Genel / Yazılar

Söz Vadisinde Bir Edebiyat Şöleni

Share this post

Selim Tiryakiol

Kelime Kavgası, Abdülhak Şinasi Hisar’ın dergilerde, gazetelerde unutuluşa terk edilmiş edebiyat ve romana dair yazılarından derlenmiş bir kitap. Kitapta derlenen bütün yazılarda “edebiyat” dediğimiz kavramı anlama ve anlatma sancısı çekildiğinden olsa gerek kitaba başlık olarak Kelime Kavgası seçilmiş. Kitabı yayına hazırlayan Tahsin Yıldırım. Selim İleri’nin bir sunuş yazısı ile başlayan kitabı; İleri, “has okurlara gerçek bir edebiyat şöleni” diye tanıtıyor.

Kitabı ilk elinize aldığınızda başlıktaki “kavga” kelimesi bir hamaset çağrıştırmıyor değil. Kelimelere ve dile bu tür hamasi yaklaşımların sizi kısır bir döngüye hapsetmek gibi bir tehlike barındırdığını belirtmeliyim; bununla birlikte her millet için, evet, bir dil müdafaası olması gerektiğini de düşünenlerdenim. Hisar, kelimeleri tam bu noktada ele alarak doğru bir duruş sergiliyor. Haddizatında insanlarla anlaşmamızı temin eden en temel alet kelimeler. Kimi kelimeler var mahkemelerde baş alıyor, kimileri var baş kurtarıyor. Eğer bir millet kelimelerini müdafaa etmez de o milletin her ferdi bir başka dilden konuşursa toplumda kaos olması kaçınılmazdır. Bugün bile içtimai birçok problemimizin altında dil meselesi yatmaktadır. Hisar’ı okurken onun da bunun sancısını çektiğini her satırda hissediyorsunuz.

Sözü Az ve Ağır Söyle

Hisar’ın ölüm, hayat, din üzerine kaleme aldığı satırları okurken onun kendi ruhunun derinliklerindeki değerli taşları çıkarmaya çalışan bir maden işçisi olduğunu düşünebilirsiniz. Sanki anlatmak istediklerini yazmış da kelimeler yetmemiş, yeteri kadar derine inememiş gibi. Şunu da söyleyebiliriz: Onu okurken anlattıklarından daha çok anlatamadıklarını okuyorsunuz/ hissediyorsunuz. Bu çabadan olsa gerek yazar kelimeleri kullanma noktasında oldukça iktisatlı davranmış. Nedim’den yaptığı şu alıntı, tam da kitabı anlatıyor: “Sözü az söyle, ağır söyle.”

Söz bahsinden açılmışken, Hisar’ın “Söz gümüşse sükut altındır.” sözüne yaklaşımı sizi ters köşeye yatırıyor. Çoğunlukla bu sözü biz “O halde konuşmamak en iyisidir.” diye tefsir ederiz. Halbuki Hisar bunu, “O halde altından daha değerli bir söz söylemeye çalış.” diye tefsir ediyor, illa “Sus!” olarak anlamıyor.

Düşünmeden Yazanlar

Hisar’ın insanı şaşırtan bir başka fikri de “okumak” üzerine. Okumayı çoğu insan çalışmak olarak görür. Haddizatında okurken de fikri bir çile çekiyorsunuz. Zihninizde bir şeyleri yıkıyor ve yeniden yapıyorsunuz. Oysa Hisar, okumayı keyfiyattan bir fiil olarak görüyor. Ona göre okumak çalışmak olarak değerlendirilemez. Hakiki okurlar bir kitabı okumaya başladıklarında nerede olurlarsa olsunlar o kitabın içinde kaybolurlar. Bu çalışma değil, ancak bir tat alma ve zevk işidir. Hisar’a göre okumak keyfiyattanken, yazmak çalışmak olarak değerlendirilebilir çünkü yazarken bir fikir çilesi çekiyorsunuz. Buna rağmen başka bir satırda Hisar’ın kolay ve sık sık yazanları “düşünmeden yazanlar” diye nitelediğini de okuyorsunuz. Yazar okumanın zevk alma yönü konusunda kanaatimce haklı olmakla birlikte okumak bütünüyle keyif veren bir iş olarak değerlendirilemez. Kaldı ki bu tür okumalar belki de yalnızca sanat eserleri için söz konusu olabilir. Oysa bir roman okumakla, bilimsel bir inceleme ya da bir fikir yazısı okumak arasında mutlaka fark var.

Nihai olarak Hisar, edebiyat denizinde yüzmek isteyenler için bir söz ustası. Her aklına esenin 140 karakterle yazar olduğu bir iklimde bu tür söz ustalarına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar