OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Yaşamak Adındaki Mücevher

yasamak

Bazı kitapların kışkırtıcı bir yanı olduğuna inananlardanım. Yazmak için okunması gerekenler diye baktım onlara hep. Mütevazı kitaplığımın bir rafında öyle eserler duruyor. Belki daha genel anlamda kışkırtan yazarlar olarak da bakabilirim ama, tek tek kitaplar olarak değerlendirmek daha doğru galiba benim için. İçerikleri kadar, belki daha kıymetli tarafları dili kullanma maharetleri. Meramı anlatırken ya da söylerken kelimelerle oynayabilme hünerleri beni hep cezbetmiştir o kitapların, dolayısıyla da yazarlarının.

Lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, bir kitabı (özellikle edebi türde olanları kastediyorum) benim için özel kılan ilk şey “ben de böyle yazmalıyım” duygusudur. Ya da en azından “ben de yazmalıyım” dürtüsü.

Türk Edebiyatının En Özel Kurgusu

Bu ilk yazıda kitaplığımdaki hangi kitaptan bahsetmeliyim diye düşündüğümde hiç zorlanmadım. Cahit Zarifoğlu ve elbette bence en sıradışı kitabı Yaşamak. Hem O’nun, hem Türk edebiyatının en özel kurgusuna sahip birkaç kitabından biridir bana sorarsanız. 1982 veya 83’de almışım sanırım o kitabı. Yirmili yaşların başında, bir ayağım Fatih’te bir ayağım Cağaloğlunda iken. Başımızdaki kavak yellerini söylemeye gerek yok herhalde.İlk baskısı olsa gerek bendeki. Akabe yayınevinden çıkmış.

Beni merhum Cahit abiyle tanıştıran kitaptır bu. Daha doğrusu, o maceraperest satırların büyüsüne kapılıp, onunla tanışmak için beni Ankara yollarına sürükleyen eserdir, Yaşamak. Tür olarak günlük ya da anı gibi görünse de ben Yaşamak için edebiyatımızın en sıradışı deneme kitaplarından biri diyebilirim. Yazma heveslisi bir genç olarak “hadi ne duruyorsun, yazsana” diye beni yola düşüren o kitabın minnettarıyım yıllardır.

Memleket, edebiyat, olan-biten ve güzel insanlar hakkında yazdığı şiirsel ağırlıklı değinmelerin oluşturduğu bu büyülü kitabı okuduğumda atlayıp Ankara’ya gittiğimi ve Cahit Zarifoğlu ile tanışmak istediğimi hatırlıyorum. O yolculuk başarıyla sonuçlanmasa da; bir süre sonra İstanbul’a yerleşmesi ve ömrünün geri kalan kısacık bölümünü yaşayacağı Küplüce sırtlarında kurulan ve sürdürülen bir dostlukla bana yeni kapılar açmasını ilahi bir lütuf olarak varsaydım hep. Yazdığı gibi olan özel bir adamın dünyasına misafir olmak unutulmaz bir servet olarak kaldı benim için.

Şair’de Şiir Varlığını Hep Hissettirir

Şairliğin, şiir yazmak kadar, bir şair gibi yaşamak olduğunu gösteren bir adamdı Zarifoğlu. Ve şunu anladım ki eğer şairseniz ne yazarsanız yazın şiir varlığını hissettirir kelimelerinizde. Genç ve yazma heveslisi arkadaşlara haddim olmayarak, bir ustaya özenmenin kaydadeğer bir başlangıç ya da kalkış noktası olabileceğini söylemek isterim. İşte tam bu noktada Yaşamak kitabı gerçek anlamda bir ilk istasyon olabilir. Kitaptan alıntılar yaparak ne bu yazıyı uzatmak ne de okumamış olanlar için merak duygusunu azaltmak niyetinde de değilim.

Kitaba dönersek, Yaşamak, bir dilbilgisi ders kitabıdır. Kısa cümlelerle nasıl yazılırdan tutun da; kelimeler bir düzyazı metninde bile nasıl raksettirilirse dek bir dolu şey barındıran bir kitap.

Bana sorsalar, Milli Eğitim’in lise müfredatına bu kitabı koyarım. Dilimizi öğrenmek, daha doğrusu dilimizin tadına varmak için bulunmaz ni’mettir. (Henüz bana sormadılar) Aynı zamanda “ben de yazarım” ya da “ben de yazıyorum” veyahut “yüzyirmiyedi tane şiirim var” gibi sayıklamalarla yazar olunamayacağına net bir kanıt ve settir Zarifoğlu’nun Yaşamak kitabı.

Vitrinde, 24 Ayar

Ezcümle benim mütevazı kitaplığımın hep el altında ama aynı zamanda baş köşesinde duran birkaç nadide eserden biridir benim için. Çok rahatlıkla yeni baskılarına (Beyan yayınlarından çıktı sanırım) ulaşabileceğiniz bu özel kitap size ruhunuzun ve hayal dünyanızın maceralı bir yolculuğunu teklif ediyor. Aynı zamanda kıyısından köşesinden bendeniz gibi kalem tutmayı seviyorsanız, bulunmaz bir ni’met olarak da görebilirsiniz. Okuyun ve yazın. Okuyun ve okuyun ya da. Her ikisi de makbul.

Yaşamak kitaplığımın mücevheriydi, paylaşmış oldum.

Eh, boşuna has şairlere dilin mücevher ustası, kuyumcusu demiyorlar. Rahmetli Cahit Zarifoğlu ağabeyimiz şiir kapalıçarşısının en ışıltılı birkaç dükkanından biriydi. Yaşamak ise o dükkanın vitrinidir bence; yirmidört ayar.

İbrahim Sadri

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?