OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Parayla Saadet Olmaz!

Mustafa Özel

Paranın hayatımızdaki gerçek yerini göstermede arabesk şarkılarımızı ancak çocuk romanları gölgede bırakabilir. Arabeske burun kıvıranlar da dahil olmak üzere, bir zamanlar şu şarkıyı mırıldanmayan genç yok gibiydi: Bu dünya senin olmaz, ettiğin sana kalmaz, söylemiştim sevgilim, parayla saadet olmaz!” Bu kadarla kalsa iyi. Arabesk ustalarımıza göre, parayla mutlu olunmaz ama pekala rezil rüsva olunabilirdi.

Bu tür şarkıların asli kaynağı olan “Anadolu irfanı”na göre paraya tapınma, insanın şerefini alçaltan etkenlerin başında geliyordu. Haydi gelsin Orhan Abiden bunun da şarkısı: “Batsın bu dünya, bitsin bu rüya, kula kulluk edene, yazıklar olsun!” Para, kula kulluğu kolaylaştırmakla kalmıyor, süsleyip özendiriyordu da. Paranın bir suçu yok, kabahat insanoğlunda derseniz, Nasreddin Hoca gibi siz de haklısınız demekten başka çaresi yok iktisatçıların. Onlara göre, paranın ortaya çıkısı toplumsal bir gereksinimdir (içtimai zaruret!). Ciddi bir ansiklopedinin dört allame yazarı, paranın varlık sebebine (ontolojisine) dair kuramları ikiye ayırıyorlar:

1- Meta-para kuramı: Aristo’ya kadar geri giden bu teoriye göre, para şu üç işlevi yerine getiren bir tür metadır: a) Mübadele aracı. b) Hesap birimi. c) Değer deposu. Alışverişte takas sistemi basit toplumlar için yeterli olabilirdi. Fakat toplumlar büyüyüp karmaşıklaştıkça, malları ortak bir metaya çevirip, sonra o metayla ihtiyaç duyulan malı almak daha uygun olmaya başladı. İşte para o ortak metadır.

2- Kredi-para kuramı: Bu rakip teoriye göre, para fiziksel bir meta değil, toplumsal bir inşadır. Söz konusu olan “soyut şey” bir kredi ilişkisidir, toplumdaki bir kişinin, o sesi (parayı) elinde tutana bir mal veya hizmet ödeyeceğine dair verdiği bir söz yahut vaattir. Bu “şey”in para işlevi görebilmesi için, iki önemli niteliğe sahip olması gerekir: a) Söz verenin güvenilir (credible) olması; b) Kredinin transfer edilebilir olması; yani toplumdaki diğer insanların da onu bir ödeme aracı olarak kabul etmesi.

Bu yazıyı yazmakta olduğum birkaç gün boyunca Türk Lirası, Amerikan Dolarına karşı yüzde 10 değer kaybetti. Amerikan
ekonomisinin pandemiden çok olumsuz etkilenmesinden dolayı, aslında doların diğer ülke para birimlerine karşı düşmekte olduğu bir dönemde olmamıza rağmen, paramızın bu ölçüde deger kaybetmesi, “o şey”in arkasındaki sözün ne denli itibardan düşmüş olduğuna işaretti.

Pollyanna ve Noel Şarkısı

Meta yahut kredi olarak paranın tarihsel serüvenini başka yazılara bırakıp, arabesk şarkıları süsleyen para-mutluluk ilişkisine dönelim. Modern çağın eşiğinde İngiliz filozof Thomas Hobbes, dünya hayatının nihai gayesinin “en büyük sayının en yüksek mutluluğu” olduğunu söylemişti. Yüksek mutluluğun en sağlam ölçüsü ise, elbette ekonomik ilişkilere her geçen gün daha çok hakim olan para olacaktı. Modern edebiyatta özellikle çocuk romanlarının bu anlayışa bir isyan olduğunu söyleyebiliriz. Hatırlayın, Pollyanna’nın annesi Jennie, kendisini bir para babasıyla evlendirmek isteyen ailesine başkaldırmış ve meteliksiz bir rahibe kaçmıştı. “Zengin adamın çok parası vardı ama yaşlıydı; rahibinse gençlik idealleri ve hevesle dolu bir kafadan, sevgi dolu bir yürekten başka hiçbir şeyi yoktu.” Dünyada çevrilmediği dil kalmayan bu çocuk klasiği “Mutluluk Oyunu” kavramını hafızamıza kazıdı. Yardımseverlerin evlerine gönderdiği paketten oyuncak çıkmasını beklerken, Pollyanna’nın şansına bir çift koltuk değneği çıkınca çok üzülmüştü. Rahip babası, her olumsuz durumdan mutlaka olumlu bir sonuç da çıkarılabileceğini söyleyip, kızını teselli etmişti. Mesela, bu durumda “koltuk değneklerine ihtiyacımız olmadığına sevinebilirdik!”

Yazının tamamını Okur’un 15. sayısında bulabilirsiniz: bit.ly/3idf6PP

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?