OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Kelimeleri Anlamlı Dizebilme Mahareti

Endülüs ve Mağrib’in kalbinden çıkıp Afrika-Avrupa ve Asya’da gezip gördüğü coğrafyalarda aldığı yol 120 bin km.

Arapların “te’lîf” dediklerinden anladıkları ile Avrupalıların neredeyse kelimesi kelimesine tercümesi sayılabilecek “composition / kompozisyon” kavramı ile aynı noktada buluşmuşlar. Her ikisinin de muradı farklı kelimeleri “yanyana koymak”, “birleştirmek” suretiyle yeni anlamların doğmasını, oluşmasını sağlamaktır. Yeri gelmiş derinliği olan basit bir ifade, hatta bir cümle, belki uzun bir yazı, yeri de gelmiş sayfalar dolusu kitaplara dönüşmüş bu sıradan gibi duran işlem. Hayatında bunu ancak bir kere deneme fırsatı bulup asırlarca o yegâne gayreti ile hatırlananların sayısı hiçte az değildir. Ama onlarca, hatta yüzlerce eser vererek, yani iz bırakarak bu dünyayı terk edenlerin sayısı belki öncekilere göre az bulunsa da etkileri henüz hayattayken yaşadıkları coğrafyaları, hatta asırları aşıp tüm beşeriyetin ortak mirasına dönüşmüş isimler kelimeleri peşpeşe dizmede ustalaşmışlardı.

20. yüzyılda yetişen Müslüman âlimlerden Muhammed Hamidullah’ın hayatının belki de en anlamlı davranışı aslında kalem ehli olan herkes için bir kıymettir. Sınırlı insan ömrüne sığması kuvvetle muhtemel onun bu maharetini örnek alıp tüm birikimini olabildiğince yazıya dönüştürüp bir an evvel telifatta bulunabilme hasletini elde etmek zor olmasa gerek. Ölmek herkes için mukadder iken neden bu mahareti kullanıp geleceğe iz bırakmaktan çekinilmektedir? Yürümesinin en zor olduğu senelerde bile adeta ayaklarını sürüyerek gidebildiği Paris’in kütüphanelerinde o zamana kadar okumadığı kitaplarla, makalelerle mevcut bilgilerini birleştirip önemli olanın beraberinde götürmek değil burada bırakma şuurunu kaç insan taşıyor?

Kaç Dil Bildiğini Bilmiyor

“Elbette konuşalım, amma bu meşguliyetimiz bizlerin birikimlerimizi gelecek kuşaklara aktarmamıza mani olmasın” cümlesi O’na aittir. Doğduğu, temel bilgilerini elde ettiği ülkesinden binlerce kilometre uzakta, arka arkaya dizdiği nice bin anlamlı cümleli eserleri, kitapları O’nun kalemine borçluyuz. O’nun için gezmek, yeni kuracağı cümlelerin yolunda dolaşmaktı. Konuşmak, eğer bilmediği bir şey varsa onu muhatabının ağzından duymak veya taliplisine duyurmak içindi. Lisan öğrenmek, diğer dillerdeki eserleri okuyabilmek maksadıyla bir uğraşı idi, o yüzden kaç dil bildiğini sorana cevabı “saymadım” demekti. İhtiyacına binaen öğrenmesi gerekeni öğrenmişti. Yaşadığı Fransa’da bu ülkenin dilini bilenlere verebileceği en anlamlı eser Yüce Kitabımın Kur’ân-ı Kerim’in tercümesi idi.

Bugün binlerce kalem ehli yazarın, söz ehli hatibin ömrünü “Allah katında din İslam’dır.” hükm-ü ilâhisini anlatabilmek için adeta tüm gayesi çatışma edebiyatına katkı sağlama yolunda emek sarfı iken, geçen asrın bu kıymetli şahsiyeti mesela yazdığı en kısa ve özlü eserine adını vermekten ne büyük haz duymuş olmalı. Birçoğunun bu son dini inkâr etmek, işledikleri her türlü menhiyatla olabildiğince ondan uzaklaşmak için çırpındığı bir ortamda O dikkatleri en derin hakikatin odağına çekmişti. Nicelerinin hidayetine vesile olduğunu rakam ifadesiyle bilmiyoruz. Bilseydik belki fazla bir değer de ifade etmezdi. Dahası öyle bir eser yazdı ki âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Muhammed’i başta Avrupalı okuyucular olmak üzere herkese tanıtmayı hedefledi. Adını koymuştu. O kavganın, dünyalığın, her türlü marazın arasında değişmeyen vasfıyla bu son dinin habercisi idi. Nice merak eden okuyucu bu kitabın sayfalarını çevirdikçe ……………………………………………………………………………………………………………………………………………….

Ahmet Kavas

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?