Genel / Röportaj

Yenilik Yapanlar ve Yeni Bir Söz Söyleyenler Gelenekten Bahsedebilirler

Share this post

Ömer Erdem

Konuşan: Şeyma Subaşı

1967 Konya doğumlu olan şair Ömer Erdem, İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü mezunu. Aynı bölümde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamladı. Bir süre TRT’de çalıştı. Bir zamanların efsane dergisi Kaşgar’ı arkadaşlarıyla beraber çıkarttı. Karar Gazetesi’nde yazıyor. Kendisi ile şiiri, çocukluğu, dergiciliği, geleneği ve daha pek çok konuyu konuştuk.

İlk kitabınız Dünyaya Sarkıtılan İpler’de “Herkes bir ip sarkıtmış dünyayı bekliyor.” demiştiniz. “Dünyayı şiirle beklemeye” devam ediyorsunuz. Bir söyleşinizde bundan bahsederken küçük ayrıntılarda gizlenmiş olanı dert edinmek, büyük kopuştan duyulan o derin ızdırabı sağaltmak için yeni müzikler bulmaktan bahsediyorsunuz. O günden bugüne “dünyayı şiirle beklemek” cephesinde sizin adınıza değişen bir şey oldu mu?

Benim adıma değişen elbette bir şey yok. Ben kendi yolumun ısrarcısıyım. Ancak bu ısrarda sebat ederken hem yolu genişletmek hem de yollar açmak gerekir. Her kitabımda aday olduğum şey ilerleme fikridir. Çünkü bir toplumdaki ilerlemenin kristalize hali dilde ve şiirdedir. Yaşadığımız gerilim ise dildeki ilerleme ile zihniyetteki gerilim arasındaki güç dengesizliğinde düğümleniyor.

İlgili kitapta kaybetmek ve yitiklik teması ön planda. Hem yitikliği içinde kendi sesini bulmak, o kayıp yanlarından bir güzellik devşirmek isteyen hem de poetik olarak kabuğunu kırmaya çalışan bir genç şair portresi söz konusu. Evvel’ i inceleyip diğer eserleriniz ile mukayese ettiğimde poetik tavır açısından ve biçimsel anlamda daha farklı şiirlerle, ne yapmak istediğini bilen ve ayakları yere basan bir şairle karşılaştım. Kitaba ismini veren şiir başta olmak üzere küçük ayrıntıların şiirinizde ustalıkla yer edindiğini gözlemliyorum. Siz ne dersiniz?

Bu biraz cevizden ceviz ağacına bakmak gibi. İncirden incir ağacına, balıktan denize, rüzgardan havaya, gözden insana, kelimeden dile bakmak gibi. Ayrıntıda gerilir, toplanır, çiçeklenir, saklanır, birikir her şey. Önemli olan ayrıntıyı görmek değil ayrıntının işaret ettiği büyüğü duyurmaktır. Ben bunu yaşıyorum. Yaşadığımı esastan yazıyorum. Öteki tarafı araştırmacıların işi.

Son kitabınızdan gidelim istiyorum biraz da. Mekan ve coğrafya kavramlarının sizin şiirinizdeki önemini ortaya koyan bir eser İstanbul’a. Şiirlerinizi bu kitapta şehir, ev ve ülke kavramları üzerinden kuruyorsunuz. “Galata Köprüsünde” şiiri Cahit Zarifoğlu’nun “Sevmek de Yorulur” şiirini anımsattı bana. Şiirde İstanbul olarak ifade ettiğiniz erkek ve kadın karakterler sadece bir resimde yer almak için, bir kitabın arasında kurutup saklanacak bir çiçek olmak için mi varlıklarını sürdürüyorlar?

Bir şiir kendisini var ederken diğer şiirleri de ışıtır, ışıtmalı. Dil büyük bir bütünlük ve hayat onun sadece bir yüzü. Biz, bizi saran bir şiirle buluştuğumuzda, aslında o dilde yaratılmış diğer şiirlerle de buluşuruz, doğrudan ve dolaylı yolla. Bu demek ki sizde karşılık bulmuş. Hayat olmuş.

Söyleşinin tamamını Okur’un 11. sayısında bulabilirsiniz: bit.ly/2kuIOqy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Önerilen Yazılar