Genel / Yazılar

Şairin Nesirleri

Share this post

Suavi Kemal Yazgıç

Hayriye Ünal, şiir yazmayı yeterli görerek kenara çekilen bir şair değil. Hem kendi yazdığı şiir üzerine düşünen hem de genel olarak şiir, edebiyat hakkında fikir üreten; neyin nasıl olduğunu düşünen bir şair. Evet, şair için şiir hakkında düşündüklerini yazıya dökmek bir “borç” değil. Esasen borçtan daha büyük bir mükellefiyet ile karşı karşıyayız. Hiçbir şair şiir hakkında düşünmezse ve yazmazsa esasen şiir de bir noktada tıkanır kalır. Zira nesir şuur demektir ve “şuursuzluk” şairi Necip Fazıl’ın Poetika’sının girişinde izah ettiği gibi yaptığı balı izah edemeyen arıya dönüştürür. (Bu noktada Hayriye Ünal’ın Yazmayan İki Kere Ölür’de yer alan “Kuram Senin Neyine (!)” başlıklı yazısını okumanızı isterim.)

Kalemin Peşinden Giden Yazılar

Hayriye Ünal, daha önce Eşikteki Özgürlük-Çok Sesli Şiir, Tahlil Tahrip İnşa-Modern Şiir Eleştirileri ve Başkasının Sınırlarında Şair-Şiir Eleştirisi Üzerine isimli eleştiri ve inceleme kitaplarına imza atmıştı. Bu kitaplar, belli bir bütünlük ve amaç öngörülerek tasarlanmış yazılar toplamı idi. Yazmayan İki Kere Ölür ise tam böyle bir kitap değil. Daha serbest, serazat, kalemin peşinden giden yazılardan oluşuyor bu kitap. Ancak bu durum bir dağınıklığa, rastgele toplanmışlığa sebep olmuyor. Eğer Ünal’ın ilk nesir kitabı bu olsaydı şimdi onu henüz dört başı mamur poetikasını ortaya koymadan böyle bir toplamla raflarda yer aldığı için eleştirebilirdik. Şimdi ise dördüncü nesir kitabıyla poetikasını daha da muhkem kılan bir çaba ile karşı karşıya olduğumuzu ifade edebiliyoruz.

Yazmayan İki Kere Ölür’de Hayriye Ünal birbirine zıt gibi görünen iki metodu bir arada kullanarak bir çeşit “diyalektik” inşa ediyor. Yazılar hem alabildiğine öznel ve öğür bir üslupla kaleme alınmış hem de bir ayağını önceki kitaplarında inşa ettiği nesnel zeminden ayırmıyor.

Hayriye Ünal, kitapta yer alan her yazısında meramını anlatmakla yetinmiyor, meramını en doğru kelimelerle anlatmakla da yetinmiyor. Peki ne yapıyor Ünal? Bir dil ve metodoloji inşa ediyor yazılarında. Dolayısıyla bir atmosfer inşa etmiş de oluyor. Evet, bu yazılar kendilerini mümkün kılan “meram” ın ötesinde okurunu kendi atmosferine, diline, üslubuna dahil etme özelliğine sahipler. Bazı yazı başlıklarını buraya aktarmak isterim: “Şairin Ölümü”, “Şairin Rüsvalığı”, “İnsan! Yokoluşlardan Yokoluş Beğen”, “Don Juan’dan Şair”, “Güzelliği Kim İster?”, “Madem Ermişlere İnanmıyorum Kendi Kendimin Bilgesi Olacağım”…

Üsluplaştırma Kitabı

Hayriye Ünal, yazmanın bizzat kendisi hakkında düşünürken iyiden iyiye bir klişeye dönüşen yazmak/yaşamak ayrımının nasıl da kof bir tasarım hatta slogan olduğunu hissettiriyor okuruna. Dolayısıyla onun yazmak hakkında fikir ürettiği her noktada “yaşamak” hakkında da yeni kapılar açtığına, yazmaya baktığı farklı pencerelerden hayatı da görebileceğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Başlığın Yazmayan İki Kere Ölür şeklinde seçilmesini ise okura hoş gelen ve dikkat çekici bir ifadenin kitaba ad olarak seçilmesi şeklinde değil, o iki kapağın arasındaki yazıları mümkün kılan zihnin yazma motivasyonunu açıklayan bir mottonun takdimi olarak algılıyorum kendi hesabıma.

Yazmayan İki Kere Ölür’ü kendi hesabıma bir üsluplaştırma kitabı olarak okudum ve okudukça bana yazmak, sadece Hayriye Ünal’ın kitabı hakkında değil genel olarak yazmak hakkında cesaret ve ilham veren bir metinler toplamı olarak gördüm. Umarım o cesareti ve ilhamı heba etmem.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler