Genel / Röportaj

Yazma Eserler Sıkıştırılmış Mikro Medeniyetlerdir

Share this post

Bekir Şahin

Konuşan: Mustafa Bozoklu

 

Resmi görevinin ilk yıllarından bugüne kadar kitaplar ve kütüphanelerle hemhal olarak hayatını devam ettiren Yazma Eserler Bölge Müdürü Bekir Şahin ile son dönemlerde değeri yeniden gündeme gelen yazma eserlerimizi konuştuk. Söyleşimizin kimi yerinde Bekir Şahin hocamızın yazma eser tasavvurunu, kimi yerinde de yazma eserlerin ilginç kaderini tecrübeleri eşliğinde dinlemiş olduk.

Yazma eserleri sıradan kitaplardan ayıran özellikler nelerdir? Sizin yazma eserlere yüklediğiniz özel bir anlam var mıdır?

Yazma eserler, mücellidinden hattatına, kâğıt yapanından aharcısına ondan fazla sanat ve zanaat erbabının emeğini üzerinde barındırırlar. Yani bu eserleri elinize aldığınızda müellifinin, müstensihinin, onu okuyan talebenin ve onu tetkik eden alimin ruhlarını ayrı ayrı hissedebilirsiniz. Yazma eserler sıkıştırılmış mikro medeniyetlerdir. Yazma eserlerin adı ve müellifi aynı kalıyor olsa da istinsah edilen her nüsha bir başka orijinaldir. Çoğaldıkça kendi hikâyelerini barındırmaya devam ederler. Dolaştıkları coğrafyaları bizlere tanıttıkları gibi sahiplerini de bize haber verirler. Okuyucuları ile sahipleri arasında tarifi imkansız duygusal bir bağ kurarlar. Ancak matbaada basılan kitaplar öyle mi? Her kitabın kopyası aynıdır. Bu kitaplarda canlılık emarelerini bulmak muhakkak daha zordur.

Milletlerin kimlik belgeleridir yazma eserler. Medeniyet tasavvurumuzun birinci derecede kaynaklarıdırlar. Düşünce geleneğimizin dağılmış, parçalanmış cüzleri ancak bu eserlerin yeniden ele alınmasıyla bir araya getirilebilecektir. Kayıp yüzyılların, telafisi imkânsız gibi görünen tahribatların giderilmesi bu eserlerin yeniden ele alınmasıyla mümkün olacaktır diye düşünüyorum.

Uzun yıllardır yazma eserlerle bir arada bir hayat yaşıyorsunuz. Tüm bu tecrübe göz önüne alındığında en ilginç, en merak uyandırıcı veya öğretici bulduğunuz yazma eser hangisidir?

Bana göre yazma eserlerin her birinde ayrı bir orijinallik bulabiliriz. Bu açıdan benim için oldukça zor bir soru sordunuz. Yazma eserlerle uğraşanlar her zaman bir sürprizle karşılaşmaya hazır olmalıdırlar. Bu sürpriz bazen Ali Emiri’nin Divanü Lugati’t- Türk’e rastlayıp hiç kimsenin bulamadığı bir esere kavuşması olabileceği gibi, bazen de hiç ummadığınız bir anda kitap zahriyesine düşülen bir not ile tarihin karanlık bir döneminin aydınlatılması şeklinde de olabilir. Sanata tutkulu iseniz, geleneksel el sanatlarımızın nadide örneklerine veya sadece yemek tariflerinin olduğu bir esere de rastgelebilirsiniz.

Tenbîhü’l-Gâfilîn, Mevlid, Müzekki’n- Nüfûs, Muhammediyye, Envârü’l-Âşıkîn, Kara Dâvûd, Tarîkatü’l-Muhammediyye, Mızraklı İlmihal, Ahmediyye, Marifetnâme, Delâilü’l- Hayrât, Siyer-i Nebi, Garibnâme, Vikâye Tercümesi, Muhtasar Tercümesi vs. daha birçok kitap zikredilebilir burada. İlâveten menâkıbnâme türünde olan ve Hz. Ali’nin cenklerini anlatan birçok eser de halkın talep ettiği türden kitaplardandır.

Anadolu çevrelerinde yazma eserlerin toprağa gömülmesi gibi batıl inançların mevcut olduğu söyleniyor. Bu gibi örnekler üzerinden yazma eserlerle alakalı yaşadığınız ilginç hadiseler varsa bizimle paylaşır mısınız?

Maalesef Anadolu’da şöyle bir gelenek var: Kur’an harfli kitapları okumuyorsanız onları hapsediyorsunuz demektir ve bu günah addedilir. Ya ayak değmedik bir yere gömeceksiniz ya da yakıp külünü akarsuya atacaksınız kabilinden batıl inançlar vardır. Başından beri mezarlıklarara gömülen kitaplara şahit olmuşuzdur pek çok kez. Örneğin, 1983 yılında öğrenci iken yaşlı bir komşumuz sırtına bir çuval almış gidiyorken “Ömer amca yardım edeyim, yolculuk nereye?” diye sordum. “Mezara mezara…” dedi. Eşi bir ay kadar önce vefat etmişti. “Ömer amca galiba hacı nineyi özledin.” diye latife de bulunmamın üzerine “Hayır şu kitapları Üçler Mezarlığına gömmeye gidiyorum.” dedi. Ben de “Kitap gömülür mü?” deyince hemen sırtından çuvalı indirdi ve “Al o zaman senin olsun.” diyerek çuvalı bıraktı ve yanımdan uzaklaştı. Çuvala baktığımda içinde yazma eserlerin de bulunduğu Kur’an harfli kitaplar vardı.

Konya Hocacihan Mezarlığında gömülmüş onlarca yazma esere şahitlik edip rapor yazdık geçen günlerde. Sonra kimlerin bu kitapları gömdüğünü, niçin gömdüğünü öğrenince derin bir ah çektik içimizden. Anlayacağınız okumuşta olsa batıl inancın zebunu olan insanlarımız bu hatayı işlemeye halen devam etmektedir.

Yazma eser ve yazma eser kütüphanelerinin bugün müze harici ilgi gördükleri söylenebilir mi?

Daha dün yazma eserler can çekişiyordu ancak sonra kefenlerini yırtmayı başardılar. Şimdi ise uygun ortamlarda, beş yıldızlı otel konforunda muhafaza edilir hale geldiler. Tıpkı basımları aslına uygun biçimde yayınlanıyor ve cüzi fiyatlarda satılıyor. İsteyenler e-kitaplarına da ücretsiz bir şekilde her yerden ulaşabiliyorlar. Eskiden yazma eser kütüphanelerimizi sadece yabancılar doldururken şimdilerde genç Türk araştırmacılar kütüphanelerimizde harıl harıl çalışıyorlar. Eksiklikler elbette var. Ama gelişmeler çok ümit verici. İlgi giderek artıyor. Sizin bu mülakatınız bile bunun bir göstergesi.

Geniş bir şahsi kütüphanenizin olduğu biliniyor. Kitap seçiciliğinizden, kütüphanenizden, yakın zamanda çıkan kitabınızdan ve ileriye dönük varsa hayallerinizden bahseder misiniz?

Çocukluğumuzdan bu yana kitapla alakamızı güçlendirmeye devam ediyoruz. Elbette seçici olmak gerekir. Son zamanlarda kitaplar ve kütüphaneler ile alakalı ciddi yayınlar çıkıyor. Okur Dergisi’nin 5. sayısı bu konuda takdire şayan idi. Orada tanıtılan eserlerin hemen hemen tamamı tarafımızdan temin edilmiştir.

Ben son zamanlarda seyahatnamelerle daha çok ilgileniyorum. Batılı seyyahların özellikle 15. yüzyıldan itibaren kültürel mirasımızı nasıl talan ettiklerini, kitaplarımızı ve tarihi eserlerimizi ne şekilde ülkelerine taşıdıklarını, kültürel genlerimize sirayet usullerini buralardan rahat bir şekilde okuyabiliyoruz.

Geçen yıl Konya’nın Kırk Kütüphanesi kitabımız çıktı. Bu yıl temmuz ayı itibariyle de Caner Arabacı ile birlikte hazırladığımız. İstiklal Marşını Değiştirme Çabaları ve Milli Şairde Dirilmek isimli kitabımız yayımlandı. Bu millet, milli mutabakat metni olan İstiklal Marşı’mızı değiştirme girişimine daha Mehmet Akif hayatta iken şahit oldu. Bu kitabımız, zorunlu kültürel değişimin tarihimizdeki yıkımına bir örnek ve toparlanışa işaret olması açısından sürecin öğrenilmesinin faydalı olacağı kanaatiyle kaleme alındı.

Hayalim, resimli ansiklopedik yazma eser sözlüğü çıkarmaktı. Hatta 2017 yılında baskıya vermeyi düşünüyordum. Ancak Adam Gecek’in Arapça El Yazmaları İçin Rehber isimli eseri çıkınca çalışmamı sil baştan gözden geçirmeye karar verdim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar