Genel / Yazılar

İyi Yürekli Kâğıt 2

Share this post

Ercan Yılmaz

1. Dostoyevski’nin Sibirya’dan kardeşine yazdığı mektupta, Kur’an’ı, Kant’ı ve Hegel’i istediğini biliyor muydunuz? Kılıç ve Ilyada’nın Büyük İskender’in yastığının altından eksik etmediği iki silahı olduğunu? Ya Bernard Shaw’un Cesar and Cleopatra eserinde, İskenderiye Kütüphanesi’nin insanlığın belleği olarak zikredildiğini? İnanç, güç, bellek…

2. ‘Yazı ve Mazmun’ başlıklı denemeye Rasim Özdenören, “Hiçbir yazı anlaşılmasın diye yazılmaz.” cümlesiyle başlıyor ve son tahlilde yazarı, yazdıklarının anlaşılmasını isteyen bir özne olarak konumlandırıyor. Şöyle devam ediyor: “Yazının zor anlaşılır olması, yazarla okur okur arasında varbulunması gereken parola ve işaret üzerinde tam bir mutabakatın sağlanamamış olmasıyla ilişkilendirilebilir. Taraflar parola ve onun işareti üzerinde mutabık kalmışlarsa, anlaşma zemini de sağlanmış olur. Eğer şifreler üzerinde mutabakat yoksa, bu durumda, yazı da anlaşılmaz olarak kalmaya hükümlü olur.” Sorulması gereken şu: Yazar ya da şair ile okur arasında Özdenören’in ifade ettiği gibi mana üzerinde bir mutabakata gerek var mı? Bence yok. Hele ‘Tek anlam devri’nin geçtiği modern zamanlarda. Umberto Eco’nun Yorum ve Aşırı Yorum’da üzerinde durduğu kavramların bir hayli ehemmiyet arz ettiğini söyleyebilirim. Intentio auctoris (yazarın niyeti), intentio lectoris (okurun niyeti), intentio operis (metnin niyeti); bütün niyetler birbirinden ayrı olabilir.

3. “Yığın romanda ne arar?” sorusuna Cemil Meriç şöyle cevap veriyor: “Bir vakit geçirme, bir dinlenme, gündelik hayattan uzaklaşma.” Bugün de manzara pek farklı değil!

4. ‘Kitabın İçindeki Musa’ (Grandes Heures de Ruhan) gibi hissediyorum kendimi bazen. Nil’in ‘Çıkış’ına doğru akan bir kitap… Söz’e doğru akıyorum ve kimse bilmiyor bunu. Dil’in ‘beşik’ olduğunu kim söylemişti?

5. Kur’ân-ı Kerîm’de yazı malzemesi olarak sadece rikk (parşömen) ve kırtâs (papirüs) geçmekte.

6. Manguel’in Okumalar Okuması adlı kitabındaki “İdeal Kütüphanenin Tanıma İlişkin Notlar”ından biri şudur: “İdeal kütüphanede daha ziyade kitap vardır ama sadece onlar yoktur. Aynı zamanda haritaları, resimleri, nesneleri, müziği, sesleri, filmleri ve fotoğrafları da toplar. İdeal kütüphane, kelimenin en geniş anlamıyla bir okuma yeridir.” ‘Dünyayı’ okuma yeri ve dahi ‘insanı’.

7. “Deneme, bir yolculuk gibidir. Her denemeciye göre de yolu yordamı farklıdır. Bazılarıysa hiçbir yere gitmez görünürler. Oturdukları koltuktan resmederler dünyayı. Hiç yerlerinden kalkmadan sunarlar her şeyi size. Kimi romandan söz eder, kimi şiirden. Haydut, kürek mahkûmu ve sahte kuklacı, Ginesillo de Parapilla ve ayrıca Pedro Usta adlarıyla da anılan Gines de Pasamonte kendi yaşamını anlatan bir kitap yazmaktadır.

“Kitap bitti mi?” diye sorar Don Kişot. Gines şu yanıtı verir: “Yaşamım bitmediğine göre kitap nasıl bitsin?” Bazıları nasıl yazdığını anlatır, bazıları nasıl okuduğunu. Hayat, denemenin ilgi alanları içinde sere serpe uzanır, öylece akar gider. Bazılarında filmler yeniden başlar akmaya. En iyi denemeciler sürekli okunur. Birden karşınıza hiç duymadığınız bir yazar ya da sinemacı çıkabilir. Ve sizi bilmediğiniz bir beldeye taşıyabilir. Carlos Fuentes okurken Kenji Mizoguçi’nin “Yağmur Sonrasının Solgun Ayının Öyküleri” filminde bulabilirsiniz kendinizi. Deneme, prensiplerden konulara atlamak değildir. Sadece inceliklerle dolu, bilgi yüklü ve güler yüzlü geçişlerin türüdür.” Mehmet Güreli, ‘yolculuğu’ deneyenlerden biri olarak soruyor: “Bitti mi?”

8. Kalem kec-dil mürekkeb rû-siyeh kâğıd dü-rû bilmem

Kimi etsem o şâha arz-ı hâlim yazmada mahrem

(Kalemin dili eğri, mürekkebin yüzü kara, kâğıtsa ikiyüzlü. Şaştım kaldım! Acaba, o padişaha durumumu yazmada kimi sırdaş edinsem?) Nâbî’den nefis bir beyit, bağışlanamayacak güzellikte. İçinde kalem, kâğıt, mürekkep geçen her şey nasıl da efsunlu.

Her okur bir ‘çarmıh yolcusu’dur.

9. ‘Onun kitabının içini oku’ dedi içinden, kendine…

10. Bazı kitapları okurken siz de şöyle demiyor musunuz: “Mi ritrovai per una selva oscura” (Kendimi karanlık bir ormanda buldum). Yolun yarısı burası işte!

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar