Genel / Yazılar

Vaktin Masalını İnsanlara Anlatmalıyız

Share this post

Kemal Sayar – Zübeyde Çakır

Ben zamanı gördüm / Devrilmiş sütunları arasından
Çok eski bir sarayın / Alnında mor salkımlar vardı /
Ve ilâhlar kadar güzeldi. Uçmak için kanatlanmayı bekleyen
Yavru kuş gibi doğduğu kayada / Ben zamanı gördüm /
Çırpınırken avuçlarımda. (Tanpınar)

Platon, Sofist diyalogunda felsefenin radikallerini, statis-kinesis (durma ve hareket), tautos- heteros (aynı ve ayrık) ve to on (varlık) şeklinde simetrik bir düzende çakar zemine. Zaman, belki bu payandaların tamamına temas eden nebülöz dokusuyla insanın ipini bir türlü bağlayamadığı bir ihsastı hep. “Panta rhei” (her şey akar) demek, özünde bir botanikçinin “tüm çiçekler solar” hülasasından başka bir şeyi ifade etmiyor. Ama görüntüde, hakikate bir işaret saklı olsa da, şeyler göründükleri gibi değildir. Akan zaman, duran zamanın harelenmesidir.

Her ne kadar “içinde geçmişi taşıyan bir edebi şimdiki zaman” ın postmodern bir kavram oluğu kanaati yaygınsa da, onaltı asır öncesinden okuruna seslenen Aziz Agustin’in “Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz yok. Şimdiki zaman sürekli var ise, geçmişe karışmayacak ise, şimdiki zaman değil sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi’nin Varlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” sözüyle, insanlığın, tespih gibi çekilen lineer zaman algısına erken dönem koyduğu şerhlerden birini serdetmişti.

Evcilleşen Zaman

Gerçek şu ki insan, parametre zamanın varlığından çok daha öncesinde tevakkuf eden bir zamana şahitlik etmişti. Sadece sabit oluşuyla değil, susup beklemesiyle de insanı gözeten bir zamandı bu. Bir ince mine gibi tüm varlığı çevreleyen, geçmişin azar azar birikmişliğinin hamurunda pişmiş, geleceğin ışıltısıyla aydınlanan güzel bir zaman… Şimdinin çinisinde filizlendikçe insanlaşan, evcilleşen, açılan o aşina zaman, bugün artık kayıp bir zamandır. İkamelerle, fragmanlarla süratlenen, Valery’nin ifadesiyle “İnsanda katıksız, ruhsal olmayan her şeyin değiştiği… bitmiş dünyanın zamanı”dır yaşadığımız.

Modern teoriler ayrıca, ben’in özgünlüğünün kökeninden geldiği, ben’in bir anı olduğu anlayışını da sarsıyor. Biliyoruz ki zamanın ben üzerindeki etkisi geçmişin istiflenmişliği olarak tezahür etmiyor sadece, geçmişin, geleceğin vahyi ile çarpıştığı noktalarda yeniden inşa edilen bir buluştur ben bilinci. Ancak, bu türden aşkınsal tartışmaların berisinde insanın yaşadığı, hissettiği bir öznel zaman da mevcuttur. Gündelik hayatın içerisinde zaman, deneyimimize açık bir enstrümandır aynı zamanda. Onunla ilişkimiz, ister geçmiş – gelecek, ister şimdi olarak kategorize edelim, dramatik bir şekilde hayatla bağımızı da ışığa çeker. Zaman, kuyunun içindeki bir sarkaç gibi, içimizde salınır.

Marc Wittmann’ın, 2018 yılında Metis Bilim serisinden yayınlanan Hissedilen Zaman isimli kitabı, felsefe tarihi ve güncel bilimsel araştırmalar çerçevesinde, içimizdeki zaman duygusunun hayatımıza yansımaları, zamanı hangi süreçlerden süzerek algıladığımız, zamanın ayarları ile hangi şekilde oynayarak ânı genişletebileceğimiz konularında bazıları aşağıda yer alan sorunları ve açıklamaları inceliyor:

– Tatminkar bir hayatın mevcut ânın tadını çıkarmakla doyumun ertelenmesi arasında özgürce seçim yapmaya bağlı olması; itkileri doğrultusunda hareket eden insanların daha kolay sıkılması,

– Hayatta ve bellekte rutinlerin artmasının yaşlandıkça zamanın daha hızlı geçmesi hissindeki etkisi,

– Hızlı hareket eden kişileri yavaş hareket edenlerden ayıran kendine özgü bir beyin ritminin mevcut olup olmadığı ve beyin ritminin hangi durumlarda değiştiği,

– Zaman konusundaki yargılarımızın çoğunlukla, bir olayın fazla uzun ya da fazla kısa sürdüğüne işaret eden hata sinyalleri işleviyle oluştuğu, bu durumun zamana gerçekte neden “ihtiyaç” duyduğumuz sorusu ile ilişkisi,

– Farkındalık aracılığıyla, hayatın algılanan hızını azaltarak öznel zaman kazanmanın mümkün olup olmadığı,

– Duyguların, hissedilen zaman ve bedenimizi algılama biçimimizle bağlantısı, bedenin geri bildiriminin “şimdi ve burada” varolma deneyimine etkisi,

– Zaman bilinciyle ilgili araştırmaların, bilinçli benliği kavramamızdaki katkıları.

Zaman Miyobu

Gilbert Hottois “Geçmiş ve gelecek… artık şimdiki zamanı aşarak birbirleriyle iletişim kuramadıkları için her ikisi de aynı biçimde dilsiz kalırlar.” diyor. Toplumun “belleği” yitmişse, hayat projelerinin, gelecek tasavvurunun azlığındadır. İnsan, bir gerilim noktasında ikamet eder ve hayatında hatırladığı bir avuç olay onlarla irtibat kurduğu, özlem, umut, acı, neşe vb. duygulara bağlıdır ipliklerle. Yaşadığımız deneyim miktarı, hayatımızdaki duygusal renklilik ve çeşitlilik ne kadar çok olursa hayat öznel olarak o kadar uzun ve geniş görünür.

Kitabın “Zaman Miyobu” başlıklı ilk bölümünde, çocuklarla yürütülmüş meşhur şekerleme testi sonuçlarının analizi üzerinden, insanların beklemeye ve hüsrana tahammül edebilme sürelerinin ilerideki sosyal ve profesyonel hayatlarında başarı ihtimallerine etkisi ele alınıyor. Tatminin ertelenmesindeki yetersizlik, ileride büyük bir ödüle kavuşmaktansa kendilerine hemen sunulan daha küçük bir ödülün tercih edilmesi durumunu tanımlayan “zaman miyobu” terimi, mevcut anın ufuklarının darlığını da ifade ediyor. Yapılan araştırmalar insanların kendilerine yakın olan zaman aralıklarını, uzak olan zaman aralıklarından daha net görüp tahammül edebildiklerini ortaya koyuyor; zaman miyobu bugün ile yarın arasındaki farkı, yarın ile ertesi gün arasındaki farktan daha baskın şekilde algılayan kişiliktir. Yekpare zamanın sonsuzluğuna değil, devinen ve yitirilen zamana tanık olur zaman miyopları.

Bununla beraber doğal zaman sınırları insanlar tarafından çok daha kuvvetli şekilde algılanır, bugün ya da bu sene olacak şeyler daha yakınmış gibi tecrübe edilir. Fizyolojik açıdan da yarın, bütünüyle yeni bir gündür. Zaman miyopluğundan mütevellit, bir olayın bugün/bu sene olmasıyla, yarın/gelecek sene olması arasındaki fark, yarın/gelecek sene olmasıyla, ertesi gün/ertesi sene olması arasındaki farktan daha barizdir. Geçmiş ne denli zengin ve gelecek ne denli vaat dolu olursa olsun, tüm zamanlar arasında tekil an olan şimdiki zamandan derlediğimizi gölgelemesine izin vermek kadar ziyan ve hüsran doğuracak bir başka seçim yoktur; eylemedeki sorumluluğumuzun içinde gerçekleştiği tek zaman şimdidir. Şimdi, nüve olarak zamandır. Özgür insanlar, tatmini her zaman ertelemek zorunluluğuna kölelik etmemeyi de başarabilen insanlardır.

Yazının tamamını Okur’un 9. sayısında bulabilirsiniz: https://bit.ly/2Fho2B4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar