Genel / Yazılar

Hayatı Uzun Bir Tefrika: Kemalettin Şükrü

Share this post

Mustafa Kirenci

Kemalettin Şükrü adını kısa bir süre önce, fakat kitaplarından bazılarını ise yıllar önce sahaflardan aldığım iki kitabıyla tanıdım. Bunlardan ilki, Milli Kütüphane Tarih Serisi’nin 16. kitabı olarak Kanaat Kütüphanesi tarafından yayımlanmış olan 1932 tarihli Musa bin Nasir ve Tarık bin Ziyad adını taşıyor. İçinde Şam ve Berberiye’nin sokaklarının tasvir edildiği resimler de bulunan bu eser 37 sayfa. İkincisi de yine aynı tarihte yayımlanmış Harun Reşit adını taşıyor, resimli ve 52 sayfa. İlkinde eser sahibi “Kalelizade K. Şükrü”, ikincisinde yalnızca “Kalelizade” olarak kaydedilmiş. Kitaplar roman olarak kaleme alınmış, güzel bir anlatıma sahip, bir çırpıda okunacak cinsten. Belli ki çok uzak devirleri ve kahramanları yazar 1932 yılına taşımak istemiş. Muhtemelen gençleri düşünerek, onların dünyasına geçmiş tecrübelerin kapısını aralamak derdindeydi.

Zamanla yayınevimiz Büyüyenay’la birlikte bu isim benim için tekrar gündeme geldi. Ta ki onun Nasreddin Hoca’nın hayatını roman olarak anlattığı yaklaşık 80’er sayfalık dört kitap halinde kaleme aldığı eserini görene kadar.

Geçtiğimiz yaz onun, Nasreddin Hoca’nın hayatını dönemler halinde roman olarak dört kitapta topladığı 1930 baskılarına ulaşana kadar o benim için Kalelizade müstearıyla yazan biriydi. Oldukça kıvrak bir dille yazan ve anlatımında hızın hakim olduğu Nasreddin Hoca’nın Hayatı bizi ilginç bir yazar portresiyle de karşılaştırdı. Bu da bir çırpıda olmadı, çünkü biyografi eserlerinde yazar hakkında hiçbir bilgi yoktu. Zaman zaman tecrübe ede ede, bulamadığım birçok ismi hemen buluverdiğim 8 ciltlik Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yayını 2002-2007) imdadıma yetişti. Oradaki biyografiden sonra Kalelizade benim için Kemalettin Şükrü olmuştu. Daha etraflı araştırmalarımız buradaki bilgilerden sonra da devam etti.

Şimdi elde bulunan bilgilerle onun hayat seyrini takip edecek olursak: Kemalettin Şükrü 1878’de İstanbul’da doğuyor. Mekteb-i Hukuk’u bitirdikten sonra, Sorbonne’da doktorasını yapıyor. Bir süre kaymakamlık yaptıktan sonra gazetecilik aşkı yüzünden mesleğini terk ediyor. İlk olarak İkdam, Zaman gazetelerinde, 1934’de de İstanbul’dan İzmir’e gelerek Yeni Asır’ın yazı işleri müdürü olarak çalışmaya başlıyor. Yeni Asır’da makale ve tarihî sohbetleri dışında, romanları da tefrika ediliyor. 27 Nisan 1940’da da İstanbul’da vefat ediyor. Anadolu’ya dair incelemeleriyle dikkati çeken yazarın sonradan Yeni Asır’da tefrika ettiği roman ve incelemeleri kitap halinde de yayımlanıyor. Ondan geriye kalan yayımlanmış kitaplarının neredeyse tamamı 1929-1935 yılları arasında 7 yılda okurlarıyla buluşuyor.

Yazının tamamını Okur’un 9. sayısında bulabilirsiniz: https://bit.ly/2Fho2B4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler