OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Tedâvüldeki Kitaplar’ın Yazarına

İsmail Güleç

Sevgili Necdet Subaşı,

Üstâd-ı ekremim, efendim,

Kitabınızı okudum. Uykum gelmese ilk gece bitirirdim. Elimden bırakamadan, içtikçe içesimiz gelen bir su gibi okudum kitabınızı. Üslubu, Türkçesinin güzelliği ve zenginliği, akıcılığı, şiirlerde görmeye alışkın olduğumuz benzetmeleriyle gençlere ve yazar adaylarına tavsiye edilebilecek düzeyde edebi bir metin örneği. Elinize, kaleminize, gönlünüze sağlık.

Her şeyden önce söylemeliyim, kitabınızdan çok şey öğrendim. Çocukluk, gençlik ve üniversite yıllarında okuduğunuz kitaplardan yola çıkarak o yılların bir kritiğini yapıyorsunuz. Kimseyi kırmadan, incitmeden, dökmeden eleştiriyorsunuz. Hem kendinizi hem hocalarınızı hem de bir parçası olduğunuz cemiyetinizi.

Yargılamadan, mahkûm etmeden, başka hesaplar gözetmeden sadece doğruları söyleyerek, tevbe ve dua arasında bir duygu ile yapılan naif ve samimi eleştiri. Bugün hem bu dile hem de böyle eleştirilere o kadar ihtiyacımız var ki.

Kitabınız her ne kadar okuduğunuz kitaplarla ilgili olsa da annenize ve babanıza karşı hürmetiniz, arkadaşlarınıza karşı sadakatiniz, çocuklarınıza ve öğrencilerinize karşı merhametiniz akıyor cümlelerinizden. Ehl-i muhabbet olmak böyle bir şey olsa gerek. Dairenin çeperinde de olsa muhabbet halenize tutunuyor olduğum için bir kez daha şükrettim.

Kitabınızda bahsettiğiniz ve çok önemsediğim birkaç hususu paylaşmak isterim. En sonda anlattığınız kitaptan başlamak isterim. Osman Gazi’yi gece sabahlara kadar uyutmayan kitapla ilgili yazdıklarınız hiç aklımdan çıkmıyor. Ne ara o kitap hayatımızdan çıktı ve çıkarıldı? Hem de onu anlamak isteyenler tarafından. Onu daha iyi anlamak için okudukça, sünnete gerek yok, her şey onda var dedikçe ondan uzaklaştık, evlerimizde kaydettiklerini bizden başka kimsenin göremeyeceği bir gizli kamera gibi bizi izleyen o kitabı dantelli işlemeli kılıflar içine koyarak astığımız çivilerden çıkarıp masalarımızın üzerine koyduk. Osman Gazi’nin duvarda asılı diye sabaha kadar oturduğu kitabın yanında biz horladık, sıradan kitap muamelesi yapar olduk. Onun hatırına tüm kitaplara hürmet ederken şimdi onunla birlikte tüm kitapları tükettik ve attık. Ne acı bir trajedi bizim için. Ve siz de bu trajediyi çok güzel anlatmışsınız. Şu cümlelerinize can u gönülden katılıyorum: “Ramazanın ilk günü hatme başlayıp her gün bir cüz okuyarak 30 Ramazan’da kitabı okumayı tamamlayanların duyduğu huzur, elinde tükenmez kalem o ayet senin bu ayet benim diye dolaşarak Allah’la yüzgöz olabileceğini sanan yeni kuşak müminler tarafından hiç mi hiç anlaşılmayacaktı.”

Yazının tamamını Okur’un 6. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?