Genel / Yazılar

Hayri İrdal’ın Abes Çarkı

Share this post

Ali Ayçil

Daha 1921 senesinde Ahmet Haşim, yabancı saatlerin hayatımıza girişine bir “deneme” yoluyla da olsa şerh düşer: “İstanbul’u yenileştiren ve yerlisini şaşırtan istilâların en gizlisi ve en tesirlisi yabancı saatlerin hayatımıza girişi oldu. ‘Saat’ten kastımız, zamanı ölçen âlet değil, fakat bizzat zamandır. Eskiden kendimize göre yaşayışımız, düşünüşümüz, giyinişimiz ve kendimize göre dinden, ırktan ve ananeden hayat alan bir zevkimiz olduğu gibi, bu hayat üslubuna göre de ‘saat’lerimiz ve ‘gün’lerimiz vardı. Müslüman gününün başlangıcını şafağın parıltıları ve nihayetini akşamın ziyaları tayin eder.” Haşim’in yazısının başlığı, Anadolu’da yüzlerce yıl boyunca inşa ettiğimiz kültürün bir özeti gibidir: Müslüman Saati. Müslüman Saati değişince, akşam on ikide sokakları kaplayan lâcivert sisin, yanan ışıkların, kurulan sinilerin ve ilk yıldıza hitap etmek için minareye çıkan müezzin seslerinin yerini öğlenin meşgaleler arasındaki terli on ikisi almış, artık bambaşka bir zamana geçilmiştir…

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Haşim’in denemesinden kırk yıl sonra yayınlanacaktır. Aslında kitap yayınlandığında, Galata’ya yerleştirilen “Vakit Küresi” bile tarih olmuş, radyolar sayesinde merkezi saat her yerde kendi gongunu vurmaya başlamış ve saatleri ayarlamak bir mesele olmaktan çıkmıştı. Bir başka söyleyişle, 1960’lı yıllara geldiğimizde, “batı zamanı”nın tesiri altına girmiş bulunuyorduk ve Haşim’in “Müslüman Saati”nin kadranı epey bir zamandır paslanmaya yüz tutmuştu. Tam da böyle bir dönemde Tanpınar, zamanla ilişkimizi, eskiyle yeni arasında bocalayışımızı, doğu ile batının sınır hattında her şeyi biçimsizleştiren hatta abesleştiren modernleşme çabamızı anlatmak için saatlere geri döndü. Kitabın, Hayri İrdal’ın “mahalle hayatı”nın anlatıldığı ilk bölümü, insanların pek çok çaresizliğine rağmen Müslüman Saati’nin masalsı bir takdimidir. Muvakkit Nuri Efendi, Abdusselam Bey, Avcı Naşit Bey, Eczacı Aristidi Efendi, Seyit Lütfullah ve kaplumbağası Çeşminiğar bu masalın görünen kahramanlarıdır…

Ama birden masalın içine, hiç de o masalın bir parçası olmayacak biri giriverir, Doktor Ramiz; üstelik Freud ile birlikte. Biz okurlar Hayri İrdal’ı, bir psikolojik vaka olarak, Doktor Ramiz’in odasında sorgulanırken buluruz. Tanpınar, masum bir mahalleliyi bir deli doktorunun önüne av olarak atmakla kalmaz, onun bitmek bilmeyen muayene ve teşhis seanslarını da okuruyla uzun uzun paylaşır. Sanki kahramanımızı mahalleden modern dünyaya geçirirken, o daracık koridorda bir akıl hastanesinin kapısını açmış, onun kaderini bir süre acemi bir ruh hekiminin eline bırakmıştır. Mahalle çocuğu Hayri İrdal böylece Türk modernleşmesinin yol açacağı tuhaflıklara hazır hale getirilmiştir. Masal bitmiş, şimdi oyun başlamıştır; Hayri İrdal’dan başka herkesin büyük bir keyifle iştirak ettiği, bir tek onun “abes çarkı” saydığı bir oyun…

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, hem dünya ölçeğinde büyük bir roman hem de modernleşme serüvenimize sanat yoluyla yapılmış bir hicivdir. Ömrün iki vaktinde de okunması önerilir: Gençken ve orta yaşlarda.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Tarihsel ve Sosyolojik Bilinç Tarihi Bir Tekerrür Olmaktan Çıkarabilir