OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Neden Yazıyoruz?

Yunus Emre Tozal

Sartre’ın “Yazmak nedir? Niçin ve kimin için yazıyoruz?” sorularına cevap aradığı kitabı Edebiyat Nedir?, yazarın birçok felsefi fikrini de olgunlaştırmış olduğu dönemde kaleme alınan, Sartre’ın tarihten ve diğer edebiyatçılardan yararlandığı ufuk açıcı bir eser. Yazar, Sartre’a göre bir bakıma okuyucu ile konuşur, bu konuşma sürecinde de neyi yazacağını değil, nasıl yazacağını bildiğinden “Söylenecek bir şeyiniz var mı?” sorusunu yazara-faile şöyle sorar: “Başkalarına aktarılacak kadar değerli bir şeyiniz var mı?”

Sartre yazarın görevini hiç kimsenin dünyadan habersiz kalmamasını ve bu yüzden kendisinin suçsuz olduğunu ileri sürmemesi sağlamak olduğunu belirterek, yazarın “konuşmayı bilmiyormuş” gibi davranmasının olanaksız olduğunu ifade eder. Nasıl ki müzikte duraklamanın anlamı, notaların bir bütün olarak tamamlanmayışından kaynaklanıyorsa, yazarın sessizliği de sözcüklere göre belirlenir. Bu sessizlik, dilin okurda oluşturacağı bir anlam ânı’nı ifade eder. Anlam ânı için önemli olan, yazarın özgün üslubunu keşfetmesidir. Peki, yazar neden yazma ihtiyacı hisseder?

Keşfetme İhtiyacı

“Neden yazıyoruz?” sorusunun faili, insanı keşişliğe, deliliğe, ölüme ya da bir başka yola götürse de, her yazarın yazma ihtiyacı az-çok keşfetme ihtiyacından kaynaklanır. Yazanların kimi zaman birbiriyle örtüşen, kimi zaman da çelişen yazma ihtiyaçları, temelde “var olan” kâinatın sırlarını ifşa etmek, ama en önemlisi de kendi kendisine cevap vermek; iç dünyasında arayışını dindirmek içindir. Sartre bu noktayı şu örnekle açıklar: Yeni yetişen bir ressam ustasına sorar: “Resmime ne zaman bitmiş gözüyle bakmalıyım?” Ustanın karşılığı şöyledir: “Karşısına geçip de, şaşkınlıkla: “Ben mi yaptım bunu!” dediğin zaman.” Peter Handke işi daha da ileri götürüp şöyle diyor: “Yazmak, kendi kendini hapsetmek, kendini yaşamdan uzaklaştırmaktır. Aslında bu da bir tür şizofrenidir.”

Yazma uğraşı esnasında yazar, Sartre’ın deyimiyle gerçek okumayı olanaksız kılan gizli bir yarı-okuma halindedir. Sözcükler varoldukça yazar da varolan sözcüklerin akışını denetler, coşkunluğunu dindirir, onları düzene koyarak kendi öznelliğine dokunur. Kendisi için yaratmaz, okur için -okurun da yaratması için- yaratır. Yazar okurun yaratması için yazmaz; kendi öznelliğine dokunmak için yazarken aynı zamanda yazdıkları okur için yaratıcı olur.

Yazının tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?