Genel / Yazılar

Mustafa Kutlu’yu Okumak İçin 12 Sebep

Share this post

Suavi Kemal Yazgıç

1-Mustafa Kutlu, hikayesini Türkiye’nin siyasi ve sosyal fay hattına kurmuştur.

2-Mustafa Kutlu’nun çocukluğu, Walter Benjamin’in “Al ve kaç, zira sahip olduğun tek hazine budur.” sözünü doğrulayacak kadar renklidir. Kutlu, hayat mektebinin en önemli derslerinden biri olan tabiat bilgisini o günlerde alır. Kitabi bir yazar olmayacağı daha o günlerden bellidir.

3-Mustafa Kutlu, yazdıklarında neyi esas aldı? O, “Şark hikayesini esas aldım. Yani bir çerçeve hikaye ve içinde diğer parçalar. Bu da tasavvufi bir yapı yani. Şark’ta zaten sanat dili tasavvuf üzerine kurulmuştur.” der.

4-Mustafa Kutlu, kitaplarında kıssalara uzanan geleneğimizin izini sürdürmeye ve yazılmaktan çok anlatılarak daha doğru bir ifadeyle söylenilerek kurulan eski hikayemizi modern bir anlayışla kendince yorumlamayı sürdürüyor. Sonuçta Kutlu’nun yaptığı söylenilen o eski hikayelerin ihya edilmesi çabası değil. Bu zaten beyhude bir emek olmaktan öteye gidemezdi.

5-Mustafa Kutlu’nun dili akarsu boyunca yuvarlana yuvarlana çapaklarından, fazlalıklarından arınan taşlar gibidir. Kutlu’nun olgun sesinin de her hikayede biraz daha arındığına şahit oluyoruz.

6-Kutlu hikayelerinde o terk edilmiş kasabaları bir müze soğukluğunda ya da nostalji sulugözlülüğünde değil etiyle kemiğiyle, hatasıyla sevabıyla halen yaşayan bir organizmanın ve işleyen bir organizasyonun canlılığıyla anlatıyor.

7-Mustafa Kutlu, bireyin öne çıktığı, bireyciğilin bir tabu haline geldiği ve bir ifrat noktası olan insansızlaşmaya vardığı günümüz edebiyatında yeni olamayan ama bizim için farklı bir damara işaret ediyor kitaplarıyla. Halka ait, halkçı bir damar olarak tanımlayabiliriz bu damarı.

8-Mustafa Kutlu’nun hikayeleri hakkında kaleme alınan hemen her değerlendirme bir ucundan taşra kavramına temas eder. Ancak Kutlu’ya yakından bakınca ondaki taşranın mekana değil zamana ilişkin bir kavram olduğu görülebilir. Onun taşrası şimdi gidip yaşayabileceğimiz bir mekan değil yitip gitmiş ve bir daha asla geri dönmeyecek bir zaman diliminden ibarettir.

9-Mustafa Kutlu’nun yazdıklarını kayıplarımızın bir manifestosu olarak da okumak mümkün. Kutlu, eski mimarinin, semt ve mahalle dokusunun, doğasının, nefes alınabilecek mekanlarının sadece mimari unsurlarını değil sosyal ve ekonomik arka planlarını da anlatır.

10-Kutlu’nun “hamaset” kelimesine bir iade-i itibar kazandırdığını da söyleyebiliriz. Eskiden olumlu anlamda kullanılan ancak istismarlar sebebiyle zamanla hamaset kelimesi vatan ve millet kelimesine yer veren kötü edebi metinlerin ortak adı olmaya başlamıştı maalesef.

11-Kutlu’nun titizlendiği bir başka nokta da meramını edebi bir estetik anlayışı içinde anlatmaya çalışması. Bir “katharsis” veya en ucuzundan demogojiye varan bir slogancılık değil onun yapmaya çalıştığı.

12-Mustafa Kutlu, yazmış olmak için değil “bir şey yapmak” için yazıyor ve biz de onu “bir şey yapmak” için okuyoruz. Peki, “bir şey yapmak” ne demek? Gelin o sorunun cevabını da Mustafa Kutlu versin: ‘’Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin. Bir şey yap doğru olsun. İnsanları yalanın ve yanlışın bataklığına düşmekten korusun. Rüzgara ve akıntıya kapılmasın; kırılsın lakin eğilip bükülmesin. Bir şey yap adil olsun. Haktan hukuktan ayrılmasın. Zalime haddini bildirsin, mazlumun payını versin.’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler