Genel / Yazılar

Yeniden Okuma Önerisi: Türkiye’nin Modernleşme Serüveni

Share this post

Gökhan Gökçek

Tarihin seyri içerisinde büyük devlet kurmuş ve dünya tarihini başından sonuna kadar etkilemiş olan Türkler, başarılarını sağlayan pek çok özelliğe sahiptir. Ordu- millet oluşları, fedakarlıkları ve kendilerine has bir kültürlerinin oluşu gibi sebepler bunların başında gelir. Ama belki de Türkleri diğer milletlerden ayıran en büyük özellik şartlara kolay uyum sağlayabilme, bu şartları bünyeye mal edip, kendilerine özgü bir biçimle ifade edebilmeleridir. Yoksa asırlarca konargöçer olarak yaşamış bir milletin dünyanın en merkezi ve yerleşik devleti Osmanlı’yı kurmaları başka türlü açıklanamaz.

Yeni Dünya: Sermaye, Teknoloji ve Sekülerleşme

Türklerin fetih çağı ya da başka bir tabirle cihan devleti olarak aleme nizam vermeleri nihayetinde inkisara uğrar. Bunun pek çok sebebi varsa da kırılma noktası olarak 1683 Viyana bozgunu ve sonrasındaki evre kabul edilir. Kısa bir bocalamadan sonra bir asır geçmeden Türkler “yenilenen” ve “modernleşen” dünyaya ayak uydurarak eski güçlerine kavuşmak için ıslahatlar yapmaya başlar. Meşhur ifadeyle ”yeni dünya” sermaye, teknoloji ve sekülerleşme üzerine kurulur. Temelinde sermaye sahiplerinin yönetimde hak talepleri, Kilise’ye olan başkaldırı ve dinin yerini aklın alması gerektiği inancı vardır.

Her toplumsal hadise kendi şartları içerisinde; sebep-sonuç dairesinde neşet eder, gelişir ve sonuca ulaşır. Batı’nın zikrettiğimiz üç temel sacayağından hareketle şekillendirdiği yeni dünyaya adapte olmak, eş değer hale gelmek Osmanlı’nın son zamanlarında bir hedef haline gelir. Öyle ki bugün dahi yeni Türkiye devletinin en önemli amacı “muasır medeniyetler seviyesindeki devletler”e ulaşmak, sonra onları aşmaktır. İşte Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı o kült eserinde bu serüveni inceler.

Berkes, kitabın girişinde öncelikle çağdaşlaşma kavramını tüm boyutlarıyla incelemeye çalışır. Burada klasik bir modernist yaklaşım olsa da kendisinin idealist fikirleri olduğunu bildiğimiz için sabırla diğer bölümleri bekleriz. Bilhassa Karlofça Antlaşması’ndan sonra Osmanlı’nın ‘düvel-i muazzama’dan yeri kalmadığını belirterek bundan sonraki sürecin eskiyi yakalama adına Batılılaşma serüvenine girişi olarak yorumlar. Burada çağdaşlaşmadan kastın modernleşme/ sekülerleşme olduğunun altını çizmeliyiz.

Yazının tamamını Okur’un 5. sayısında bulabilirsiniz: https://goo.gl/QhUxKc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar