OKUR, Kitaplar Yalnız Kalmasın Diye Çıktı
 

Bilginin Halka Arzında Üniversite Yayıncılığı

Üniversite yayınevleri, hem kurum içi üretilen akademik çalışmaların sergilenmesi ve üniversite performansının gösterimi açısından bir vitrin görevi görürken hem de akademi alanındaki küresel rekabete de katkı sunabilir.

Hazırlayan: Mustafa Bozoklu

Üniversiteler modern anlamda bilginin üretildiği ve aynı zamanda toplumla paylaşıldığı yerlerdir. Üniversiteler bu faaliyetlerini büyük oranda tekel olarak yürütürler. Bunun karşısında ise özellikle sosyal bilimlerin farklı alanlarında, üniversitelerdeki akademik eğitimin bir alternatifi olma iddiasındaki popüler yayıncılık ve sistematik/metodolojik usulleri takip etmeyen bağımsız araştırmacılar yer alıyor. 

Popüler araştırmacılığın kitlesel olarak talebi daha yüksek olsa da toplumu yanlış bilgilendirme ve yönlendirme konusunda kaygı verici olduğunu göz ardı edemeyiz. Bu bağlamda üniversitelerin hem birbirleri arasında bilgi paylaşımı hem de bilginin topluma aktarılması amacıyla yayıncılık konusunda daha aktif olması gerekiyor. 

Üniversitelerin yayıncılık faaliyeti yürütmeleri, üretken yayınevlerine sahip olmaları bir diğer açıdan daha önem teşkil ediyor. Üniversite yayınevleri, hem kurum içi üretilen akademik çalışmaların sergilenmesi ve üniversite performansının gösterimi açısından bir vitrin görevi görürken hem de akademi alanındaki küresel rekabete de katkı sunabilir. Bu noktada özellikle Anglo-Sakson dünyadaki üniversitelerin yayınevlerinin bu üniversitelerin küresel olarak kazandıkları marka değerlerine olan katkısı inkar edilemez. 

Times Higher Education Dergisi tarafından akademik itibar, öğrenci-öğretim üyesi oranı, araştırmalarda öğretim üyelerine yapılan atıflar, uluslararası profesörler ve öğrenci sayıları gibi faktörlere göre sıralanan Dünyanın En İyi 10 Üniversitesinin 8 tanesi Amerika’da, 2 tanesi de Birleşik Krallık’ta bulunuyor. Dünyanın en büyük ve itibarlı üniversite yayıncılığının da bu üniversiteler tarafından yürütülüyor olması bir tesadüf mü? Yalnızca bu açıdan bakıldığında bile yayıncılık ve eğitim kalitesinin birbirini besleyen bir döngü olduğu görülebilir. Şayet ülkemizdeki üniversiteler de bu listede yer almak istiyorlarsa yayıncılık konusunu daha ciddi olarak ele almalı ve dünyanın en iyileri arasında sıralanan Harvard, Oxford, Stanford, Princeton, Yale, MIT veya Cambridge gibi köklü üniversitelerin bu konudaki tecrübelerinden faydalanmalıdır.

Britanya’da Üniversite Yayıncılığı

  1. Dünyanın En Büyük Üniversite Yayıncısı: OUP (Oxford University Press)

Oxford Üniversitesi’nin yayıncılık tecrübesi 16. yüzyıla kadar uzansa da esas olarak 17. yüzyıldan itibaren başlangıçta Kraliyet’in himayesi altında, daha sonra ise kurumsal açıdan bağımsız olarak faaliyet gösteren yayınevinin bugün 50’den fazla ülkede ofisi var. Türkiye ofisi ise 1994 yılından itibaren aktif çalışmaya başladı. 

Dünyanın en büyük üniversite yayıncısı unvanını taşıyan OUP, sadece akademik kitap değil çok sayıda dergi, ders kitabı, çocuk kitabı, ansiklopedi, sözlük ve özellikle İngilizce öğretim materyali de hazırlıyor. Güncel bilgilere göre yılda farklı formatlarda 6000’den fazla yayın yapılıyor. Bu yayınlarla 2021-2022 Yıllık Raporu’na göre 781,3 milyon sterlin ciroya sahip olan OUP’un ekonomik açıdan ulaştığı olağanüstü rakamlar, yayınevinin üniversiteyi küresel ölçekte taşıdığı yeri de göstermesi açısında önemli bir işaret. Zira yayınlarının %80 gibi yüksek bir oranı Birleşik Krallık dışına satılıyor. 

OUP’un ciro büyüklüğü onun akademik etkisi karşısında çok daha gölgede kalan bir gösterge. Her alanda olduğu gibi akademi de belirli trendleri takip ederek araştırmalarını bu trendlere yoğunlaştırır. Verdiğimiz rakamları da göz önüne aldığımızda bu trendleri belirleyenlerden birinin Oxford Üniversitesi ve onun en önemli toplumsallaşma aracı olan OUP olduğu konusunda sanırım pek çoğumuz hemfikiriz. Bugün özellikle Batı dünyasının dışına çıktığımızda herhangi bir yayının doğrudan Oxford Üniversitesi Yayınları’ndan basılmış olması dahi referans olarak alınması için yeterli görülüyor. Öte yandan dünyanın farklı bölgelerinde İngilizce eğitimi de OUP tarafından hazırlanan materyallerle gerçekleştiriliyor. İngilizce’nin kültürel hegemonyasının sürdürülmesi ve akademik araştırma konularında küresel tekeli ellerinde tutmaları açısından üniversite yayıncılığına gösterilen hassasiyet aşikar.

  1. Dünyanın En Köklü Üniversite Yayıncısı: CUP (Cambridge University Press)

16. yüzyılda kurulan Cambridge Üniversitesi Yayınları aynı zamanda dünyanın en eski yayınevlerinden birisi. OUP’da olduğu gibi başlangıçta öne çıkan yayınları daha çok İncil ve dua kitaplarıydı. Ancak sonrasında akademi ve edebi yayınlarıyla da ön plana çıkan CUP’un en meşhur yazarları arasında Isaac Newton, John Milton, Bertrand Russell, Ernest Rutherford, Noam Chomsky, Stephen Hawking gibi isimler bulunuyor. Bu isimlerden de anlaşılacağı üzere Cambridge’nin, Oxford’a göre kurumsal kapasitesi daha küçük ancak özellikle sosyal bilimlerin iktisat, felsefe, hukuk, tarih, siyaset, sosyoloji, antropoloji vb. alanlarında akademik niteliği yüksek yayınlar yapmasıyla ön plana çıkıyor.

2020-2021 Yıllık Raporu’na göre 400 milyon sterline yakın bir yıllık ciro yapan CUP’un, ciro büyüklüğü açısından daha zayıf kalmasının nedeni büyük olasılıkla OUP’un küresel ölçekte yoğun olarak kullanılan çevrimiçi veya basılı İngilizce öğretim materyalleri. Raymond Murphy tarafından hazırlanan English Grammar In Use gibi hem Türkiye’de hem dünyada tanınan eserler yayınlanmış olsa da OUP’un bu konuda dil eğitiminin tüm süreçlerini kapsayacak sistematik materyallere sahip olduğu ve bu nedenle daha çok tercih edildiğini söyleyebiliriz. 

Bugün adını Türkiye’de de sıkça duyduğumuz pek çok Türk akademisyen Osmanlı araştırmalarını dahi Oxford, Cambridge gibi üniversitelerde yürütmekte, yaptıkları araştırmalar İngilizce olarak yayınlanmakta ve yakın tarihimize yönelik bu çalışmalardan bizler ancak tercüme edilirlerse istifade edebilmekteyiz.

Amerika’da Üniversite Yayıncılığı

Amerika’da üniversite yayıncılığı Britanya’ya kıyasla görece daha genç yaştadır. Harvard Üniversitesi Yayınları (HUP) 1913’te, Yale Üniversitesi Yayınları (YUP) 1908’de, Princeton Üniversitesi Yayınları (PUP) 1905’te, Stanford Üniversitesi Yayınları (SUP) 1891’de ve MIT Press ise 1962’de kuruldu. 

Britanya merkezli Oxford ve Cambridge üniversiteleri akademik yayınların yanında çok yoğun bir şekilde İngilizce başta olmak üzere farklı dillere yönelik eğitim-öğretim materyali hazırlayarak eğitim sisteminin tüm aşamalarına hitap ederken Amerika’daki bahsetmiş olduğumuz üniversiteler üst sınıf akademik araştırmaların gerçekleştirildiği yerler olarak ön plana çıkıyor. Yıllık ciroları da OUP ve CUP ile kıyaslandığında oldukça düşük seyreder. Bu nedenle bu üniversitelerin yayınevlerinin içerikleri de görece ilgili alanlardaki araştırmacılar nezdinde popüler nitelikte. Ancak bu durum salt akademiye yönelik yayınlar yaptıkları için yayınevlerinin dar kapsamda faaliyet gösterdikleri şeklinde anlaşılmamalı. Zira bugün adını Türkiye’de de sıkça duyduğumuz pek çok Türk akademisyen Osmanlı araştırmalarını dahi bu üniversitelerde yürütmekte, yaptıkları araştırmalar İngilizce olarak yayınlanmakta ve yakın tarihimize yönelik bu çalışmalardan bizler ancak tercüme edilirlerse istifade edebilmekteyiz.

Bu bahsettiğimiz akademisyenlerden tarih alanında Cemal Kafadar’ı, iktisatta Daron Acemoğlu’nu, edebiyatta Orhan Pamuk’u veya biyokimya alanında Aziz Sancar’ı zikredebiliriz. Aralarında ikisi Nobel Ödüllü olan bu yazar/araştırmacıların (Daron Acemoğlu’nun da Nobel ödülü alması bekleniyor) makalelerinin üniversitelerin süreli yayınlarında, dergilerinde veya farklı platformlarında İngilizce olarak yayınlanıyor olması ülkemiz açısından maalesef büyük bir kayıp. Burada zikrettiğimiz isimler büyük ölçüde medyada tanınan isimler. İsmi göz önünde olmasa da bu üniversitelerin laboratuarlarında dahi pek çok Türk bilim insanı hala küresel olarak ses getirecek çalışmalarına devam ediyor.

Ekonomik ve bürokratik zorluklar üniversite yayıncılığının zayıf kalmasında öne çıkan engeller olmalı ki en köklü devlet üniversitelerimiz arasında yer alan Ankara, İstanbul ve Marmara Üniversitesi, vakıf üniversitesi olup idari yapısı daha esnek olan Koç ve Bilgi Üniversitesi’nin gösterdiği görece başarılı performansı gösteremiyor.

Türkiye’de Üniversite Yayıncılığı

Türkiye’de üniversite yayıncılığı Britanya ve Amerika’daki muadillerine göre çok yakın dönemlerde başlanmış, bu nedenle henüz yayın politikası yerleşmemiş ve gerek ekonomik gerek bürokratik aksaklıklar nedeniyle dalgalı seyir izleyen bir yapıya sahip. Ekonomik ve bürokratik zorluklar üniversite yayıncılığının zayıf kalmasında öne çıkan engeller olmalı ki en köklü devlet üniversitelerimiz arasında yer alan Ankara, İstanbul ve Marmara Üniversitesi, vakıf üniversitesi olup idari yapısı daha esnek olan Koç ve Bilgi Üniversitesi’nin gösterdiği görece başarılı performansı gösteremiyor. 

  1. Devlet Üniversitelerinin Zayıf Yayıncılık Performansı

Ankara Üniversitesi Yayınları 2010 yılında kurulmuş ve halihazırda rakamsal olarak dikkate alınamayacak kadar az sayıda kitap yayınlamıştır. Marmara Üniversitesi Yayınları’nın kuruluş tarihine ulaşamadık ancak 1984 yılında ilk kitabını yayınlamış gözüküyor. Aradan geçen 38 yıl içerisinde yalnızca 450 kitap ve 37 akademik dergiyi yayın dünyasına kazandırmıştır. 

Devlet üniversiteleri içerisinde yayıncılık konusunda nispeten daha atılım içerisinde olan ise İstanbul Üniversitesidir. Üniversite Rektörü Mahmut Ak 2021 yılında Yeni Şafak’a verdiği bir röportajda, 2017’de geliştirilen “Uluslararası Akademik Yayınevi Geliştirme Projesi” ile “İstanbul University Press” adı altında yayına başladıklarını ve bu konuda uluslarası muadillerini yakından takip ettiklerini ifade ediyor. Yoğunlaştıkları konuların yayın tedariği, içerik kalitesi, uluslararasılaşma ve indekslerde taranma olduğunu ifade eden Ak, önceliklerinin elektronik yayıncılık olduğunu vurguluyor. Özünde Mahmut Ak’ın yaklaşımı üniversite yayıncılığının geliştirilmesi açısından uluslararası rakipleriyle mukayese ettiğimizde oldukça yerinde. Fakat henüz IUP’un yayıncılık alanında ciddi bir katma değer ürettiğini söylemek de zor. Marmara ve Ankara Üniversitesi bu alanda henüz uluslararası bir girişimde bulunmamış olsa da İstanbul Üniversitesi’ni değerlendirebilmek için zamana ihtiyaç var gibi gözüküyor. 

Görüldüğü üzere kağıt üzerinde üç büyük devlet üniversitemizin üçü de yayınevine sahip ancak kitap sektöründe görünürlükleri hala yok denecek kadar az. Süreli yayınlar konusunda fakültelerin köklü dergileri olsa da bu yayınları sistematik bir üniversite yayıncılığı bağlamında ele alamıyoruz. Öte yandan şu ana kadar olan değerlendirmelerimiz daha çok kitap ve makale yayımı üzerine. Amerika ve Britanya örneklerinde sıkça vurguladığımız eğitim-öğretim materyalinin üniversite yayınevleri bünyesinde hazırlanma olgusu ise henüz hiç gündeme alınmış değil. 

Son olarak; üniversite yayıncılığı konusundaki devlet üniversitelerinin bu eksikliğinin, yüksek lisans ve doktora düzeyindeki araştırmacıların, çalışmaları hiçbir görünürlük kazanmadan veya hiç okuyucuya ulaşmadan unutulacağı algısı üzerinde etkili olduğunu da not etmeliyim. Maliyet sorunları nedeniyle popülist yayıncılığı her zaman ön planda tutan Türk yayıncılık sektörünün karşısında, araştırmacılar ve öğrenciler için kar amacı gütmeyen üniversite yayınevlerine olan ihtiyaç gün geçtikçe artıyor. Yine bu konuyla bağlantılı olarak, üniversitelerin ürettikleri katma değer sergileyecekleri yayınevlerinin yokluğu, bu üniversitelerin performanslarının denetlenebilirliğini de önemli ölçüde gölgelediğini belirtmeliyim.

  1. Vakıf Üniversitelerinin Yayıncılık Atılımları 

Bahsettiğimiz üzere Türk üniversiteleri arasında vakıf üniversitelerinin yayıncılık performansı çok daha iyi düzeyde. Performans göstergesi olarak yayınların içerik zenginliği ve niteliğini, editöryal kalitesini, tasarım inceliklerini, sektörde görünürlüklerini ve tercüme faaliyetlerindeki seçiciliği örnek alabiliriz. Bu göstergelere göre en dikkat çekici yayınevleri ise başta Bilgi Üniversitesi Yayınları ve daha genç yaşta olan Koç Üniversitesi Yayınları. 

Bilgi Üniversitesi Yayınları, üniversitenin akademisyen kadrosuyla da oldukça şöhret kazandığı zamanlarda, yani 2000 yılında Fahri Aral tarafından kuruldu. Fahri Aral ismi çok önemli, zira yayıncılık alanında kurucu isimler yayınevinin uzun soluklu yol haritasını belirlemek ve prestijini artırmak noktasında hayati öneme sahiptir. Fahri Aral’ın Bilgi Üniversitesi’nden önce 1982’de İletişim Yayınları’nın kuruculuğunu (16 yıl İletişim’de çalıştı) ve akabinde Sabancı Üniversitesi Yayınları’nın kurucu yönetmenliğini yaptığını düşünürsek nasıl bir tecrübeyi buraya aktardığını daha iyi anlayabiliriz. 

Kurulduğu günden beri yayıncılık faaliyetlerini kesintisiz sürdüren Bilgi Üniversitesi’nin 700’ü aşkın yayını bulunuyor. 2017 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “En İyi Kamu Yayıncısı” olarak seçilen Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın yayıncılık çerçevesinde daha çok Osmanlı Çalışmaları, Göç Çalışmaları, İktisat, Siyaset Bilimi, Psikoloji, Felsefe, Sosyoloji ve Sanat bulunuyor. Ergun Özbudun, Serap Yazıcı, Ahmet Arslan, Cemil Oktay, Feroz Ahmed, David Harvey, Michel Foucault gibi alanlarında ağırlıkları olan meşhur akademisyenlerin kitapları doğrudan veya tercüme yoluyla Bilgi Üniversite Yayınları tarafından okuyucuyla buluşturuldu. Son zamanlarda ise bilgi ve teknoloji alanında yayınlarını çeşitlendirmeye gayret eden Bilgi Üniversitesi Yayınlarının aynı zenginliğe süreli akademik yayınlar konusunda sahip olduğunu söyleyemeyiz. 2020 yılında yayın hayatına başlayan Reflektif adında hakemli bir dergi dışında Bilgi Üniversitesi’nin dikkate değer bir dergicilik faaliyeti yok. Öte yandan maaliyetlerini de düşürmelerinde yardımcı olması adına elektronik yayıncılık konusunda çalışma yapmalarını tavsiye ediyoruz. 

Bu eksikliklere rağmen, Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan Cem Tüzün Yeni Şafak’a verdiği röportajında, “(…) üniversitelerdeki yayınevleri, Anglosakson dünyada olduğu gibi bağımsız bir yapıya büründüğü takdirde, daha nitelikli, daha çok kişiye ulaşan, bürokratik süreçlerde boğulmayan bir yapıya ihtiyaç duymaktadır.” sözleriyle bu konudaki küresel anlayışın ve gelişmelerin ne kadar farkında olduklarını da bizlere gösteriyor.

Türkiye’deki üniversite yayınevleri arasında Anglo-Sakson yayıncılığına benzer şekilde içerik üreten en inovatif girişim Koç Üniversitesi’nden geldi. Koç Üniversitesi Yayınları, 2010 yılında ünversite yayıncılığındaki eksikliği doldurmak amacıyla kuruldu. Bugüne değin 300’ü aşkın yayınla faaliyetlerine devam etse de asıl önemli olan yayınevinin sahip olduğu vizyon. Bu vizyonu anlamak için en başta oldukça orijinal olan kapak tasarımlarına bakabiliriz. Fakat bunun ötesinde Burasının Bilgisi, Uçbeyleri, Maddiyat, Tuhaf Etki gibi genel disiplinlere ait akademik bilgiyi genel okur kitlesine ulaştırmak ancak bunu yaparken “radikal demokrasi yaklaşımını, çağdaş sanat dünyasının sorunlarını, mülkiyetsiz yapıp yapamayacağımızı, hayvanlarla insanların ortaklaşa yaşadığı bir toplumun temel ilkelerini, uygarlık dediğimiz şey yıkılırsa sıfırdan nasıl başlayabileceğimizi, küresel ısınmanın arz dengesini, toplumsal adaletin nasıl kurulması gerektiğini, genç olma takıntımızın sonuçlarını, acının tarihini, insanlığı nasıl bir genetik geleceğin beklediği” gibi ayrıksı konuları ön plana çıkarmak gibi bir yayın politikasıyla hareket ettiğini de vurgulamalıyız. 

Birkaç ay öncesine kadar KÜY’de yayıncılık yapan Rana Alpöz’ün, “Kurgu dışı yayıncılığın en önemli aktörleri üniversite yayınevleridir. Akademide üretilen bilgiyi hem camiaya hem de genel okura ulaştırmak temel amaçlardan biridir. Buradaki en büyük zorluk bu bilginin akademi dışında da yaygınlaştırılmasıdır. Bunun için hem yazarlar hem de okur tarafında zorluklar vardır. Yazarlar akademik dil kullanımına yatkın oldukları için geniş kitlelere uygun dilde yazmakta zorlanabilirler. Benzer şekilde okur da bu tür kitapları zor ve anlaşılmaz bularak belli bir önyargıyla baştan reddedebilir. Bilginin tüm toplumda yaygınlaştırılabilmesi için bu zorluğun aşılmasında üniversite yayınevlerine görev düşüyor.” sözleri KÜY’ün toplumsal açıdan üstlendiği fonksiyonu ne kadar iyi özümsediğini gösteriyor.

Koç Üniversitesi Yayınları sadece Türkçe değil dikkate değer sayıda İngilizce yayına da sahip. Ancak BÜY’de olduğu gibi burada da süreli yayınlar başta olmak üzere yayıncılığın diğer trendlerinde büyük bir eksiklik söz konusu. Genel olarak vakıf üniversitelerinin, devlet üniversitelerinin zengin süreli yayıncılığına karşın oldukça geride kaldığını da not etmeliyiz.

Yazının tamamını Okur’un 28. sayısında bulabilirsiniz: https://www.okurdergisi.com/okuru-nerede-bulabilirsiniz/

Henüz yorum yok...

Yorum yapmak ister misiniz?