyle yapılan söyleşilerden oluşturulan hatıratlardır. Bu tür hatıratları ilgi çekici kılan husus söyleşilerde yöneltilen soruların kışkırtıcı ve kapsayıcı olmasıdır. Tabii söyleşen kişinin cesaretine ve özenine bağlı olarak değişmekle birlikte… İnsan kalemi eline alıp kendi anılarını yazmaya başlasa elbette bir şeyleri tamamen ya da kısmi olarak saklama ihtiyacı hissedecektir. Hayat her anıyla herkesle paylaşılacak kadar ucuz bir şey değildir; ancak insana hayatıyla ilgili cesur sorular yöneltildiğinde ister istemez ayrıntılara girmekte ve daha kapsayıcı bir eser ortaya çıkmaktadır. Ayrıca lafı eğip bükme, olmayan şeyleri olmuş gibi göstermenin önüne geçmek için hatırata bir ikinci kişinin dahil olması oldukça önemlidir.

Son bir ayda 4 farklı hatırat kitabı okuma fırsatı buldum. Bunlar sırasıyla Veled Çelebi İzbudak’ın, Ahmed Davudoğlu’nun, Kral Abdullah’ın ve Mehmet Serhan Tayşi’nin hatıralarıydı. Yukarıda bahsettiğim sınıflandırmalar ve daha başka düşünceler bu hatıratları okurken zihnime ve kalbime doğdu. Hatırat türü ile ilgili bir giriş denemesi olması niyetiyle bunları kaleme almak istedim.

Söz Uçar Yazı Kalır

“Söz uçar yazı kalır” atasözünün en geçerli olduğu eserler hatıratlar. Yazı bu anlamda büyülü bir güç. Yazmakla yazmamak arasında büyük bir uçurum oluşuyor. Bir düşünelim, hatıratlarını kaleme alanlar o satırları hiç yazmasalardı ne olacaktı? Koca bir boşluk. Yahut sağdan soldan kulaktan dolma bilgiler. Oysa bazen bir anlık samimi bir teklifle verilen hatıralarını aktarma kararı ortaya ölümsüz eserler çıkarabiliyor. Ayrıca hatırat sahibi için sadaka-i cariye oluyor. Yani akan bir iyilik. Nesillere ve çağlara…

Yazının tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar