OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Ortopedik Bir Sorun Olarak Kitapseverlik

Turgay Bakırtaş

Son on yıl içinde dört defa taşındım. Bu yazıyı kaleme alırken beşincisine hazırlanıyor, altıncısına uzun bir süre kavuşmamayı umuyorum.

Taşınmaların hiçbiri diğerinden farklı değildi, kitaplar hariç. Buzdolabı sayısı her defasında aynıydı: Bir. Çamaşır makinesi, televizyon ve yemek masası da öyle. Yazlığı, kışlığı, sporu, klasiği dahil 6-7 çifti geçmedi ayakkabılarımın sayısı. Ömrünü tamamladığı anlaşılan bir halı veya perdenin, sökülmeye değmeyecek bir rafın, kenarı çatlamış bir vazonun, çiçeği kurumuş bir saksının geride bırakıldığı oldu. Fakat kitaplar, bir süre ilgilenilmediğinde bahçeyi saran yabani otlar gibi arttı her defasında. Tek tek alırken pek de göze çarpmayan kitapların rafların önünde kalan boşluğa düştü düşecek dizilmesi sayesinde, kendisi aynı kalsa da barındırdığı nüfus sürekli yükseldi. Bir zamanlar minimal Japon evlerini andıran kitaplıkların hangi ara her yanından insanların sarktığı Hint kamyonlarına dönüştüğünü anlayamıyor insan.

Eksik Kitapları Tespit Sanatı

Hepten “biriktirici” biri değilim aslında; yılda bir kez kitaplarımı gözden geçirir, bir-iki koli kitapla vedalaşırım. Ama bir kitapsever için gelir-gider dengesini tutturmak; gelene git demek, gidene veda etmek hiç kolay değil. Vedalaşma niyetiyle girişilen kitap ayıklama operasyonunun yeni kitap siparişleriyle sonuçlanma tehlikesi de var üstelik. Koliyi hazırlamış, Kemal Tahir romanlarını yerleştiriyorsun mesela, o sırada kimisini şöyle bir karıştırıyor, bir cümleye takılıp gülümsüyor, bazısının içinde unutulmuş ayracı alıyorsun. Esir Şehrin İnsanları, Kurt Kanunu, Karılar Koğuşu, Devlet Ana sırasıyla koliye girerken bir tuhaflık seziyorsun, sanki bir şeyler eksik. Kitapları çıkarıyor ve bir daha bakıyorsun. O da nesi, Yorgun Savasçı yok. Peyami Safa’yı yerleştirirken Biz İnsanlar’ın, Orhan Pamuk’u ayırırken Beyaz Kale’nin eksik oldugunu görüyorsun. Bir şekilde kayıplar, belki de hiç sahip olunmadılar. Al sana yeni kitap siparişi için bir bahane.

Yazının tamamını Okur’un 15. sayısında bulabilirsiniz: bit.ly/3idf6PP

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?