Genel / Yazılar

Kitaba Dair Unutamadığım İki Hatıra

Share this post

Süleyman Ragıp Yazıcılar

1) Ortaokul son sınıftaydım, 1998 senesiydi sanırım. Okulun son günlerinde, öğrenciler olarak türlü taşkınlıklar, şımarıklıklar peşindeydik. Ne tam büyümüştük ne de tam küçüktük. Ortaokula veda nasıl olmalıydı, emin değildik. Kimileri gömleklerinin üzerine tükenmez kalemlerle yazı yazdırıyordu, kimileri de tüm eğitim sisteminden intikam alırcasına sağda solda kitap parçalıyordu. Belleğimdeki o hazin ve haşin manzaralar üzücüydü doğrusu. Azizdi kitap, hürmete layıktı, lakin son günlerin verdiği garip duygular, kitapları ağlatacak derecede kötüydü. Hele son sahne, gözümün önünden hâlâ gitmez:

28 Şubat Rüzgarı Eserken

Herkes sınıftan çıkmış, bahçeye inmişti. Ben ceketimi unuttuğum için yukarı çıkıp sınıfa tekrar girmiştim. İşimi halledip tam çıkacağım anda, çöp kutusunun içi dikkatimi çekti, eğildim dikkatle baktım. Sert bir şekilde ve sanki nefretle çöpe fırlatılmış olan o kitap, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabı idi. Şaşırdım, şok oldum. Kitap zaten azizdi, Din Kültürü kitabı ise ayrıca değerliydi gözümde. Onun orada o şekilde durması içimi burktu, hemen çıkardım, masaya koydum.

Şimdi yeniden düşünüyorum ve soruyorum kendime: 28 Şubat’ın din karşıtı rüzgarlarından bizim okula düşen bir küçük esinti miydi bu? Okulda bolca bulunan ateist arkadaşlarımızın her türlü kutsala karşı hınçlarına dair basit bir tatmin hareketi miydi? Ya da, zaten okumaya hiç gönlü olmayan, zorunlu eğitim sebebiyle 8. sınıfa kadar kahırla gelmek zorunda kalmış öğrencilerden birinin, özgürlük öncesi düşünmeksizin sebep olduğu talihsiz bir manzara mıydı?

Kim hangi niyetle bu nezaketsizliği yapmıştı bilemiyorum, lakin bizim dönem gençlerdeki o çeşit hürmetsizliklerin büyük oranda şimdiki hayatlarımıza bereketsizlik olarak yansıdığından şüphem yok. Kitap parçalayarak eğlendiğimiz, kitapları çöpe atmayı marifet saydığımız için ilimden irfana yolculuğumuz daha uzun sürüyor, birçok şeyin kıymetini bilmemiz daha çok zaman alıyor. Hürmetin, hayretin ve haşyetin olmadığı bir eğitim hikmete gebe değildir, biz buna pişmanlıkla şahitlik edebiliriz.

Teselliyi Kitapta Aramak

2)Rahmetli Ayşe Şasa Hanımefendiyi, vefatından birkaç sene evvel evinde ziyaret etmiştik. Olgun çehresi, dingin hali, vakarlı tavırları, derin bakışları karşısında çok etkilenmiş, hayranlık dolu gözlerle kendisini izlemiştim. Kendi fikri ve manevi yolculuğundan bahsetmişti, son zamanlarında Ruh’ul Beyan’ı özenle okuduğunu vurgulamıştı.

Bir ara, geçirdiği zor dönemlerde, özellikle hasta yatağında, İbn-i Arabi’nin eserleri vesilesiyle adeta mana aleminde yolculuk yaptığını, hayatına derin bir pencere açıldığını, bambaşka bir boyutta usul usul irşad edildiğini, buhranlarından kurtulduğunu ifade etmişti. Bunları söylerken, sanki İbn-i Arabi Hazretleri’nden hususi ders almışçasına mutmain bir ifade vardı yüzünde, haliyle sevgi, minnet ve özlemle anıyordu büyük hazreti.

Bu değerli hatıra, kitaba dair çarpıcı sahnelerden biridir gönlümde. Çünkü rahmetli Ayşe Şasa’yı hasta yatağında, yaşadığı değişimler, dönüşümler, yalnızlıklar, buhranlar, arayışlar vs. içinde hayal ettiğim her an, elinde bir İbn-i Arabi kitabı ile teselli bulurken, şifaya kavuşurken ve sonsuzluğa gülümserken görür gibi oluyorum. Bir kitabın başka bir ömrü, zamanları aşıp gelerek nasıl da yeşerttiğini, nasıl da bereketlendirdiğini düşünüyorum. Bize beyanı öğreten ve manaları yazı vesilesiyle geleceğe miras bırakabilmemizi nasip eden, birbirinden güzel kitaplarla hayatlarımızı süsleyen, güzelleştiren Allah’a hamd ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler