OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Ne Okuyorsan Osun

Akif Emre

New York Times’ın kitap ekini karıştırırken tam sayfa bir reklam ilanına takıldım. İlan bir yayınevinin reklamıydı. Kitap ekinde bundan doğal ne olabilirdi ki? Sayfanın altında bir spot: “You are what you read.” Kelime kelime tercüme edersek, ‘Ne okuyorsan osun’ şeklinde ifade edilebilir. Türkçe ifade edilecek olsaydı şöyle de denilebilirdi: Bana ne okuduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Şüphesiz bu cümlenin, İngilizcenin ifade gücünü iyi kullanmaktan kaynaklanan çarpıcı bir yanı var. Doğrusu bir yayın kuruluşu için de iyi bir slogan.

Ancak, bu ifadenin beni rahatsız eden bir yanı da var. O da bizatihi sloganın, iyi tasarlanmış, iyi uygulanmış olmasını da aşan bir boyuta sahip olmasından kaynaklanıyor. Bu esprinin bir reklamda kullanılmış olması reklamın kimliği ve düşünsel yaratıcılık arasında kurulması gereken zorunlu ilişki bakımından tedirgin edici.

Yıllar önce, yanılmıyorsam lise yıllarımda Sezai Karakoç’un reklam-felsefe ilişkisini ele alan bir yazısını okumuştum. Yüzyılımızda felsefenin tıkanışını, büyük düşünce adamlarının yetişmemesini reklama bağlıyordu. Batı düşüncesinin tıkanması diyordu Sezai Karakoç, düşüncenin reklama yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır.

Reklam metinlerinin adeta birer düşünce ürünü eseri intibaını uyandıracak yoğunlukta olmaları veya düşünce adamlarının reklama entegre olmaları sonucu felsefede, düşüncede bir tıkanıklık yaşanmakta, yeni açılımlar gerçekleşmemektedir.

O dönemlerde ne McLuhan’dan haberim vardı, ne de Roland Barthes veya Baudrillard’ı okumuştum. Göstergebilimin (semiology) gelişmesine önemli katkıları olan çağdaş düşünürleri okudukça başlangıçta çok kaba bir çerçeveye hapsedilmiş hüküm gibi görünen Sezai Karakoç’un tespiti daha bir netlik kazandı. Bir bakıma, reklamın ideolojik kotlarını açıklayan semiolojinin evrensel göstergelerini geliştirmek iddiasıyla yola çıkan düşünürler bu yolda epey çaba gösterdiler. Neticede R. Barthes, ölmeden önce yaptığı bir konuşmada, evrensellik iddiasından vazgeçecek ve ‘Geliştirdiğimiz sadece batı medeniyetinin kendi sembolleridir’ diyecekti. Postmodernistlerin evrenselliğe karşı duruşlarını bir yana bırakırsak, Barthes’in geldiği noktaya çok azı gelebildi.

Çağdaş kapitalist-Batı dünyasında düşünce sisteminin reklama endeksli olduğunu iddia etmesek de, bu yönde kitlesel biçimde beyin gücünün yoğunlaştığı yadsınamaz bir gerçeklik olarak durmakta. İşte yazıya başlık olan çarpıcı ifadenin beni rahatsız eden yanı… Bir hikmet ifadesi gibi duran cümlenin en olmaz biçimde tüketim ekonomisinin manivelası olarak kullanılması.

Tanıtım ibaresinden öte bir derinlik imajı taşıyan, fakat gerçekte hiçbir zaman saf düşünce, hikmetten nasibi olmayan ürünler ortaya çıkmaktadır.

*Not: Merhum Akif Emre’nin Yeni Şafak’ta yayınlanan bu yazısı hâlâ tazeliğini koruyor. Bu yüzden Okur’da sizlerin dikkatine sunmak istedik. Aynı zamanda bu yazı Göstergeler isimli kitabının da girişinde yer alıyor. İzninden dolayı Büyüyenay Yayınları Sahibi Mustafa Kirenci’ye teşekkür ederiz.

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?