OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Ruhsuzlaşmanın Mahrem Öyküsü

Turgay Bakırtaş

Eski kuşak İslamcı üniversiteliler, Afrikalı Samba Diallo’nun hikâyesini ezbere bilir. Çünkü hemen hepsi tıpkı Samba gibi medeniyetler arası gerilimin sancıları üzerine çok kafa yordu, bir çıkış yolu ve bir “diriliş” aradı.

Samba Diallo, bir roman kahramanı. Şeyh Hamidu Kan’ın 1961’de kaleme aldığı, bir dönem fırtınalar estiren fakat son yıllarda adını ne yazık ki çok az duyduğumuz ünlü romanı Mahrem Macera’nın baş karakteri. Çoğu büyük romanın baş karakterinde olduğu gibi o da bir ölçüde yazarına benziyor. Daha doğrusu yazar, kendi hikâyesini kahramanı üzerinden anlatıyor.

Düşmanın Zihninde

Samba Diallo da bizim gibi, daha çocukken “hoca dayağı” yiyenlerden. Kur’an okurken dili sürçtüğü için üstelik, tembelliğinden değil. “Rabbinin kelamını tekrar ederken tane tane oku, seni yeryüzünün sefil yaratığı!” dedikten sonra tırnaklarını talebesinin kulağına geçiren, kanatana kadar da bırakmayan bir hocası var Samba’nın. Hikâye, “hem döven hem seven” bu hocanın, ileride önemli bir İslam âlimi olacağından şüphe duymadığı öğrencisiyle kurduğu ilişkiyle başlıyor.

Samba, zekâsı ve geleneğe bağlılığıyla yıldız gibi parlayan bir çocukken, bir gün devlet başkanı onu Fransa’ya göndermek ister. Niyeti şudur: Sömürgeciler zaten kendi okullarını açıp, kendi dillerini ve kültürlerini dayatıyor; buna karşı koymak için karakteri sağlam, parlak zekâlı bir grup öğrenciyi “düşmanın kalbine” gönderip onun zihin işleyişini anlamak elzemdir. Başkana şiddetle karşı çıkanlar olsa da fayda etmez ve Samba Avrupa’nın yolunu tutar.

Büyük Yüzleşme

1928’de Senegal’de, Avrupalıların “uygarlaştırdığı” topraklarda dünyaya gelen yazar Şeyh Hamidu Kan da çocukluğunda iyi bir medrese eğitimi aldıktan sonra felsefe okumak için Fransa’ya gitmişti. Romanda izlerini gördüğümüz tüm içsel çatışmaların başlangıcı işte bu gidişti. Şeyh Hamidu Kan (yoksa Samba Diallo mu demeliyiz) bir yandan felsefe eğitimi aldı, bir yandan da Afrika ile Avrupa’yı, İslam ile Batı’yı yüzleştirdi. Teknik yönden neredeyse kusursuz bir medeniyet giderek büyüyordu Batı’da ama tüm insani vasıflarını terk ederek…

Yazının tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?