Genel / Yazılar

İyi Yürekli Kâğıt 3

Share this post

Ercan Yılmaz

1. Okur Hâlleri… Bir Dostoyevski okuru, ‘absent’ içmiş gibidir, aynı anda kargalarla da korkuluklarla da arkadaşlık yapabilir. Bir Baudelaire okuru, aynanın iki yüzü gibidir. Gerçeğin derisini yüzer gibi sıyırır kitap-ayna’dan ‘sır’ı. Yûnus okuru şöyle der: ‘Develer’ olarak da okusam ‘yağmur yüklü bulutlar’ olarak da, hep aynı şeyi ‘görürüm’… Bir Rilke okuru, “Çiçeklenmeyle solmayı birlikte kavrar.”

2. “Okumaktan manâ ne?” sorusunun cevabı, bana kalırsa, “Okumaktan manâ ne?” sorusunu sorabilmektir.

3. Jean Duvet’nin ‘Apokalips’ adlı tablosu kitabı yalayıp yutan Aziz Yuhanna’yı konu alır. Bize de ‘al bunu yut’ diyen bir melek lâzım; ‘mideni yakacak ama ağzın bal gibi tatlanacak.’

4. “Bir gün Sahaflar Çarşısı’ndan geçerken Esmâr-ı Esrar namında bir risâle gözüme ilişti. aldım, mütalâa ettim; bilumum turuk-ı aliyye pîrân-ı kiramın (tarikat şeyhlerinin) silsile-i tarikatını gösterir bir hazine-i irfan buldum. O dakikada kalbimde bu zümerât-ı kiramın teracim- i ahvaliyle meşgul olmak emeli husule geldi (…) Tarîk-i tedkike koyuldum. yirmi seneyi mütecaviz tetebbuatta bulundum. Birçok şehirler gezdim. Tahkikatta, tedkikatta niceler elde ettim. Bu eser vücuda geldi. Hüsnüniyetle çalıştım. Noksanı çoktur, ihtimal ki hatîâtı (hataları) da o nisbettedir.”

Yukarıdaki satırlar, Hüseyin Vassaf Efendi’nin Sefine-i Evliyâ- yı Ebrâr Şerh-i Esmâr-ı Esrâr adlı eserinin mukaddimesine ait. Mehmed Sami es-Sünbülî’nin Esmâr-ı Esrâr (1900) adlı 54 sayfalık telif eserine üstelik şerh ve haşiyelerin ilimden sayılmayıp küçümsendiği bir dönemde yazılmış 2500 sayfalık devasa bir şerh olan Sefine-i Evliyâ-yı Ebrâr Şerh-i Esmâr-ı Esrâr’dan hareketle şerh ve haşiyelerin gelenek içerisindeki yeri şu cümlelerle ifade ediyor. İsmail Kara İlim Bilmez Tarih Hatırlamaz, Şerh ve Haşiye Meselesine Dair Birkaç Not başlıklı kitabında: “Şerh ve haşiye geleneğinin ilmî yetersizlikle, şahsî zaaflarla, kültür ve medeniyetin tıkanmasıyla, gerileme ve çökmesiyle alâkası yoktur; aksine bilgi, kültür ve irfanın ancak bir miras ve zemin üzerinde inşa edilebileceğini, ancak bu yolla anlam kazanabileceğini ve nihayet başarısızlıkların, sıkıntıların, zaafların, bu kanal işler tutularak üstesinden gelinebileceğini derinden hisseden ve bunun icaplarını yapan bir zihniyetin kökleriyle ilgisi vardır.”

5. “Ya yaşamayı ya anlatmayı seçmek gerekir.” Sartre gibi, Borges gibi “Yaşamadım ben okudum.” diyenlerin yanında bütün bir yaşamını Rilke gibi salt şiirsel, Balzac gibi salt romansal bir varoluşa dönüştürenler de vardır edebiyat dünyasında. Yazmak ve yaşamak; iki ayrı eylem midir bunlar?

Yazının tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Tarihsel ve Sosyolojik Bilinç Tarihi Bir Tekerrür Olmaktan Çıkarabilir