Genel / Röportaj

Kitaba Dalmaktan Koyunları Kaybederdim

Share this post

-Okur Hikayeleri-

Çoban Hüsnü Çalhan

Konuşan: Abdullah Güner

 

Sizi çoban Hüsnü Çalhan ile tanıştırmak isteriz. Kendisi Denizli’nin Yatağan ilçesinde yaşayan ve uzun yıllar dağlarda çobanlık yapan güzel bir adam. Onu bizim için merak konusu yapan asıl özelliği okuma tutkusu. Hayvanları ile beraber kitaplarını da dağlara götüren, bazen okumaya dalıp gitmekten koyunları kaybeden, bir konferansa gidebilmek için kucağında büyüttüğü kuzusunu satan, kazandığını hep kitaba yatıran Hüsnü amcanın hikayesine hep beraber kulak verelim.

Kimdir?

1956’da doğdu. Köyünün ilkokulunu bitirdi. 4 yaşında çobanlığa başladı. Okul hayatına devam edemedi. İlkokuldan sonra şehre geldi. Şehirde kitaplar, dergiler ve gazeteler okumaya, kütüphanelere gitmeye devam etti. Hem gezdi, hem okudu. Şu anda da çobanlıkla beraber okumaya devam ediyor.

Kitap okuma hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz? Kimden etkilenerek kitap okumaya başladınız, sonra nasıl devam etti okuma serüveniniz?

Rahmetli babam Üstad Necip Fazıl’ın eski adıyla Büyük Kapı yeni ismiyle O ve Ben kitabını getirmişti eve. İlkokul üçe giderken bu kitapla tanıştım ve onu okuyarak başladım bu serüvene. Babam düzenli gazete okurdu biz de tabii etkilenip okuyorduk.

Çocukluğumda kitap okumayı çok severdim. Hatta yemek yiyeceğimiz zaman amcam “Yemeği yiyelim, kitabını okursun.” derdi. Ben de “Hayır, kitap bitecek sonra yemeği yerim.” derdim. Böyle devam etti tutkum. Çarşıda, üniversiteye gidip-gelen arkadaşların kurduğu kitap kulübü vardı, buradan da istifade ettim. Kitap okudukça kabına sığamaz bir insan oldum.

İlkokul 4. sınıftayken Nazım Hikmet’in Rusya’ya gidişini anlatan Kızıl Zindanlar kitabını okumuştum. 5. sınıfı bitirdiğimiz yaz döneminde inek güderken bir arkadaşımla kitap okuma yarışı yapmıştık. Arkadaşım 37 kitap okumuştu, ben 36 kitapta kalmıştım. Ortaokula 15 gün gittim ve okulu bıraktım. Bundan sonra mektep meselesine ihtiyaç duymadım. Babamın briket atölyesi vardı, orada çalıştım ve günlük gazete okumaya devam ettim. Daha sonra koyun alıp dağa çıktık. Koyunları güderken kitap okumaya yine devam ettim. Hatta anlatırlar bunu, kitap okumaya dalmaktan koyunları çoğu zaman kaybederdim. Tabi sonra buluyorduk, kendi yerlerine geri geliyorlardı. Kitap okumak bizde böyle güzel anılar bırakmıştır.

Kitap okumanızın yanı sıra yazarlarla da tanışıp görüşüyorsunuz, onların konferanslarına veya sohbetlerine katılıyorsunuz. Hangi yazarlarla tanıştınız?

Yazarlarla tanışma hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz? 70’li yıllarda bir arkadaşımla Mavera Dergisi’ni ziyarete giderdik. 1973 senesiydi galiba, Cahit Zarifoğlu ile tanışmıştık. Hiç unutamıyorum, muhabbet arasında şöyle söylemişti bana: “Ey arkadaş! Güzel ellerinden güzel bir çay içelim. Etrafına ne bakıyorsun, sana söylüyorum sana!” Birlikte çay içip, kitaplar üzerine konuştuk. Daha sonra bu gidip gelmelerim devam etti, Rasim Özdenören’le de tanıştım. 1976’da Sezai Karakoç’la, 1980’de Atasoy Müftüoğlu ile tanıştım.

Söyleşinin tamamını Okur’un 6. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar