Yazılar

Her Tercümenin Bir Hikâyesi Olmalı

Share this post

Elimize geçen ve ilk anda dikkatimizi çeken sıradan bir makaleyi, hatta bir kitabı hemen kendi dilimize tercüme edip onu okuyucuyla başbaşa bırakmak sıradan bir iş hâline geldi. Medya üzerinden şöhreti uluslararası alanda zirveye çıkarılan bazı yazarların eserleri daha ilk baskısı piyasaya çıkmadan hangi ülkelerde aynı anda yayınlanacağı bile ilanlarla duyuruluyor. Bir lisanı şöyle veya böyle bilmek şartının yeterli olduğu günümüzde çevirilerde seçici davranılmaması kültürel anlamda çok kolay ve istenmeyen hızlı etkileşimleri beraberinde getiriyor. Bugün akademik faaliyetlerden birisi de ciddi derecede araştırma yapmadan anlık kararlarla rastgele yapılan tercümelerdir. Teknolojinin sağladığı kolaylaştırıcı fırsatlar bizi farklı alanlarda bin düşünüp bir karar vererek derinleştirecekken giderek sığlaştırıyor. Yapılacak her tercümenin mutlaka bir hikâyesinin bulunması gerekirken adeta gözü kapalı bir uğraşıdan ibaret kalma tehlikesi bulunuyor.

Ana lisanı dışında iyi dil bilip tercüme yapanları iki sınıfta değerlendirebiliriz. Birinciler ellerine geçen büyük bir emek mahsulü eseri mutlaka ikinci bir dile aktararak ondan binlerce insanın da istifadesini arzulayanlardır. İkinciler ise fazla seçkinci davranıp takdire şayan derecede beğendikleri bir ilmi çalışmayı asli dilinde okumanın dışında fayda verecek bir zevk tanımazlar. Hakikatte her ikisine de hak vermemek elde değildir. Dahası ikinci sınıftakiler hayat şartları zorlamadığı sürece tercüme faaliyetinden yılandan kaçar gibi uzak dururlar.

Bir Kutsal Kitap İçin Ömürden 16 Yıl Vermek Abartılmamalı

Avrupa’da geçen asırda yaşamış şarkiyatçılardan seleflerinin mirasını devralanların içinde her iki sınıfın tabiatında kimselere rastlamak mümkündü. Onlar ısrarla fazla dil öğrenip rastladıkları şaheserleri tercüme etmek yerine en ince ayrıntılarına kadar inceleyip kendilerine ait telif eserler yazma konusunda mahirdiler. İngiliz Richard Burton’un (ö. 1890) yaklaşık kırk lisan öğrendiği ve bunlardaki malumattan istifade ile yazdığı eserlerin önemli kısmı kendinden sonraki kuşaklara en az bir asır temel kaynak oldu. Mütercimler içerisinde de yapacağı tercüme öncesi ömrünün önemli bir kısmını o dili öğrenmeye verenler vardı. Yani mütercim sadece dili bilmez onun edebi zenginliğini de tüm incelikleri ile öğrenirdi. Mesela Arapça öğrenimini daha çocuk yaşta tamamlayan Fransız Jacques Berque (ö. 1995) gibi şarkiyatçılara bir önceki asırdaki selefleri gibi az da olsa 20. yüzyılda da rastladık. Ölümünden önce 16 yıl zaman ayırarak yaptığı Kur’ân-ı Kerim tercümesi konusunda uzmanı bulunduğu Arapçası ile en fazla altı ayda yapabileceği bu çalışmanın neden bu kadar uzun sürdüğü kendisine sorulmuştu. O bu soruya o dönem için inananlarının sayısının bir milyarı geçtiği bir dinin kutsal kitabı için herhangi birinin ömründen sadece 16 yıl vermesinin büyütülmemesi gereken bir konu olduğu cevabını vermişti.

Yoklukta Edilen Şükre Hayret Etti

1974 yılında askerliğinin bitmesinin ardından genç bir İtalyan olan Hamza Roberto Piccardo emsalleri içinde pek az kişinin cesaret edeceği bir seyahate çıkmaya karar vermiş ve 1970’li yıllarda Batı Afrika’da tren ve diğer vasıtalarla Büyük Sahra Çölü’nde epeyce yer görmüştü. Kum deryaları arasındaki vaha benzeri yerlerde suyun ve nebatatın çok az bulunmasına rağmen insanların namazlarına düşkünlüklerine ve ettikleri dualara hayret etmişti. Kendilerine dünyanın diğer bölgelerine nazaran çok az nimet verilmesine rağmen Allah’a itaatlerinde kusur etmemeleri dikkatinden kaçmamıştı. İlk iş olarak Arapça öğrenip İslamiyet hakkında bilgi edindi. Kur’ân-ı Kerim’i anlamaya çalıştı ve ulaştığı seviye onu o zamana kadar sadece Kadıyani birisi tarafından kendi emelleri dikkate alınarak yapılan İtalyancadakinin yerine Yüce Kitabımızın yeni bir tercümesini yapmaya yöneltti (Corano: Il testo sacro dell’Islam). Roberto adına Hamza ismini ekleyerek şeref-i İslam ile müşerref olan İtalyanlar arasındaki yerini 1975 yılında almakla kalmadı dinimizi merak eden herkese güvenilir bir tercüme sundu. Bugün eğer başka dil bilmeyen yüzbinlerce İtalyan bu son vahiyden nasibini alıyorsa bunda onun katkısı çoktur.

Altı Yıl Hiç Evden Çıkmadı

Ortaçağ’da Müslümanlar Roma’dan, İran’dan, Yunan’dan ellerine geçen nice eserin tercümelerini yapmasalardı ilim bu kadar hızlı gelişemezdi. İnsanlığa büyük bir mirasın devrettikleri hâlde yeniçağa girilmesiyle birlikte adeta üzerlerine kül dökülmüş gibi ne selefleri gibi ilimler doğuran eserler yazabildiler ne de öncekileri gereği gibi inceleyip onlardaki bilgilerden yeteri kadar istifade edebildiler; fakat 16. yüzyıl öncesinde aydınlığın zirvesine yerleşen âlimlerimizin eserleri nesiller boyu hepimizi hâlâ aydınlatmaya devam ediyor. Bu anlamda İbn Haldun’un (ö. 1406) Mukaddime adlı eseri son iki asırdır birçok dilde değişik kişilerce farklı tercümeleri yapılan nadir eserlerin başında gelmektedir. Dahası bu kıymeti çok yüksek kitap üzerine son yüzyılda yazılan makale, kitap ve diğer yazıların sayısı binlerle ifade edilmektedir. Yani Tunuslu bir âlimin ilmi çalışması din, dil, bölge ve zaman ayırt etmeksizin insanlığın ufkunun açık bulunmasına ciddi katkı sağladı. Öncelikle Vincent Monteil mevcut yazmalar arasında İstanbul Atıf Efendi’de bulunan nüshanın bizzat İbn Haldun tarafından okunup baş tarafına kendi el yazısı ile not ettiğini tespit etti. Bu nüshayı diğer 20 kadar nüsha ile karşılaştırıp önce Arapça tahkikli bir metni Fas Kralının desteğiyle sınırlı sayıda altın varak süslemeli neşretti. Okuyan herkese mutlaka ders veren evrensel anlamda Müslüman âlimlerin en çok tanınanları arasındaki bu eseri Fransız Vincent Monteil (ö. 2015) de çok merak etmiş ve ömrünün sadece altı yılını evinden zaruri ihtiyaçları dışında altı yıl hiç çıkmadan Fransızca’ya aktarmıştır.

Afrika, Asya, Amerika ve Avrupa Müslümanlığı Üzerine Onlarca Eser 

1977 yılında Müslüman olduktan sonra Fransızca ismi Vincent’in (Vencen) Arapça karşılığı Mansour’u (Mansur) da adına ilave etti. O seneden sonraki eserlerine Vincent Mansour Monteil şeklinde imza atan ve zamanına kadar, hatta sonrasında bile onun kadar çok sayıda doğu dili bilip onlarla kendi lisanına tercüme yapacak kabiliyette şarkiyatçı pek yetişmedi. 1950’lilerde öğrendiği Farsça ile İran’ın Avrupa’da çok tanınan ediplerinden Sadık Hidayet’in Ben-best ve Ferdâ adlı eserlerini Fransızca’ya kazandırdı. Beyrut’ta bulunduğu yıllarda öğrendiği Arapça ile halife Harun Reşid’in de dostu olan Abbasîler’in ilk dönem şairleri arasında yeni üslup sahibi Ebû Nüvâs’ın (ö.198/813) şiirlerinden seçmeceler [Le vin, le vent, la vie (Anthologie d’Abû-Nuwâs), Sindbad, Paris 1979, 198 s.] ve Ebu’l-‘Alâ el-Ma’arrî’nin (ö.449/1057) Risâletü’l-gufrân’ı (L’Epitre du pardon, Gallimard, Paris 1984, 318 s.); Ömer Hayyam’ın Rubâîler’i ve Hafız Divân’ından seçme şiirleri (L’amour, l’amant, l’aimé, Sindbad/Unesco, Paris 1989, 308 s.] yaptığı önemli tercümeleri arasındadır. Yine Hindistan bölgesi hakkındaki en önemli eserlerden birisini yazan Ebû Reyhân Muhammed El-Bîrûnî’nin Tahkîk mâ li’l-Hind (Le livre de l’Inde: extraits chosis, Gallimard, Paris 1987, 365 s.) adlı eserini de Arapça aslından Fransızca’ya çevirmiştir. Amcası Parfait-Louis Monteil ve babası Charles Monteil’in izinde ve onları fersah fersah geçmeyi başararak Afrika, Asya, Amerika ve Avrupa Müslümanlığı üzerine onlarca eser vermiş birisi olarak adını unutulması zor telif ve tercüme eser sahipleri arasına yazdırdı. Ayrıca Fransa’nın Batı Afrika Sömürge Valiliğinin merkezi Senegal’in başkenti Dakar’da Batı Afrika yazmalarını toplayarak orada incelenmesini sağlamak üzere Fransız Siyah Afrika Enstitüsü’nü (IFAN) açmıştı.

Ne Doğuda Ne Batıda İlim Aşığı Araştırmacı Yetişmiyor

Birkaç makale ve bir iki kitap denemesi ile ilim yolculuğunu tamamlayan günümüzün akademisyenleri ile Vincent Mansour Monteil gibi geçen asrın ilim aşığı araştırmacılarını istesek de mukayese edemiyoruz. Artık onların ayarında ne Batıda ne Doğuda bu derece yoğun eser verme gayretine girene maalesef rastlamıyoruz.

Yine Fransızların 19. yüzyılın başında Kahire konsolosluğu mütercimliği yapan Jean-Louis Asselin de Cherville’in (ö. 1822) zorunlu ihtiyaçları dışında evinden çıkmadığı bilinir. Neredeyse her gün on beş saate kadar kendisini doğu ilimlerine vererek önemli eserlere imza attı ve Fransa’ya farklı konularda topladığı Arapça 1500 yazma eseri temin edip gönderdi. Bugün bu eserleri çok rahat temin edip okuma fırsatımız var.        

Ahmet Kavas

ahkavas@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar