OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Üç Usta Bir Çırak

Biyografi yazarlığı denilince akla gelen ilk isimlerden biri de hiç şüphesiz Stefan Zweig’dir. Tarihe damga vurmuş önemli kişilerin hayatlarını büyük bir incelikle ele alan Zweig, şahsiyetlerin sadece edebi eserlerine, hayatlarının kırılma noktalarına nüfuz etmez, bir bütün olarak okuru o dünyanın içine çekiverir ve okur kitabı okumaya başladığı andan itibaren eserin kahramanıdır.

Bir Haritacı Gibi Titiz Çalıştı

Çalışmalarına kısa ve etkili tahlillerle açılış yapan yazar, gerçekliğin soğuk yüzünü kahramanın perspektifinden okura yansıtır. Zweig, biyografi çalışmalarına konu olan kahramanın yaşadığı dönemi, koşulları, entelektüel ortamı, siyasi çalkantıları ve ekonomik gidişatı bir potada eriterek sistemin ideolojik bağlantılarını neredeyse bir haritacı edasıyla kitaba yerleştirir. Ardından bakışını daha da derinleştirir. Oluşturduğu haritanın her bir bölgesine dair izlekler artık belirgin bir hâle gelmiştir. Kahramanın sevinci, öfkesi, kariyerindeki yükselişi, ekonomik buhranları, çöküş öncesi yaşadığı travmaları, varoluş krizleri okurun iç âleminde yankı bulur. Bu yankı, yazarın roman türündeki eserlerinde olduğu gibi sarsıcı değildir; ancak okur yine de vurgun yemiş hissine kapılır.

Alman Edebiyatı Rusların Zirvesine Yaklaşmadı

Zweig’in Üç Büyük Usta eseri Balzac-Dickens-Dostoyevski üçlüsünün hayatlarına dair çok geniş olmayan; ama kapsayıcı bir bakışı yansıtması bakımından dikkat çekmektedir. Zweig, eserin önsözünde Alman edebiyatının önde gelen yazarlarına hakkını vermekle birlikte küçük bir sitem de ekler. Ona göre Alman edebiyatı Goethe, Keller gibi yazarlar yetiştirse de henüz Fransız, İngiliz ve Rus edebiyatının zirvelerine yaklaşamamıştır. Zweig’in ikinci dünya savaşı yıllarındaki yaşamı göz önüne alındığında kendi coğrafyasıyla edebiyat üzerinden hesaplaştığı da düşünülebilir.

Eser üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Balzac’ın, ikinci bölümde Dickens’ın, üçüncü bölümde Dostoyevski’nin yaşamı işleniyor. Yazar bu üç ismin birbirini tamamladığını düşünüyor. Balzac toplumu, Dickens aileyi, Dostoyevski ise bireyi işlemek suretiyle Hegel’in birey-aile-toplum üçlemesi tamamlanmış oluyor. Ne var ki bu tamamlanış Hegelci formu aşarak kendine gerçeklikten kopuk olmayan mistik bir evren inşa eder. Bu evren; gerçekliğe eklemlenmiş fantastik ögeler taşıyan Zweig’in kendi evrenidir. Balzac’ta acı, Dickens’te korku, Dostoyevski’de tutku bu evren aracılığıyla açığa çıkar.

Hemen Bitirin

Stefan Zweig’in biyografi yazımında abartı içeren unsurlara rastlamak mümkündür. Biyografiye konu olan karakterin psikolojik hâlleri bu boyutta evrensel bir biçim alır. İnsana dokunan boyutu belki de bu abartıyla hissettirilebilir. Bu nedenle tarihî kayıtların ötesine geçmekle eleştirilebilirse de Zweig’in derdi, sadece bir hayat hikayesi anlatmak değildir. İnsan psikolojisinin gerçekliğini sunmaktır.

Son olarak Üç Büyük Usta eserini aldığınızda hemen başlamamanızı tavsiye ederim. Öncelikle bir çay demleyin, bir müddet uzaklara dalın, kendinizi düşünün ve diğer tüm insanları. Başladığınızda da hemen bitirin; çünkü insana dair fark etmediğiniz birçok tonu hissedeceksiniz.

Üç Büyük Usta

Stefan Zweig

Çeviren: Nafer Ermiş

Türkiye İş Bankası

217 sayfa

 

Furkan Özkul

furkannozkull@gmail.com

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?