OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Kitap Tutkusu Kaybettiklerimizi Aramanın Bir Yolu

Ahmet Özcan

Konuşan: Esad Mücahit Eskimez

Kitap tutkusu akla hayale gelmeyecek “karakterlerin” bahse değer yaşamlarını da beraberinde getiriyor. Çankırı Karatekin Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özcan ile bu tutkunun kaynağını, uzun yıllar yaptığı sahaflık sırasında karşılaştığı bibliyomanları ve şahsi kütüphanelerin akıbetini konuştuk.

Kitaplar, insanoğlu için yazının tarihi kadar eski bir tutkunun da adı aynı zamanda. Nedir kitapları insanlar için böylesine tutku dolu hale getiren şey?

Kitap tutkusu ifadesi kavramsal bir nitelik kazandıysa şayet, birçok insanın arzularının ortaklığından bahsediyoruz demektir. Acaba her insan için bu tutkunun kaynağı aynı olabilir mi? Yoksa her bir tutkunun farklı nedenleri olabilir mi? Bence birçok hayalimizi gömerek yaşadığımız bu dünyada, kaybettiklerimizi aramanın bir yolu olarak doğmuş olabilir kitap tutkusu. Kitaplar görünümleri itibariyle küçük olsalar da içine sığdırdıklarıyla dünyaları saklıyorlar. Bizimle duygusal olduğu kadar tensel birliktelik kurabilecek bir başka nesne var mı, emin olun bilmiyorum. Saklayabileceğimiz, koruyacağımız, seveceğimiz ve yalnızlığımızda kalabalıkların içinde kaybolabileceğimiz imkanı sunuyorlar.

Uzun yıllar sahaflık yaptınız. Birçok sürprize gebe olması sebebiyle sanırım kitap biriktirme hastalarının da, kitapseverlerin de en sevdiği mekanlar sahaflardır. Tanıdınız mı böyle ilginç isimler?

Bu soruya cevap olarak verilebilecek birçok insan tanıdım. Bazılarıyla ilgili yazılar da yazdım.

Bibliyoman örneğine en uygun kişi zannediyorum ki iki yıl önce vefat eden Nuri Kestane olabilir. 87 yaşında vefat ettiğinde kimsenin haberi olmamış, birkaç gün sonra da cesedi evde bulunmuştu. Nuri Bey yaz kış gömlekle gezerdi. Yaz ve kış arasındaki fark, kısa kollu gömlek ile uzun kollu gömlek şeklinde ayrılırdı. Kitaplara bakarken tek elini kullanırdı. Diğer elini hiç kullanmazdı. Tuhaf giyimi ve davranışları gibi aldığı kitaplarda da tuhaflık olurdu. Yine aldığı kitapları bir daha kendisi de dahil olmak üzere kimsenin göremeyeceği şekilde poşetlere koyar ve bağlardı. Evdeki durumunu kimse bilmiyordu, lafı açılırsa konuyu değiştirir veya uzaklaşırdı. Hakkında elde edebildiğimiz bilgi, göçmen bir ailenin çocuğu olması ve hastanede temizlikçi olarak çalışarak memurluktan emekli olması ile sınırlıydı. Emekli ikramiyesini mevduata, buradan aldığı parayı da kitaplara yatırıyordu.

TRT’de daire başkanlığı yapmış Ersan Merhacı’yı unutmak da bir hayli zor. Her gün aynı saatlerde girdiği telefon trafiğiyle sahafları onlarca farklı soru ile bunaltırdı. Ersan Bey bütün dünyasını “fetih ve fatih” üzerine kurmuştu. Bütün kitap arayışları bu çerçevedeydi. Fatih yahut evladı fatihan kitaplarının içinden çıkabilecek bir türbe, Arap atı yahut hurma resmi onu büyülerdi. Sorduğu kitaplar genelde nadir eserlerdi, bulunursa alır, bir gün sonra bende varmış der veya toplu halde kitaplarını satarak yeniden almaya başlardı.

Söyleşinin tamamını Okur’un 11. sayısında bulabilirsiniz: bit.ly/2kuIOqy

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?