OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Yola Düşerken Yanımıza Hangi Kitapları Alalım?

Evden çıkarken yanınıza alacağınız en önemli dört şey nedir diye sorsak ilk üç sırada muhtemelen anahtar, telefon, cüzdan gibi ihtiyaçlar yer alırdı. Dördüncüsü ise kişinin hayat tarzına, zevkine, ihtiyaçlarına göre şekillenirdi. Okumayı salt entelektüel bir çaba gibi görmeyerek solunan hava kadar önemli kabul edenlerin vazgeçilmezi ise şüphesiz kitapları olurdu.

Her Hâlin Bir Kitabı Var

Kitap çeşitlerinin yakıştığı kendine has zaman ve zeminler vardır. Uyku öncesi, sabah erken vakitlerde, yorgunken, zinde hissettiğinde, duygusal hallerde, akademik bilginin öncelendiği durumlarda okunacak kitapların üslubu, çeşidi ve muhtevası değişkenlik göstermektedir. Bunların içine hareket halinde iken okunacak kitapları da dâhil etmezsek liste eksik kalır.

Uzun ya da kısa mesafeli yolculuklar yaparken dikkat dağıtıcı pek çok unsurla karşılaşıyoruz. Sayfalar arasında akan kelimelere, manalara odaklanmak sakin bir ortamdaki kadar kolay değil herkes için. Her türlü caydırıcı etmene rağmen bir kitap sizi zihninizden tutup içine çekiyorsa ne âlâ. Lakin bu her zaman mümkün olmayabiliyor. Kısa yazılardan oluşan, kelimeleri yormayan, net cümleler kuran, sade bir üsluba sahip hikaye, deneme, hatırat ya da röportaj kitapları yollar için biçilmiş kaftan gibidir.

Beşir Ayvazoğlu’nun Gel Söyleşelim Cümle Geçen Demleri isimli kitabı tam da bu ihtiyacı karşılayacak nitelikte. Biyografi dalında verdiği eserlerle tanıdığımız; kültür ve sanat dünyamızın velut kalemlerinden Ayvazoğlu’nun bu kitabı ister şehir içinde toplu taşıma araçlarında ister şehirlerarası yolculuklarda yanınıza hiç düşünmeden alabileceğiniz bir kitap. On beş bölümden oluşan eserde tarih, edebiyat, mimari, resim, kültür tarihi gibi muhtelif alanlarda farklı isimlerle yapılan röportajlar yer alıyor.

Okur-Göçer bağlamında bir anekdot…

Birkaç gün önce Marmaray’da Betül Soysal Bozdoğan’ın yeni kitabı DAİŞ elimde, okuyordum. Sol tarafımda ihtiyar denilecek yaşta bir hanım kitaba göz atmaya başladı. Sayfanın üzerinde hissettim bakışlarını. O an “Yüzünde göz izi var, sana kim baktı yârim” demek geçti içimden elimdeki kitaba.

Hanımefendi göz gezdirmekle kalmadı gözlüklerini çantasından çıkartıp gözlerine taktı. Sonra kitabı hanımefendiye biraz daha yaklaştırdım, “buyrun birlikte okuyalım” dedim. Böyle bir teklif beklemiyordu, başını kaldırdı gözlüklerinin üzerinden şaşkın şaşkın yüzüme baktı. Birbirimize aynı anda gülümsedik.

“İlgimi çekti, merak ettim” dedi. Kitabı tanıttım kısaca. Muhtevasından, tarzından, üslubundan ve tabii yazarından bahsettim. Yazarının TRT Haber Moderatörü olduğunu duyunca kendi yeğeninin de CNN Türk’te çalıştığından bahsetti. (Tam bir Türk geri dönüşü )

Bu sırada sağ tarafımda oturan hanım da muhabbete dahil oldu. DAİŞ hakkında bir kaç kelam etti. Biz hanımlarla okumak, yazarlar, DAİŞ üzerine konuşurken ayakta duran bir beyefendi de kendisini sohbete ait hissetti sanırım. “Kitap nasıl anlatıyor DAİŞ’i; iyi mi?” diye bir soru yöneltti. “Olur mu hiç, anlatılacak iyi bir tarafı var mı?!” diyerek cevapladım beyefendinin sorusunu. Beyefendi konu ile alakalı yorumlarıyla bu muhabbete katkıda bulundu.

Bu esnada sol tarafımda oturan ilk muhatabım yaşlı hanımefendi çantasından bir kitap çıkardı “bu yaşıma geldim hala kitapsız çıkmam” dedi. Biz bunları konuşurken Üsküdar’a gelmişti Marmaray. “Ne güzel; kitaplardan Kitab’a ulaşsın yolumuz” diyerek ayrıldım. Maksimum dokuz dakikada bedenlerimiz kıtalar arası bir yolculuk yaparken dimağlarımız dokuz dakikada devr-i alem yaptı.

Bu kısa seyahatte gündeme duyarlı, İslam’ı “yaban”a yâr etmeyecek duygu ve düşüncelerde olan farklı sosyal statü ve kimliklerdeki bir kaç kişi ile içinde halimizin, İslamiyetin, okumanın konu edildiği bir sohbetin çimentosu oldu bir kitap.

Kitaplardan Kitab’a ulaşsın inşaallah yolumuz…

Ayşe Yazıcılar ayseyazicilar@gmail.com

Okur-Göçer

Bu yazıyı paylaş
Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?