OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Nitelikli Okurun Akıbeti

Mehmet Lütfi Arslan

Bir dönem kitap okumanın zararlarından bahseden bir soruşturma yapmıştık. Tespit ettiğimiz en dikkat çekici zarar (!), kitap okumanın kişiyi bir konfor alanında yaşayan kitleden koparmasıydı. Kitap okumak dert sahibi yapıyor, bu da yalnız kalmayı doğuruyordu. Şöyle bir tespit yapmışız: “Kitaplar dertlendirir. Kaliteli üç ya da dört kitabı arka arkaya, hazmederek okuyan insanın eski kaygıları ve konfor alanı ile kalması imkânsızdır. Kitap kaygısızları kaygılı, dertsizleri dert sahibi yapar. Herkes gibi olmanın dayanılmaz rahatlığı gider, yerine insanların acıyarak baktığı, yaşadığımız zaman ve mekânla ilgisi olmayan, kadim ve ilginç dertlerle insanlara söz anlatmaya çalışan bir garip peydahlanır. Garip, kendi cinsinden bir benzeri daha olmayan demektir. Kitap okumak dertlendirir, dolayısıyla hemcinslerinden ayırarak “garip” kılar, eski rahatlık ve herkes gibi olma lüksü gider, sonu nereye varacağı belli olmayan bir macera başlar. Kim gariplik macerasına dalmak ister ki?” (GENÇ, Nisan 2015)

İyi Kitap Değiştirir

Gençlerden oluşan bir topluluğa bu minvalde iddialı bir söz söylediğimi de hatırlıyorum: “Adam gibi beş kitap okuyun, hep takıla geldiğiniz arkadaşlarınızla aranızda bir mesafe açıldığını, onların sizi, sizin de onları anlamaz hale geldiğini göreceksiniz.” “Adam gibi kitap”ların neler olduğunu soran oldu ama sanıyorum okuyup da neticenin nasıl olduğunu anlatan olmadı. Bunu gençlerin böyle bir şeye cesaret edememelerine mi yoksa deneyip de öyle olduğunu görmelerine mi yormalıyım? Ya da böyle bir şeye şahit olmadılar mı acaba? Keşke bu sonuncusu olsaydı da ben tezimde bu kadar musır olmasaydım. Ama bunun mümkün olmayacağını hepimizin bilmesi gerekiyor, çünkü iyi kitap iki kapak arasında durduğu gibi durmaz, mutlaka değiştirir.

Kitap değiştirir de değişmeyi kim göze alabilir? Kim dostlarından ve onların oluşturduğu konfor alanından vazgeçme riskine girer? Biz bunu göze alabilen okuyucuya çok rahatlıkla nitelikli okur adını verebiliriz. Nitelikli okur, okumanın kendisine yön verdiği okurdur. Biz onu çok okuması ile değil, okuduğunu yaşaması ile tanırız. Onun kitaplara dair, hayatın sürgit akışından daha farklı bir hız, ivme ve seyir nasibi vardır. Bu yüzden de hayatı peşine takabilecek bir çekim alanı oluşturabilir. Hayatı peşine takmak, dilediği gibi yaşamak değil, hayatın kendisi ile tanımlanacağı bir aşkınlık, coşkunluk ve dirilikte yaşamak demektir. Hayatı peşine takmış bir okuru izlemek, sürprizlerle dolu bir yolculuk kadar şaşırtıcı, keyifli ve bir o kadar da risklidir.

Herkes Gibi Olmamanın Riski

Özgünlüğünün, biricikliğinin ve özündeki manayı işleyiş yolundaki gayretinin seyir defteri kitaplar olanın hercai algı, zevk ve söylemlere prim vermeyeceği zaten ortadadır. Herkes gibi olmamayı doğuracak bu risk hedef tahtasına oturtulmak için kâfidir. Böyle bir risk okumakla başı hoş olmayan kitle için tehdit sayılsa da kitle için tehdit olan, nitelikli okur için niteliğinin tasdik ve tescili anlamında bir şeref belgesi değil midir?

Nitelikli okuru diğerlerinden ayıran işaretler aslında ortaya bir şahitlik süreci çıkartır. Kendimizi bir teşrih masasında zihni bileşenlerimize ayırabilme imkânımız olsaydı, muhtemelen birçok farklı kitaptan ödünç alınmış cümlelerin muhteşem bir terkibine şahit olacaktık. Okumak bu anlamda kendi cümlelerimizi aramak ise nitelikli okumak, anlamlı bir yazının akışını kurgulamak gibi kendi seyrinin şahidi olmaya soyunmak demektir. Şahit bazen aktiftir bazen pasif ama her zaman farkındadır. Dahası şahit sadece istediğini değil istemediğini de gören ya da duyandır. Derler ki yazarlık ayrıntıyı fark edebilmek ve iyi gözlem gücüne sahip olmaktan geçer. Bu aslında nitelikli okurun da özellikleri olarak kayda geçebilir.

Mahsulü Paylaşmak

Nitelikli okur bir mana avcısıdır; derunundaki öz mananın cazibesine kapılan ya da onu cezbeden her nasibi fark eder, gözler ve gönlünün orta yerine nakşeder. Her nakış onu bazen ihya, bazen inşa, bazen de imar eder. Bu şekilde kendini bilme, bulma ve olma yolunda berdevam olmak bir anlamda sürekli diri kalmanın heyecan verici gerilimini tatmak demektir. Süreklilik, mana nasibimizi aramaktan hiç geri kalmamaktır, çünkü terakki edemeyen behemehâl tedenni eder.

Nitelikli okur çok okumaz, sindirerek okur. Sindirmek, eskimez bir sözde ifade edildiği gibi hâsıl-ı tahsilin, tahsil- i hâsıl olmasını tazammun eder. Kendisine ne okuduğu sorulan bir büyük, bu veciz ifade ile eğitiminin özünün, özü elde etmek olduğunu ifade etmiş. Sindirerek okuyan, bir diğer ifade ile leb demeden leblebiyi anlayacak ya da “İlim bir noktaydı, onu cahiller çoğalttı.” diyenin kastettiği o noktaya şahit olacak bir sürece girecektir. Cümlenin maksudu bir iken, niye rivayetler muhteliftir, bunu da bir şekilde anlayacaktır. Ne var ki kastedilen mahsul, ferdiyet sırrının bir tezahürü olduğundan hep şahsi, yani hususi kalacaktır. Nitelik hep biriciklikle irtibatlı kalmaya mahkûmdur, çünkü mana derunda mahfuzdur. Bu da popülerleştirilememenin bir mâniası olarak nitelikli okuru kendi dünyasında kitlenin endişesinden azade bir istiğna ikliminde yaşatır. Ama istiğna denen hasletin zamanla kibir denen firavunluk illetine yol verebilme tehlikesi mevcuttur. Bundan masun kalmanın yolu mahsulü paylaşmaktan geçer.

Kitapla İnsanın Arasını Açmayın

Nitelikli okur paylaşmayı bilen ve daha da önemlisi becerebilendir. Okumaktan murat kendini bilmek ise, bunun faydası başka nasıl ortaya çıkacaktır ki? Hayat paydasındaki paylaşma payının nitelik arttıkça artması ile tabii ki… Nitelikli okur, nitelikli yaşamaya muvaffak olandır. Nitelikli yaşamak, tahsil ettiği değer ile hayatı zenginleştirmek, hayatı zenginleştirmek ise başkalarının hayatlarında müspet değişimlere vesile olmaktır. Gaye; farkını fark ettirmek, hayat yarışında fark atmak, ne ki attığı fark ile firak ve firara değil, gıpta ve rağbete vesile olmak, böylece diğerlerini de sürükleyen bir rüzgâr çıkarmaktır.

Okuduğu ile farklılaşan, kitleden ayrışmadan yapamaz. Bu, konforlu bir alanı terk etmek ve garip ismi ile anılacak rahatsız bir alana transfer olmak demektir. İşte tam bu noktada mahsulü olan tahsil-i hâsılını dönüp de ayrıştığı kitle ile paylaşan hem kibir illetinden masun kalır hem de okumak ve okumakla ortaya çıkan farklılaşmanın itibarına katkıda bulunur. Böylelerine ne kadar da muhtacız. Bugün okumanın itibarı gittikçe azalıyorsa bu, okumakla elde ettiği zenginleşmeyi dönüp de paylaşmak yerine egosunu fırlatma tahtası yaparak halka iflah olmaz bir şekilde yabancılaşanlar yüzündendir. Onların kitaplarla aldığı mesafe kendilerini kitleden kopartmakla kalmıyor, kitlenin okumak fiili ile zaten başı hoş olmayan serencamını daha da vahim hale getiriyor. Kitaplarla aldığı mesafe yüzünden insanlarla arası açılan, kitaplara da insanlara da ihanet ediyor ve kitaplarla insanların arasını açıyor.

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?