OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Konjonktivit

Mustafa Çiftci

Mastır yapmaya ne zaman heves ettim bilmiyorum. Ama içimde mastır yapacağıma ilişkin bir inanç hep var idi. Nerede, ne zaman, hangi konuda yapacaktım meçhul ama mastırlı bir adam olarak ölecektim. Hayat memat meselesi yapmadıysam da epeyce üstüne düştüm. Şimdi düşününce belki babam sebebiyle ben böyle mastır sevdalısı olmuşum diyorum. Babam fakülte mezunu olmak yetmezmiş gibi bir de mastır mezuniyetine sahiptir. Mesleği ile ilgili üç tane kitabı vardır. Babamın böyle “okumuş adam” olması beni mastır derdiyle yollara düşürmüş olabilir.

Fakülte yıllarında not ortalaması mastırda lazım olur diyerek epeyce asıldım. Sonunda hatrı sayılır bir ortalamam oldu. O vakitler henüz ALES yeni yapılıyordu. Bir hışımla ALES’e girdim. Ve bölümümde en yüksek notu aldım. Gerçi bizim bölümde en fazla almak ile en az almak arasında pek bir fark gözetilmezdi. Fakülte, kantinde başlar kantinde biter tayfasındandı çoğu. Geri kalanı da zaten derse gelmezdi. Neyse meselemiz bu değil.

Sınava Minderle Gittim

Fakülte bitti. İyi kötü bir iş buldum. Ama derdim o değil ben büyük bir icadın hemen öncesinde başka işlerle vakit geçirmek zorunda olan deli profesörler gibi mastır imtihanlarının açılmasını bekliyordum.

Beklediğime değdi. Tam istediğim bölümde şartları bana uyan bir program mastır öğrencisi alacağını duyurdu. Özenle hazırlandım. İmtihan salonunda oturduğum yer soğuk olur diye bir küçük minder bile ayarladım. İmtihana girdim. Soruları cevaplamadan evvel salondaki müstakbel rakiplerime baktım. İçlerinde beni zorlayacak pek kimse yok gibiydi nereden biliyorsam artık.

İmtihan bitti. Neticeler ilan edildi. Ve ben kazandığımı öğrendim. Bir hafta ayaklarım yere basmadı, bulut bulut gezdim sanki. Nihayet hedefime doğru uçmaya başlamıştım. Babama durumu anlattım. “Para isteme benden buz gibi soğurum senden.” dedi. “Yok babacığım bu sefer eğitim masrafım kendi cebimden olacak.” dedim cüce horozlar gibi kabararak. “Eh öyleyse oku bakalım ne olacaksa.” dedi babam. Başka zaman olsa bu tavırlarına üzülürdüm ama mastır sarhoşu idim ve babama kırılacak yerlerim bu sarhoşluktan dolayı kütleşmişti. Sonra anneme durumu anlattım. “Yine yurt köşelerinde sefil mi olacaksın otur evinde sıcacık.” dedi. Sarıldım “Artık sefil olmak yok anacığım.” dedim.

Evrakımı tamam edip kaydımı yaptırdım. Öğrenci kimlik kartımı elime aldığımda mutluluğum tarif edilemez. O hevesle gidip yeni kitaplar aldım. Renkli kalemler, kocaman bir defter ve daha ne lazımsa takım taklavat hepsini dizdim. Ve hocaların verdiği okuma listesindeki kitapları bir bir devirdim. Kendimi anlı şanlı bir akademisyen gibi görüyordum. Elimden gelse konu komşu herkese dipnot düşecek ve hayatı 12 puntoluk bir yazı olarak okuyacaktım. Öylesine sarhoştum.

Yazının tamamını Okur’un 11. sayısında bulabilirsiniz: bit.ly/2kuIOqy

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?