Genel / Röportaj

İyi Bir Yazar Hemen Vitrinde Olmak İstemez

Share this post

Handan İnci

Konuşan: Esad Mücahit Eskimez

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı kampüsündeyiz. İstanbul Boğazının hemen yanında yer alan bu güzel kampüs, söyleşimizi yapacağımız konuğumuz ve söyleşi konumuz düşünüldüğünde çok daha anlamlı. Edebiyatımızda İstanbul denince akla nasıl ki Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yahya Kemal geliyorsa, Tanpınar deyince akla gelen birkaç isimden birisi de Prof. Dr. Handan İnci. Güzel bir İstanbul sabahında hocamız ile edebiyatımızın bugününü, Tanpınar’ı ve yeni kurulan araştırma merkezini konuştuk.

 Günümüz edebiyat dünyasıyla yakın ilişkileri olan bir isimsiniz. Birçok ödüllü edebiyat yarışmasında ve yayınevlerinin seçici kurullarında görev alıyorsunuz. Bu bağlamda sorumuza vereceğiniz cevap ayrı bir önem taşıyor: Tanpınar, Halit Ziya, Peyami Safa gibi büyük yazarlar çıkarmış olan edebiyatımız sizce bugün ne durumda? Türk edebiyatının geleceği hususunda ümitvar mısınız yoksa bir çölleşmenin eşiğinde olduğu kanaatinde misiniz?

Edebiyat bir çağın, bir dönemin, belirli bir tarihsel sürecin ürünüdür. Dolayısıyla zaman ve insan değiştikçe edebiyat da değişir, yol alır. İnsandan bağımsız olarak yukarıda bir yerde duran bir “ölçüt” olarak kullanacağımız “edebiyat” yoktur. Edebiyat insanın varoluşla hesaplaşma biçimidir. Bunun araç gereçleri, dili, düzeyi de eserin üretildiği çağa göre değişir. Günümüzden bir 19. Yüzyıl Edebiyatı beklemek tabii ki akıl kârı olmaz. Her çağ kendi edebiyatını yaratır. Bu çağın hayatı, insanı nasılsa yeni bir söyleyiş biçimi arayarak onu kavramaya uğraşır. Tabii bunun içinde insanlığın temel serüvenine dair ortak kimi temaları da devam eder.

Böyle baktığımızda günümüz edebiyatında yeni bir Halit Ziya veya Tanpınar aramak abes ve gereksiz olur. Ama onların çağları ve yaşadıkları dönemin insanıyla hesaplaşma biçimini, düzeyini kendi dili, söyleyişi ve yeni araç gereçleri ile yapanlar olmalıdır ve vardır da. Nasıl ki Tanpınar, Atay, Hisar vb. yazarlar yaşadıkları çağda türe getirdikleri katkıyla, çağı görme ve işleme biçimleriyle hemen takdir edilmedilerse günümüzden de böyle isimler çıkacaktır mutlaka. Üstelik yayın imkanlarının arttığı çağımızda kötüsü iyisinden çok yüzlerce, binlerce kitap basıldığı için bu ayıklama ve farkına varma süreci daha da sıkıntılı yaşanacaktır bence.

Bulunduğum seçici kurullarda nitelikli bir eser önüme gelmişse hemen bir tarafa ayırıyor, yazarını takip etmeye çalışıyorum, ama bunların hepsi böyle bir sürece bile dahil olamayabiliyor. Yaşadığım zamanın iyi yazarlarını zamanında fark etmek için çaba gösteriyorum. Hatta bunun için “Çağdaş Edebiyata Akademik Yaklaşımlar” adı altında bir akademik etkinlik serisi de başlattık. Şimdilik Ayfer Tunç ve Barış Bıçakçı üzerine iki sempozyum yaptık. Bunu devam ettireceğiz.

Bugün önemi kavranılmış olan birçok edebiyat eseri, yazıldığı dönemde yeterince kıymet görmemiş olabiliyor. Buradan hareketle günümüze gelirsek, bundan seneler sonra dönüp bakıldığında klasikleşecek nitelikli eserler kaleme alınıyor mu?

Edebiyatta tek inancım zamanadır. Zaman çok sıkı ve adil bir elek. İyi yazarı, iyi kitabı asla unutturmuyor. Belki sadece yazarı bundan pay alamıyor, ilgi, sevgi sonradan gelişiyor ama zaten halis bir yazarın derdi de bir an önce vitrinde görünmek değildir. O tür ışıltılı nesneler çabuk dikkat çeker ama bir o kadar da hızlı erir gider.

Dolayısıyla günümüzde iyi eser verilmediğini söylemek mümkün değil, benim kişisel korkum, nitelikli eseri günümüzde erken fark edememiş olmaktır.

Öncüsü olduğunuz Tanpınar Merkezi’nde takip edebildiğimiz kadarıyla çok iyi işler yapıyorsunuz. Keşke edebiyatımızın verimli pek çok yazarı için bu tür gayretler olsa. Bize merkezin kuruluş hikayesinden ve orada şu an neler yapıldığından bahseder misiniz ?

Dünyaya baktığınızda her dilin kendi büyük yazarları için çeşitli araştırma merkezleri, müzeler, kütüphaneler kurduğunu görürsünüz. Bizim edebiyatımızda da böyle birkaç merkez var ama kurumsallaşmış, işlevsel, üretim yapan merkezlerin sayısı az. Burada amaç o yazarın etrafında bir araştırma haraketliliği oluşturmak olduğu kadar, aynı zamanda dönemi ve çağdaşlarıyla birlikte yazarı bir bütünün parçası olarak ele almak ve onu bugüne uzanan etkileriyle birlikte inceleme konusu yapmaktır. Daha doğrusu bizim Tanpınar Merkezi’ni kurma amacımız budur. Yönetmeliğimizde de bu amaç “Başta Tanpınar olmak üzere, 19. yüzyıldan günümüze kadar Türk Edebiyatının geniş birikimini bütün meseleleri, dönemleri ve yazarlarıyla birlikte ele alan çalışmalar ve yayınlar yapmak.” şeklinde belirtilmiştir.

Böyle bir merkez kurma fikrim öteden beri vardı. Tanpınar’ın arşivini dijitalleştirme aşamasında bu belgeleri merkezin etkinlik kapsamında okura sunma düşüncesi çalışmalarımıza hız verdi. Tanpınar’ın ilk üniversite hocalığını 1930’larda o zamanki adı Güzel Sanatlar Akademisi olan üniversitemizde yapmış olması da merkezin çıkış noktalarından biriydi. Şu an projelerimizi hayata geçirmek için çalışıyoruz. Çok yakında merkez için resmi bir açılış da yapacağız.

Tanpınar’a son dönemlerde artan bir ilgi var. Sizce bu nitelikli bir ilgi mi?

Nicelik bir süre sonra niteliği de birlikte getirir. Bu nedenle ilgi ve yayın fazlalığı, hiç bir yazar için endişeye sebep olmaz bende. Tanpınar için de aşırı bir yayın var gibi görünmekle birlikte, sıkı elemede çok az kitap kalır. Bence aslında Tanpınar için yapılan yayınları fazla görünür kılan öteki yazarlarımız için az çalışılıyor olması. Mesela Abdülhak Ş. Hisar, Nahid S. Örik, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Halide Edib, Peyami Safa gibi Tanpınar’ın çağdaşı olan yazarlar da yeni bakışlarla yepyeni araştırmalara konu olmak için bekliyor. Derslerimde kaynak önerisi yaparken Yakup Kadri için en iyi referans kitabının bundan kırk yıl önce yazıldığını söylemek rahatsız edici bir durum. Öğrencilerimi ve genç araştırmacıları bu yazarlara doğru yönlendirmeye çalışıyorum.

 

Kısa kısa…

Sizce modern dönemlerin en güzel nimeti nedir?

Daha iyi kullanmayı öğrenebilirsek kesinlikle internet. Matbaadan sonra insanlığın en büyük icadı olarak görüyorum.

Kendi söküğünüzü kendiniz mi dikersiniz?

Kendiniz dikmezseniz yine söküleceğini çok iyi bildiğim için, evet.

Okurken veya yazarken arka ne fonda çalar?

Müziksiz okur yazarım, Müzik ayrıca değerli bir dinleme sürecidir benim için. Bach ve Neşet Ertaş vazgeçilmezlerimdir. Klasik Türk Müziğini seçme bir repertuvar olarak dinlerim. Burada besteci değil, bestelerim vardır. Itri’nin “Neva-Kar”ı böyledir mesela. Bayılırım. Günümüz müziğini de takip ediyorum, ama biraz geç oluyor bu, daha doğrusu sevdiğim yorumcular gelip kulağımı buluncaya kadar epey zaman geçiyor.

Başucu kitaplarınız hangileridir?

Wolf’un Deniz Feneri her yere taşıyacağım kitabımdır. Bir de Edip Cansever’in şiirleri.

Arayıp da bulamadığınız bir kitap?

Aradıklarımı buluyorum ama ya aramadığım halde bulmam gereken bir kitap varsa? Ya onu okuyamadan ölürsem?

Öğrencilerinize tavsiye ettiğiniz ilk 3 kitap?

Kitap tavsiye etmekten kaçınan bir roman kişisi için “Fikrin mesuliyetini üzerine almaya çekinirdi.” diyor Tanpınar, bir romanında. Ben de hayal kırıklığından çekinirim. Tavsiye etmem, sadece sevdiklerim konuşurken duyarlar, isterlerse okurlar. Kitapları, sevdiğimiz insanlar seviyor diye de okuruz. Ben pek çok yazarı ya bir dostun elinde görüp ya da “sevdiğim yazarın sevdiği yazar” olarak okudum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar