Genel / Röportaj

Sorgulama Olmazsa Okuma Faydasız Bir Eyleme Dönüşür

Share this post

-Okur Hikayeleri- 

Oktay Çetinkaya

Konuşan: Abdullah Güner

 

Kâğıt toplayıcılığından okurluğa, okurluktan sahaflığa uzanan bir hikayesi var Oktay Çetinkaya’nın. 20 yaşına kadar neredeyse hiç kitap okumamış, bir gün aldığı Don Kişot ile adeta hayatı değişmiş. Ardından peşi sıra diğer klasikler gelmiş. Şimdilerde “fakirmeczup” adını verdiği Instagram hesabından, Beyoğlu’ndaki sahaf dükkânına gelen ilginç müşterilerini, sokaktaki insanların fotoğraflarını ve hikayelerini paylaşıyor. Sahaf Oktay Çetinkaya ile okuma serüvenini konuştuk.

Kimdir?

1976’da Adana’da doğdum. Ortaokul terkim çünkü hem okuyup hem çalışıyordum. Simit ve su sattım, kaportacıda çalıştım, hurdacılık yaptım. 1994’te kağıtçılık yapmak için İstanbul’a geldim. 1999’dan sonra sokaklarda kitap tezgahı açmaya başladım. 2003’ten beri Beyoğlu’nda Lamelif Sahaf’ı işletiyorum.

Okuma serüveninizi sizden dinleyebilir miyiz?

Çöpte bulduğum kitapları kurcalardım; dini kitapları, ilmihalleri okuduğum oldu. Asıl hikayem Don Kişot’la başladı. Don Kişot’u hep duyardım ama bir roman kahramanı olduğunu bilmiyordum. Süpermen, Örümcek Adam, Zorro gibi bir şey zannediyordum. Ağa Camii’nin hocası, caminin avlusundaki kulübede kitap satıyordu. İçerisinde dini kitaplar, dünya klasikleri de vardı. Ben oradan Don Kişot’u aldım ve bir solukta okudum. Sonra başka klasikleri okumaya başladım.

Etrafınızda okuyan insanlardan etkilendiniz mi?

Çevrenizden etkilenerek okumaya devam ediyorsunuz, bu böyledir. Ben de etkilendim.

Instagram’da dükkanınıza gelen ilginç okurlarınızı paylaşıyorsunuz. Onların hikayelerinden bazılarını bizimle paylaşır mısınız?

İlk sahaf dükkânımı açtığım günden beri hep ilginç, sessiz sedasız gelip giden müşterilerim oldu. Zamanla birçoğunun mimar, profesör, tiyatrocu, yönetmen, gazeteci, yazar, çizer tayfasından olduğunu öğrendim. Bazılarıyla ayaküstü laflıyoruz arada, anlaştığımız, anlaşamadığımız mevzular oluyor doğal olarak.

En gizemli müşterimin kim olduğunu iki yıl önce öğrendim, kusursuzu yaşıyormuş gibiydi adeta. Kendisi yetmiş yaşlarında emekli bir profesördü. Ağzından bir kez dahi negatif bir cümle duymadım, yüzünde asla kötü bir ifade görmedim. İsmini sordum geçenlerde kısa bir şaşkınlık yaşadı, ikinci kez sorduğumda “Erol Erol” dedi, kısa bir gülümseme belirdi yüzünde sonra arkasını dönüp gitti. Çok soğuk günler hariç hemen hemen her gün kitap almaya gelir ama asla içeri girmez. On dört yıldır bir kez bile dükkândan içeri girmedi, hep dışarıdaki yabancı indirimli kitaplar bölümünden İngilizce kitaplar alır. Üçten fazla hiç almadı.

Mesela Hasan Çopur Amca var. Konya’yla ilgili hemen her şeyi topluyor. Aileden kalma tarihi hanları vardı Konya’da orayı müze yaptı. Konya ile ilgili fotoğrafları, kartpostalları, yıllıkları, basılmış bütün eserleri alıyor. Mevlânâ’yla ilgili Türkçe, İngilizce, Farsça fark etmiyor her şeyi biriktiriyor.

Söyleşinin tamamını Okur’un 7. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar