Yazılar

İki Yanlış Okuma

Share this post

Roman okurlarının sayısının her geçen gün kitap satışlarının artış oranlarıyla doğru orantılı olarak arttığını görüyoruz. Peki, nicelikteki artış niteliğe, yani nitelikli okur sayısına da yansıyor mu? Her ne kadar ister istemez niceliğe bağlı bir artış görülse de bu soruya evet diyebilmek hayli zor. Zira genel okur kitlesinde roman sanatına iki farklı bakış açısı bize roman okuma kültürünün henüz pek de nitelikli bir seviyede olmadığını gösteriyor.

İçine doğduğumuz 21. Yüzyıl tüketimin hemen her şeyin önünde olduğu bir yapıda. Evlerimizde kullandığımız mobilyalardan cebimizde taşıdığımız telefonlara kadar çoğu eşyamızın ömrü bir yıla kadar düşmüş vaziyette. Yaşadığımız zamanın bu tüketici, harcayıcı karakteri ister istemez kitaplara haliyle romanlara yansıyor. Genel okur kitlesinin büyük çoğunluğunu tüketici okur tipi kaplıyor. Bu yargıya çok satanlar listelerine bakarak rahatlıkla varabiliyoruz. Listelerdeki romanların büyük çoğunluğunun ortak özelliği hızlı ve kolay tüketilebilir olmaları. Otobüste ya da uyumadan önce yatakta kolayca okunabilecek, yormayacak, eğlendirecek basit dilli romanlar.

Popüler Roman Başka İyi Roman Başka

Tüketici okurun, romanları tüketilecek nesne, birkaç gün hatta birkaç saat kendisini oyalayacak eğlenceler olarak telakki ettiğini bu romanların ortak özelliklerine bakarak söyleyebiliriz. Böyle bir anlayış bir insanın okey oynaması, futbol maçı seyretmesi ya da bir komedi filmi izlemesi kadar anlaşılabilir bir durum. Fakat anlayışla karşılanamayacak olan, bu tür romanları okuyarak roman türü hakkında belirleyici olduğu düşünülen kıstaslar edinmek, genel yargılara varmak ya da en basit ifadesi ile entelektüel bir uğraş içinde olduğunu düşünmektir. Şu ayrımı yapmak gerekir; popüler romanlar, Don Kişot’tan bu yana gelen Balzac’ın, Flaubert’in, Tolstoy’un, Dostoyevski’nin, Kafka’nın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ya da Tarık Buğra’nın içinde bulunduğu roman geleneğinden farklıdır. Onlar farklı bir türün ürünleridir, yazılış amaçları farklıdır ve tabii olarak onları okuduğunuz gibi diğer romanları okuyamaz, değerlendiremezsiniz.

Bir diğer okur karakteri ise idealist okurdur. İdealist okur, ne kadar çok roman okursa kendisini o kadar çok geliştireceğine inanır ve romanları bitirmek için okur. Bu okur karakterinin tüketici okura nispeten daha iyi romanları daha verimli okuduğunu söyleyebiliriz. Fakat idealist okur Milan Kundera’nın Roman Sanatı kitabında “romanın ruhu” diye tanımladığı şeyi kaçırır.

Edebiyat Mesajını Direk Vermez

Roman bir edebi tür, edebiyat bir sanat dalı, sanat ise bir iletişim yöntemidir. Fakat sanatın bilhassa edebiyatın iletme yöntemi diğer iletişim araçlarından farklıdır. Edebiyatın iletme yöntemini Manzaradan Parçalar kitabındaki “Okumak Üzerine” başlıklı yazısında Orhan Pamuk güzel anlatır: “Çünkü kelimeler ve edebiyat, karıncalar ya da su gibidir: Çatlaklara, deliklere, görünmez aralıklara her şeyden önce ve en iyi şekilde kelimeler girer. Hayat hakkında, dünya hakkında asıl merak ettiğimiz şey de, önce bu görünmez çatlaklarda belirir ve onu her şeyden önce iyi edebiyat görür.” Çoğu zaman düştüğümüz hatalardan birisi, edebiyatın çatlaklara sızdığını unutmak ve bize mesajını direk verdiğini düşünmek, hatta ondan bunu beklemektir.

Roman üzerinden gidersek, bir romanı okuyup bitirdiğimizde ondan beklentimiz iyi ya da kötünün, doğru ya da yanlışın kesin olarak ayrıldığını görmek olabilir. Fakat bu bir yanılgıdır. Romanın ilettiği mesaj tek merkezli değil, çoğu zaman çok merkezlidir. Bunu görebilmek ise menzile, sona, sonuca bakarak değil, yola bakarak mümkün olabilir.

 

Mehmet Emin Gül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar