OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Şeytanla El Sıkışmak

seytanla-el-sikismak

“Kimse bana buraların bu kadar güzel olacağını söylememişti. Harika.”

Romeo Dallaire

Ruanda’nın yaşadığı o büyük katliamdan yıllar sonra bir nisan ayında başkent Kigali sokaklarında dolaşıyorum. Etraf sisli ve yemyeşil tepelerle çevrili. Tepelerden aşağıya doğru yayılan mahalleler çatısız küçük evlerle dolu. Uzaklardan geldiği belli olan çocuk sesleri yükseliyor. Sokaklar tertemiz; trafik Afrika şartlarında bilinenin aksine gayet düzenli. Dolaşırken ister istemez 22 yıl öncesinde neler yaşandığını okuduğum ve izlediğim kadarıyla düşünüyor; yüz gün boyunca kan gölüne dönen bu kırmızı topraklara ayak bastığımı hissettiğim anlarda, nedensizce tedirgin oluyorum.

Herkes Diken Üstünde

Rehberim, beş yıl kadar önce ailesiyle buraya yerleşmiş, ticaretle geçimini sağlayan bir Konyalı; İsmail Abi. Buraya hazırlıklı gelmişim. Okuduklarım ve izlediklerime ek olarak İsmail Abiden bilmediklerimi koparmak için sürekli sorular soruyorum. Öyle ya, bu küçük ülkeyi hatırı sayılır bir süre görmüş geçirmiş, olanları dinlemiş, nice hayatlara şahit olmuş iki göz var karşımda. O da sağ olsun, anlattıkça anlatıyor.

“Burada iki kelimeyi söylemek yasak. Hutu ve Tutsi. Bak kimse duymasın diye bunları sana fısıldayarak söylüyorum, iş o kadar ciddi. 94’te bir kabile diğerini kırdığı için devlet artık bu isimleri kullanmayı yasaklamış. Ruanda’da soykırım kelimesinden çok ‘94’ ibaresini kullanırlar. 94 dedin mi herkes anlar. Olanlar eskide kalmış ama tekrar birbirlerine düşme korkusu var. İhtimalinden bile korktukları için her yer sivil polis dolu. Gürültü patırtı çok olmaz ama en ufak bir şeyde bile güvenlik görevlileri hemen müdahale eder. Anlayacağın herkes diken üstünde.”

Herkesin diken üstünde olmasına sebep olan şeylerin neler olduğuna göz atmak için bundan yıllar öncesine gitmemiz gerekiyor. Sanayi devriminin patlak verdiği, Avrupalıların mal bulmuş mağribi gibi Afrika’ya tüm gücüyle saldırmaya başladığı o yıllara. Ruanda’ya önce Almanlar gelir. Ama Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkınca çok durmazlar. Sonrasında Avrupa’daki toprakları ancak bu küçük ülke kadar olan ama sömürü dedin mi Afrika’da fink atan Belçikalılar zorla ayak basar. Onların ayak basmasıyla da olaylar başlar. Olayların başlamasıyla da ayrımcılık.

Sömürücülerin Değişmeyen Yöntemi: Fitne

Sömürü tarihinin olmazsa olmazlarından biri olan halk arasına nifak tohumları ekmek burada da uygulanır. Belçikalılar, mal ve toprak sahibi olmayan fakir çiftçilerin adı Hutu olsun der; nispeten zengin hayvan sahiplerinin adı da Tutsi. Ardından bu isimlerin yazılı olduğu nüfus kâğıtları dağıtılır. Yetmezmiş gibi kendilerince azınlık gördükleri Tutsileri yeri geldiğinde destekler, Hutulara eziyet ederler. Sözlerini tutmayınca da eziyet ve işkencelerin sırası Tutsilere gelir. Birini diğerinden üstün tutma siyasetinin çeşitli yıllarda taraf değiştirmesiyle halk arasındaki uçurum da gittikçe artar.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsızlığa hazırlanması için ülke yönetimi BM’ye devredilir. Yapılan seçimlerde çoğunluktaki Hutular iktidara gelir ve büyük kavgalar başlar. Yıllar boyu süren gerilim, kavga ve çatışmalar yerini bazen katliamlara bırakır. Katliamlar da soykırıma ulaşır. 1994’te başta Belçika ve Fransa askerlerinin göz yummasıyla sadece 100 gün içinde 800 binden fazla insan öldürülür.

Birleşmiş Milletler Ne İşe Yarıyor?

Soykırım başlangıcında ülkede 5 bin kişilik silahlı güç bulundurup da müdahale etmeyen Birleşmiş Milletler (BM) halen Ruanda’da katliamların sorumlularından biri olarak görülüyor. 1993’ten soykırım sonrasına kadar ülkede BM barış gücü komutanı olarak görev yapan Kanadalı General Romeo Dallaire bu yılların canlı şahitlerinden. Şeytanla El Sıkışmak, generalin Ruanda’daki görev süresi bittikten on yıl sonra yazdığı otobiyografik bir kitap. General bu kitabında görevi boyunca yaşadıklarını, hatıralarını, şahit olduklarını, emir aldığı üstleriyle olan mücadelesini anlatırken BM’nin dünya sistemindeki konumunu da tartışmaya açıyor. Kitap, büyük bir güç arkasında olduğu halde ondan yardım görmeyen yüksek rütbeli bir askerin çaresizliğini; gözü önündeki trajediye karşı hiçbir şey yapamama duygusunun ortaya çıkardığı derin acıyı konu ediniyor.

Dallaire’nin katliamlar esnasında soykırımı engelleme amacıyla önerdiği bütün talepler ve müdahale etme istediği dönemin BM Genel Sekreteri Butros Butros-Gali ve yardımcısı Kofi Annan tarafından reddedilir. Görev süresi boyunca kendisine iletilen bilgi notlarına göre ülkedeki bu sorun BM’yi ilgilendirmez. Kendi askerlerine yapılabilecek olası saldırılar haricinde bir kurşun sıkmaları bile yasaklanır. Askerlerin müdahale etmediğini bilen katliamcılar ise daha rahat davranır. Generalin korumasını talep eden ülkenin kadın başbakanı bile ailesiyle birlikte öldürülür. Üstelik generalin emrindeki askerler belli aralıklarla BM tarafından ülke dışına çıkartılır; asker sayısı yüzlerle ifade edilmeye başlar. Kendi inisiyatifiyle taraflarla arabulucu olarak görüşür; katliamları sonlandıramasa da masum insanları güvenli bölgelere taşımak için anlaşmalar yapmaya çalışır.

Ona göre bu kitap, “İktidara tebelleş olmuş kişilerden farklı oldukları varsayıldığı için boğazlanmış binlerce insan için bir çığlık, palalarla doğranan canlar için bir mersiyedir.” Başkalarına yardımla görevlendirilmiş birkaç insanın barışın meyvelerini tatmasının hikâyesidir. Yardım etmek yerine şeytanın dünya üstündeki cennetin kontrolünü ele geçirmesini ve korumakla yükümlü olduğumuz insanların kanıyla beslenmesini izledik.”

Yazar hakkında: 1946 doğumlu Romeo Dallaire, 1993-1994 yılları arasında Ruanda’da BM barış gücü komutanı olarak görev yapan general düzeyinde Kanadalı eski asker. Türkçe’si “Şeytanla El Sıkışmak” olan otobiyografik kitap, yazarın Ruanda Soykırımı sırasında yaşadıklarını anlatıyor. Kitap henüz Türkçe’ye kazandırılmadı. 2007’de filmi yapıldı.

 

Shake Hands with the Devil:
Romeo Dallaire
Da Capo Press

562 sayfa

2004

Bekir Arslan – mail@bekirarslan.info

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?