OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Konya Neyi Kaybetti?

Abdullah Harmancı

Köksal Alver’i bilenler bilir: Ama biz gene de birkaç cümle kuralım: Sosyolog ve öykücüdür. Şehir, mahalle, mekân odaklı çalışmalar yapmıştır. Edebiyat sosyolojisine ilişkin teorik ve pratik çalışmaları vardır. Edebiyatla sosyolojiyi yan yana ve aynı oranda dengeli bir biçimde yürütür. Akademisyenliği öykücülüğünü perdelememiş, ama öykücülüğü de akademik çalışmalarını engellememiştir. Öykülerinde zaman zaman düşüncenin kendini gösterdiği olur. Akademik yazıları da bilim dünyasının ısrarcı olduğu usturuplu, çatık kaşlı bir üslubu takip etmez. Öykülerinde Makyavel’i tartışırken, makalelerinde rahat bir deneme üslubunu kullandığı olur.

Köksal Alver, şehri “yaşamayı” tercih eder. Hissetmeyi. Kırk yıllık Konyalı olan bana, bilmediğim bir tarihi mescitten söz açar. Çok az heyecanlanır. Ama ben onun Konya’da bir eski evin avlusunu sabırsızlıkla bana anlatmaya çabaladığını hatırlıyorum. Hepimizle birlikte yaşar ama daima kendi dünyasındadır. Mutlaka kendine mahsus bir motifi, bir detayı yakalar ve bunu sizinle paylaşmak ister.

Arabasına atladığında Türkiye’nin çok uzak bir kasabasından çıkabilir. Öyküleri, bu yolculukların bulgularıyla doludur. Hayatı da. Sohbetleri de. Ne bulur? İnsan bulur. Bilmediği bir köyden geçerken çeşme başında karşısına çıkan bir ihtiyar adamla yaptığı sohbet, öykülere veya sohbetlerimize taşınır.

Zamanla Sorunu Yok Gibi

Mutedildir. Ne öykü yazarken, ne akademik çalışmaları esnasında, ne de başka bir çalışma alanında, ihtirasa kapılmaz. Hırs yapmaz. Zamanla sorunu yok gibidir. Zamanla meselesi yok gibidir.

2003 yılının Ekim ayında, Konya’da, Alaeddin Tepesi’nde yapılan bir programda Ömer Lekesiz’le tepeyi adımlarken, yukarıdan aşağıya doğru genç ve gümrah bir simanın inmekte olduğunu görmüştük. Bize yaklaşıyordu. Saçlar uzun. Siyah. Sıhhatli, genç bir yüz. Hece’de öykülerini okuduğum Köksal Alver’le ilk karşılaşma idi o. 2003’ten bugüne uzanan bir dostluk. 2018’in Temmuz ayında Köksal Alver, eşyalarını bir kamyona yükletip İstanbul’a doğru yola koyulduğunda, bizim için bir devir de kapanmış oldu. Vedalaşmadık. Veda sözcüğünü kullanmaya dermanımız yoktu. “Gene görüşeceğiz nasıl olsa,” gibi kelimelerle o zor ânı geçiştirdik.

Benim daima bir öykücü olarak görmek istediğim, akademik camianın daha çok mekân odaklı çalışmalarıyla bildiği, daha çok bu iki hat üzerinde yazıp çizen Köksal Hoca, son iki sene içerisinde iki deneme kitabı yayınladı: Haller Hayaller ve Yerli Yerinde. Bu iki deneme kitabının meseleleri sorulacak olursa, buraya kadar yazdıklarımızın bir cevap oluşturacağını sanıyorum.

Alver, ilk deneme kitabı Haller Hayaller’in ön sözünde şöyle diyor: “Haller Hayaller, bir kişinin kişisel tarihinden yola çıkıp gözlemlerini, okumalarını, sorgulamalarını paylaşma zeminidir… İnsanı, hayatı, hatırayı, hafızayı anlamaya dönük bir denemeler toplamı. Kategorize etmek, açıklamak, formülleştirmekten ziyade, anlamaya, kavramaya, muhabbet kurmaya dönük girişimler…”

Yazının tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?