Genel / Röportaj

Kitaplardan İstifade Etmek Yerine Koleksiyonerlik Yapıyoruz

Share this post

İsmail E. Erünsal

Konuşanlar: Yusuf Temizcan, Ayşe Tuğba Silahtar

İsmail E. Erünsal, Türkiye›de kitap, kütüphane ve sahaf denilince akla gelen ilk isimlerden. Bu alanda çok önemli eserler verdi. Kendisi İSAM’ın kurucularından. Son yayımladığı “Ortaçağ İslam Dünyasında Kitap ve Kütüphane” kitabını bahane ederek kendisiyle kitap aşkının nasıl başladığını, Enderun sahafı, koleksiyonculuğu, e-kitap meselesini ve daha pek çok şeyi konuştuk.

Hocam öncelikle çalışmalarınız daha çok kitap, kütüphane ve sahaflar üzerine yoğunlaşıyor. Bu alanda ilk akla gelen isimlerdensiniz. Sizdeki bu kitap aşkının ilk başlangıcı nasıl oldu? Nasıl gelişti o süreç?

Şimdi, kitap aşkıyla bu konulara akademik anlamda yönelmek birbirinden farklı. Önce onu belirtmeliyim. Ama bendeki kitap aşkı çocukluktan başladı diyebilirim. Bizim zamanımızda İstanbul’da iyi vaizler vardı. Bizim neslimizin babaları okumuş yazmış insanlar değillerdi, fakat çocuklarını alır camiye, vaazlara götürürlerdi. Benim rahmetli babam da bu vaazlara götürürdü beni. Pazar günleri Karabaş Camii’ne Sürmeli Mehmet Efendi gelirdi öğlen namazından sonra. Birçok menakıb anlatırdı.

50’li yıllardan bahsediyorsunuz?

Bu dediğim 50’lerin sonu, 60’ların başı. Güzel bir vaizdi, konuları da güzel anlatırdı. Sonra Abdurrahman Şeref Yazıcı vardı, Allah rahmet eylesin. O da Beyazıt’da ikindiden sonra vaaz verirdi. O daha çok edebi ve felsefi konulardan bahsederdi. Kendisi zaten felsefe hocasıydı aynı zamanda. Onunkiler tabii çok muhtevalıydı. Ben hepsini anlamazdım ama her hafta giderdik. Bu vaazlara gitmenin karşılığında ödül vardı. Sürmeli’yi dinledikten sonra bir çikolata, Abdurrahman Şeref Yazıcı’nın vaazını dinledikten sonra ise sahaflardan geçerken alına bir kitap (gülüyor). Ben kitap almaya bu şekilde başladım. Daha sonra da üniversite hayatı başladı, Enderun’u kurduk.

Enderun’u biraz açalım dilerseniz. Çünkü çok önemli bir ilim merkeziydi orası. Aynı zamanda bir kültür ocağı işlevi de görüyordu bildiğimiz kadarıyla. Oranın hikayesini sizden dinlemek isteriz.

Kültür hayatımızda Enderun’un çok önemli bir yeri vardır diğer sahaflara göre. Çünkü Enderun’a bir kitapçı olarak değil de, bir ocak olarak geliyordu insanlar. Enderun’da kitap satmak ikinci plandaydı. Biz Enderun’u Ertuğrul Bey başta olmak üzere on arkadaş kurduk, rahmetli Mahir hocanın desteğiyle. Prensibimiz, orayı bir kulüp gibi yapmaktı, masrafını da herkes bölüşecekti. Kitap alacağız, aldığımız kitapları da ne kadar kıymetli olursa olsun önemli değil, %25 kâr koyup satacağız.

Başladığımızda 10 raf kitabımız vardı. Millet gelip alıyordu, %25 kâr koyuyorduk üzerine, veriyorduk. 3-4 sene bu böyle sürdü. Biz üniversitede olduğumuz için her gün oradaydık. Gider açar, çay demlerdik. Enderun’a gelip gitmeyen hemen hemen yoktu diyebilirim. Sağcısı, solcusu vs. İstanbul’da olanların çoğu gelirdi.

Söyleşinin tamamını Okur’un 5. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Tarihsel ve Sosyolojik Bilinç Tarihi Bir Tekerrür Olmaktan Çıkarabilir