Genel / Röportaj

Para, Şöhret ve Mevki İlimle Uzlaşmaz

Share this post

Mehmet Genç

Konuşan: Yusuf Temizcan

 

O ülkemizin en önemli iktisat tarihçilerinden biri. Yetiştirdiği öğrenciler, kurduğu dostluklar ve uzun bir ömrün hatıralarından müteşekkil dolu dolu bir hikayenin de sahibi. Mehmet Genç Hocamız ile yazımı kırk yıl süren kitabını, lise yıllarını, ilim yolculuğunda karşılaştığı önemli isimleri ve zorlukları konuştuk.

Kimdir?

Mehmet Genç Hoca, 1934 yılında Artvin’de doğdu. Orta öğrenimini Haydarpaşa Lisesi’sinde, yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Maliye Bölümü’nde tamamladı. Osmanlı İktisat Tarihi üzerine yoğunlaşan hocamızın; Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Yunanca dillerinde yayınlanmış çok sayıda makalesi var. 2015 yılında “Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü”nü almıştı.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi kitabınızla sohbetimize başlayalım dilerseniz. Bu eserin yazımı yaklaşık kırk yıl sürdü değil mi? Kırk yıl bir kitap için hayli uzun bir süre olsa da sizin tüm akademik çalışmalarınızın neredeyse tek derli toplu ürünü. Bu büyük emeğinizin hikayesi nedir?

Evet, bu kitabın hikayesini önsözünde de paylaştım. Bu çalışmayı ortaya koyabilmem için, birtakım çalışmaların daha önce yapılmış olması gerekiyordu. Ben Osmanlı Arşivi’ne ilk defa başladığım zaman, Ömer Lütfi Barkan Hoca bana öğüt niteliğinde şunu söyledi: “Arşiv belgelerine dayanarak teori yapacak bir insanın yürüyeceği yolu kendisinin inşa etmesi gerekir.” Bir yola koyuluyorsunuz, hedefiniz belli fakat bir bakıyorsunuz yol hazır değil. Bunu görünce önce o yolu döşemeye, o taşları tek tek zemine yerleştirmeye başlıyorsunuz. Ve bu onlarca yılınızı alıyor. Benim başıma gelen maalesef buydu. İlk defa yapacağınız bu işi mecburen basit yapmanız gerekir ki hedefinize doğru hızlı bir şekilde yol alasınız. Ben basitlikten hoşlanmadığım için kırk sene uğraştım. O kırk senenin üstünden de yirmi sene geçti hâlâ uğraşıyorum.

Osman Yüksel Serdengeçti ve Erol Güngör

Ömrünüze bereket efendim. Yakın tarihimizin önemli isimlerinden birkaçı ile hatıralarınızı dinlemekten büyük mutluluk duyarız. 1940’ların sonunda başladığınız Haydarpaşa Lisesi’nde belki sizin dersinize girmedi ama okulunuzun edebiyat öğretmenlerinden biri Nihal Atsız’dı. O dönemlere dair hatırladıklarınızdan; özellikle o dönemin İstanbul’u, Türkiye’si ve Nihal Atsız’a dair anılarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

1949 senesinde yatılı okul imtihanlarına girdim ve kazandım. Onun üzerine Haydarpaşa Lisesi’ne gittim. O zamanın İstanbul’unu size anlatmam zor. Nüfusu 1 milyon değildi. Zannederim 800 bin – 900 bin civarında idi. Yani bugün 15 kişi bulunan yerde 1 kişi vardı. Anadolu’dan, köylerden gelen pek yoktu. Gecekondulaşma neredeyse hiç yoktu. Şehirliydi herkes. Kibar insanlar vardı. 1950 İstanbul’unda sadece gençler yaşlılara yer vermezdi, erkekler de kadınlara yer verirlerdi. Evet, Haydarpaşa Lisesi’nde Nihal Atsız benim hocam olmadı. Ama o zaman lise 4 sene idi ve hocalara seminer yaptırıyorlardı akşamları. Nöbetçi hocalar, 1-1.5 saat kadar sorulu cevaplı şekilde öğrencilere seminer veriyordu. Ben Nihal Atsız’ın seminerlerine girdim. Sorular soruyordum, sorduğum sorulara benim çok beğendiğim cevaplar veriyordu. Onun üzerine seminerlerine devam ettim, o benim hocam olmuş oldu. Çok âlim bir adamdı Nihal Atsız. Çok iyi tarih bilirdi ve Türk dili ve edebiyatı konusunda çok birikimli, cesur, ahlaklı bir adamdı. Zarif de bir adamdı… Ben oraya Arhavi’den, köyden gelmiş biri olarak ne potlar kırıyordum ama o hiçbirini yüzüme vurmazdı.

Söyleşinin tamamını Okur’un 6. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar